H.İbrahim Çoraklı, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

27 Temmuz 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:08
İstanbul 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
H.İbrahim Çoraklı

H.İbrahim Çoraklı

26 Temmuz 2021 Pazartesi

İnsan ve Eşya

İnsan ve Eşya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Koca koca gökdelenler. Nasıl tasarlandığı, nasıl planlandığı, nasıl imar edildiği, nasıl yapıldığı akıllara zarar. Yetmiş beş katlı rezidansın seyir terasından bakınca aklımdan neler geldi neler geçti.

Devasa yapının betonunu düşündüm. Dağlardan çıkarılan taşların işlendiği fabrikalarda yüzlerce insan ve makinalar gece gündüz çalışarak çimento üretiyor. Üretilen tonlarca çimento çeşitli işlem ve kimyasallarla betona dönüşerek dev yapıları oluşturuyor.

Bu yapıların elektrik aksamı için üretilen kablolar, demirler, seramikler camlar vs. Hepsi çok büyük zaman harcanarak, çok büyük çalışmalar yapılarak, onlarca mühendisker kafa yorarak ve insan emeği harcanarak ortaya çıkmış eserler.

Binalar yapmak, insanların başta konut ihtiyacını karşılamak elbette yanlış değil. Yanlış olan binaları bu kadar önemli görüp, binaları kullanacak insanı önemsiz görmek. Amaç ile aracı yer değiştirmek çok büyük hata. Ve bu hatanın farkında olamamak ne büyük kayıp diye düşünmeden edemedim.

Hani derler ya; “Eskiden insanlar sevilir eşyalar kullanılırdı. Şimdi ise eşyalar sevilip insanlar kullanılıyor. “ Maalesef bizdeki durum tam da böyle.

Eşyayı sevip insanı kullanılacak bir meta olarak görmek, ya da bu yanlışı görememek ne büyük bir körlüktür, inanın anlaşılır gibi değil.

Bunu görememenin küçük bir sonucunu şöyle anlatayım.

Bir tanıdığımın davetiyle ultra lüks diye tabir edilen binada birkaç saat geçirdim.  Son derece modern binanın muhteşem manzarasına hakim konutundayız.

– Maşallah eviniz ve manzarası çok güzel İsmet Bey.

– Hocam, evin manzarası güzel de benim manzaram güzel değil.

– Hayrola?

– Oğlum, sürekli depresyon halinde. En etkili psikolojik ilaçları kullanmasına rağmen mutlu değil. Onu öyle görünce de tadımız tuzumuz kalmıyor. Keşke hiçbir şeyimiz olmasaydı da huzurumuz olsaydı.

Yüksek katlı binalarda yaşamak, maalesef yüksek kalite huzur getirmiyor. Zenginleşmek ile gelişmek aynı şey değil. Örneğin petrol sayesinde Arap ülkeleri zenginleşmