16 Nisan 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
İbrahim Altun

İbrahim Altun

09 Nisan 2021 Cuma

En büyük beddua: “Allah, ne muradın varsa versin!”

En büyük beddua: “Allah, ne muradın varsa versin!”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şöyle biraz derinlemesine düşününce “Doğru bildiğimiz ne çok yanlış varmış!” diyoruz şu fani dünyamızda.

Bazen tek bir harfin fazlalığı, bazen bir hecenin noksanlığı, bazen bir tek kelimenin unutkanlığı öyle büyük yanlışların ve yanlış anlaşılmaların müsebbibi oluyor ki ancak dikkatlice bakınca fark edip anlayabiliyoruz orada yapılan hatayı. Bu hatalar, yalnızca mikroskopla görülebilen tehlikeli ve sinsi virüsler gibidir. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan ve sadece mikroskopla yakından bakıldığında görülebilen bu sinsi virüsler, küçük olmalarına rağmen tahrip dereceleri yüksek, tehlikeli düşmanlardır. Vücuttaki bu sinsi virüsler, kesinlikle gizlendikleri ayrıntılarda bulunmalı, incelenmeli, tanınmalıdır ve vücuda zarar vermeden oradan bir an evvel söküp atılmalıdır.

Evet, her ayrıntı bir hakikatin aynasıdır.

Madem hakikati göreceğimiz aynalar ayrıntılarda saklıdır; o halde gelin, hep birlikte ruhumuza işleyen, dilimize yapışan yanlış söylemlerimize o hakikat aynasından bakalım. Hikmet mikroskobunun merceğinden bakarak hak ve hakikati anlayalım, doğruyu yanlıştan ayırıp hakkı batıldan ayıklayalım.

Haydi, gelin doğru bildiğimiz yanlışları düzeltmeye çok büyük bir dua zannettiğimiz ama özünde büyük bir bedduayı içinde barındıran şu sözle başlayalım;

“Allah, ne muradın varsa versin!”

Aman Allah’ım kulağa ne hoş geliyor bu söz. Değil mi ki bu sözü duyunca büyük bir duaya muhatap olmuşçasına gönülden bir “Amiiiiiin” yükselir dudaklarımızdan.

Oysa biraz dikkatlice düşünürsek ve hakikatin aynasından bakarsak bilmeden fark etmeden nasıl kötü bir bedduaya “Amin” dediğimizi anlayacağız.

Evet, birine “Allah ne muradın varsa versin” demek, belki de o kişiye yapılacak en büyük bedduadır.

Değil mi ki insan, adı nefs olan şeytanın kendisiyle oynadığı bir çocuktur aslında. Sadece iyilik dilemez, kötülük de diler elbet!

Sahi insan, ne çok murat taşır; Haktan ırak, hilkate düşman!

Sonra insanda ne çok murat vardır; hayırdan uzak, sonu hüsran olan!

Şöyle bir düşünelim!

Mesela en büyük muradı, şehvetle baktığı birinin ırzına geçmek, namusunu kirletmek olan arsız birine bu duayı ettiğinizi bir hayal edin. Ya da masum birinin canına kast etmeye ve kanını akıtmaya niyet eden bir caniye bu sözü söylediğinizi düşünün yahut milletin kanına girecek, toplumun ahını alacak kirli işler peşinde koşarak kısa yoldan zengin olmaya çalışan vicdan yoksunu bir zehir tacirine bu duayı ettiğinizi düşünün bir kere. Sonuç ne olur sizce. Tabi bu örnekleri çoğalttıkça çoğaltabiliriz.

Velhasılıkelam kötü insanların kötü muratları olduğu gibi bir de iyi insanların da kendilerine kötülük getirmesi muhtemel hayırsız muratları da olabilir. Bu yüzden birine “Allah ne muradın varsa versin” demek yerine o kişiye, “Allah, hayırlı ne muradın varsa versin!”  demek daha doğru ve hayırlı bir dua olacaktır.

Hayır dileyen, hayır dilenen ve hayır gören insanlardan olmak duasıyla…

Allah, hayırlı ne muradınız varsa versin!

Hayırla kalın dostlar.

İbrahim ALTUN

Devamını Oku

Hurdaya çıkarılan seslerimiz

Hurdaya çıkarılan seslerimiz
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kısa bir ömrün hikayesiydi bizimkisi; ama her nedense hep nota bilmezlerin elinde tükenerek bitirdik ömür denilen sermayemizi.

Her dem gönül tellerimize dokunan ellerden bir gün güzel bir ses çıkacak ümidiyle bekledik durduk yıllarca ve en güzel şarkıları haykıracağımız o tatlı günlerin hayaliyle demledik düşlerimizi.

Sonu gelmeyen acı bekleyişlerimizin hırçın dalgalarının vurduğu kıyılarda durduk hep. Ne çok ıslandık, ne çok üşüdük; canımıza buz kesen bu soğuk kıyılarda. Ama yine de üşütmedik düşlerimizi ve daim sıcacık tuttuk en içten gülüşlerimizi.

Belki filizlenir umuduyla göz yaşlarımızla suladık, yarınlarımızın çorak toprağını. Değil mi ki her umut, buğulu bir çift gözün rahmet damlalarına aşık, kıraç bir toprağın koynunda saklıydı. Can suyunu canımızla vermeden yeşerip çıkmazdı oradan.

Çok iyi biliyorduk; notasını yakalayınca hayatın, dokununca bamteline ne de güzel sesler çıkacaktık oysa …

Sahi şu hayat kargaşasında bilmediğimiz ne çok şey vardı; ama bildiğimiz hem de çok iyi bildiğimiz bir şey de vardı elbet!

Ruhumuzda özenle büyüttüğümüz ve yürek değirmenimizin tekerleğinde gece gündüz demeden ciğerlerimizle öğüttüğümüz o güzel seslerimiz!

Evet,

Seslerimiz vardı;

Bamteline dokunacak maharetli bir el arayan ve o elin hasretiyle yanıp kavrulan seslerimiz…

Seslerimiz vardı;

Bağrındaki tellere tutunarak yaşayan, taşı bile dile getirecek notalarının ardına saklanan seslerimiz…

Seslerimiz vardı;

Soğuk ve bir o kadar hırçın dalgalara inat; umudun ve sevdanın kıyılarından ayrılmadan sıcak bir gönlün ince dokunuşlarını özlemle bekleyen seslerimiz…

Seslerimiz vardı;

Sessizliğin sesine bürünen, sessizliğe sessizce gömülen o güzel seslerimiz…

Ah, seslerimiz!

Ah, kendimize bile duyurmaya kıyamadığımız o içten seslerimiz!

Ah, o kimselere duyuramadığımız, ruhunu doyuramadığımız sahipsiz, kimsesiz seslerimiz!

Ah, o nota bilmez cellatların ellerinde can çekişen inim inim inleyen seslerimiz!

Nice anlamsız ses uğruna vurup durdular telimize. İlkin bir çirkin ses için bam telimizi kopardılar.

Derken…

Diğer tellerimiz de koptu bir bir…

Susturdular!

 “Aşk” diye haykıran tellerimizi…

Susturdular!

Gönlümüze kördüğümle bağlı olan dillerimizi…

Susturdular!

O tatlı düşlerimizi, o içten sıcacık gülüşlerimizi…

Susturdular! Bestesiz bıraktılar türkülerimizi…

Çok sonra…

Tozuna üfleyip ruhumuzun hurdaya çıkardılar, seslerimizi

Değil mi ki nota bilmezlerin eline düşen her sesin kaderi, hurdalıkta ölmekti.

Şimdi yine yeniden sessizce bekliyoruz, hurdalıklarımızda. Belki bir gün nota bilen sıcak bir gönlün eli uzanır ellerimize… Sonra onarır tellerimizi ve  ince ince dokunur, titretir bamtelimizi. Aşkla çağırır, umutla diriltir sesimizi diye bekliyoruz yine ümitle!

Kaderimiz de kederimiz de beklemek ne de olsa!

Hem alışığız artık; bize aşık olan, sonu olmayan beklemelere…

Dedim ya! Bekliyoruz sadece.

Öylece, sessizce…

Belki, beklenen gelir diye…

İbrahim ALTUN

Devamını Oku

Gelin kendimizi hakka davet edelim

Gelin kendimizi hakka davet edelim
0

BEĞENDİM

ABONE OL

On bir ayın sultanı olan Ramazan-ı Şerife artık iyice yaklaştık.

Ramazan’ın yaklaştığını muştulayan ve yüreklerimizi huzuru rahmana çağıran kutlu günleri bir bir geride bıraktık.

Şeytanların zincire vurulduğu, cennet ve rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı bu mukaddes ayda haydi gelin, kendimizi hakka davet edelim!

Gelin bu mübarek aylarda nefsi nefsi demeyelim.

İslam aleminin ve insanlığın düştüğü şu aciz ve perişan hale yanalım. Maddi dünyamızı saran ve bedenimizi esir alan virüslerden arınmaya çalıştığımız gibi manevi dünyamızı sarsan ve kalplerimizi siyaha çalan nefsi virüslerimizden de arınmaya çabalayalım.

İşte bakın! Ruhlarımız, nasıl da parça parça, bölük pörçük…

Yüreklerimizi kin, nefret, öfke, hiddet ve şiddetin vahşet saçan yurduna dönüştürdük.

Veyl olsun ki İslam’ın aydınlık yüzünü senlik benlik davalarımızın kirli ve kapkara perdesinin ardına gizledik.

O yüce “ALLAHU EKBER” zikirlerini canilerin KAN ve ZULÜM kokan ağızlarına terk ettik. Zulme suskun, eğlenceye vurgun yaşadık. Heyhat nasıl da aldandık!

Zalimlerin zulüm çizmesi altında inim inim inleyen, ESARET-İ ZULÜM altında acısı ve sancısı bir dem olsun dinmeyen nice mazlum ve masum, zulumatın içerisindeyken ve insanlık, karanlık hırsların bataklığında boğulurken bu mübarek günlere  “Rabbim bana şunu ver, rabbim bana bunu ver” diyerek girmekten edep edelim.

Haydi gelin yüreklerimizi, Yusuf’un, Eyyup’un, Yunus’un ateşiyle tutuşturalım.  O yüce gönülleri, kurtuluşa erdiren yakarışlarla yakaralım.

Ey yalnızlığın kör kuyusuna terkedilen Yusuflara, “Ben varım” fermanıyla imdat eyleyen Rabbimiz!

Ey dipsiz sularda, karanlık okyanuslarda çaresiz kalan Yunus’ları balığın karnından seluselamete çıkaran Rabbimiz!

Ey hastalıkla boğuşan, acılarla kıvranan Eyyup’lara Şafi ismiyle şifa dağıtan Rabbimiz!

Eğer bize vereceksen kereminden;

Kin denizine dönen kalbimize merhamet ver!

Eğer bize vereceksen;

Adını çoktan unuttuğumuz insanlığımızı ver!

Eğer vereceksen;

Senden gayrısına eğilmeyen baş ver

Adın anıldığında titreyen kalp ver!

Günaha değmeyen, edep eden göz ver!

Yalan bilmeyen, daima doğru söyleyen bir dil ver!

Eğer vereceksen;

Hakkı işiten hakikati dinleyen kulak ver!

Haram yemeyen ağız, zulmetmeyen el ver!

Hak hukuk çiğnemeyen, daim hakka yürüyen ayak ver!

Eğer vereceksen bize;

Affedici, kucaklayıcı bir ruh ver

İyilik çoğaltan, hayırda yarışan ihlaslı bir can ver

Eğer vereceksen bize;

Seni anlayan, seninle yaşayan idrak ver!

İlmin yolunda iştiyak, bilimin yolculuğunda merak ver!

Ey sonsuz kerem sahibi rabbimiz! Eğer vereceksen bize;

Sevgi ver, merhamet ver,

Barış ver, huzur ver

Akıl ver, izan ver…

Haydi gelin bu nidalarla inleyelim.

Kendimizi ve nefsimizi Hakka davet edelim!

Bu karanlık esaretten beraatımızı böylece isteyelim.

Madem geceler, gündüzlere gebedir o halde gelin gecelerimizde ruhumuzun ve ufkumuzun gündüzlerini arayalım ve karanlıktan aydınlığa açılan kapıları dualarımızla aralayalım.

Ruhumuzu ayaza kesen soğuk gecelerden kurtularak gündüzlere kavuşmak ve iyilik dolu yarınlarda yarınlara ulaşmak duasıyla…

Dua ve muhabbetle kalın.

En güzele emanet olun inşallah.

İbrahim Altun

Devamını Oku

Hepimiz oradaydık!

Hepimiz oradaydık!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2010 yılının soğuk bir kış mevsimiydi. Sıcak insanların diyarı Batman ilimize bağlı Kozluk ilçesine öğretmen olarak atanmıştım. Kozluk, bir kartal yuvasını andıran Hazo kalesine sırtını dayamış, Pisyar çayının bereketli sularını kucaklamış küçük, şirin bir ilçeydi.  O zamanlar çiçeği burnunda genç bir öğretmendim.

Ara ara öğrenci velilerini evlerinde ziyaret eder, gönülden gönüle giden kapılar aralardık sohbetlerimizde. Aynı böyle bir ziyaret için Bekirhan kasabasına gitmiştim. Orada asırlık bir çınarla tanışmış ve o koca çınardan ruhumu titreten, benliğimi sarsan bir türkü işitmiştim. Bu türkü, daha önce hiçbir yerde duymadığım bir türküydü. Fakat beni etkileyen şey, bu türküyü daha önce dinlememiş olmam değildi; zira bu ezgi, Çanakkale’ye dönmemek üzere giden şanlı askerlerden kalan Kürtçe bir marştı.

O eser, Çanakkale Destanını kanıyla canıyla yazan atalarımızdan kalan kutsal bir emanetti bize; ama ne yazık ki bu kutsal emaneti o koca çınar dışında çok az kişi biliyordu. Sonradan o türküyü kayda almak için kasabaya tekrardan gitmiş ne yazık ki aldığım haber dünyamı başıma yıkmıştı. Zira o asırlık çınar hafızasındaki o kutsal emanetle birlikte bu dünyadan göçüp gitmişti. Koca bir hazineyi tam bulmuşken onu bir anda yitirmiş olmanın acısını uzun süre içimden atamadım.

Derken…

Bir 18 Mart günü televizyonu açtığımda daha önce o nur yüzlü dededen duyduğum Kürtçe marşla karşılaştım. Benim gibi tesadüfen bu marşı bilen yaşlılarla karşılaşan bir ekip, marşın izini sürüp tümüne ulaşmışlardı. Ulaşmakla da kalmamış çok güzel bir kliple o kutlu marşı, seslendirmişlerdi. Ruhumun nasıl titrediğini, o an neler hissettiğimi inanın anlatamam.

Evet, hepimiz oradaydık. Her zaman her yerde olduğumuz gibi.

Çanakkale, biz mirasyedi yaramaz çocuklar tarafından unutulan o ulvi kardeşliğin gerçek destanıdır.

Çanakkale; Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla ve Çerkez’iyle koca bir ümmetin tek millet olup yedi düvele “Çanakkale geçilmez!” diye haykırdığı yerdir.

Çanakkale, bir hilal uğruna nice güneşlerin battığı yerdir.

Çanakkale, düğüne gider gibi ölüme giden onbeşlilerin mezarsız ve kefensiz yattığı yerdir.

Çanakkale, küffarın denize hüsranla battığı yerdir.

Çanakkale, Diyarbakır’ın, Ağrı’nın, Çankırı’nın, Bağdat’ın Halep’in kalbinin bir olarak attığı yerdir.

Çanakkale; Türkün, Kürt’ün, Arap’ın, Çerkez’in, Laz’ın omuz omuza çarpışıp yan yana yattığı yerdir.

Çanakkale, Alevi’si, Sünni’si tüm canların “Vatan!” deyi inleyip ağlaştığı yerdir.

Çanakkale, himmeti milleti olan ümmetin en kanlı ve şanlı zaferini tattığı yerdir.

Çanakkale, imanın imkana galebe çaldığı yerdir.

Yardan, candan serden geçilir de “ÇANAKKALE’DEN GEÇİLMEZ!” sevdasının hafızalara kazındığı yerdir.

Başta da dedim ya Çanakkale, bugünkü mirasyedi yaramaz çocukların elinde can çekişen o ulvi kardeşlik destanının yazıldığı yerdir.

Çanakkale; dün geçilmedi; bugün de yarın da asla geçilmeyecek İnşaallah. Yeter ki ecdadımız gibi kardeş olalım. Birbirimizin canını, malını, namusunu kendi canımız, malımız, namusumuz gibi koruyalım. Birbirimize sımsıkı sarılalım tıpkı Çanakkale’de destanlar yazarken sarıldığımız gibi.

Bu vesileyle başta Çanakkale’de imanlarıyla destan yazan kahraman ecdadımız olmak üzere; Rus harbinde Taşlıçay Dêrê’de Ruslarla yapılan harpte şehit düşen dedelerim Başimiyan alay komutanı  Miralay Nado Bey’i, kardeşi Bedo Bey’i, kuzenleri Hüseyin ve Yusuf Bey’i ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anıyorum. Ayrıca Rus ordusuna cephanelik taşıyan ikmal trenini bedeniyle durdurup imha ederek büyük bir kahramanlık örneği gösteren, anne tarafından dedem Gur Heso’yu (Kurt Hasan) ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Onların torunu olmanın gururu ve onuruyla “Hepimiz Oradaydık!” diyerek kardeş ruhlarımıza not düşüyorum.

Bu vatan bizim, bu vatan hepimizindir.

İbrahim Altun

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.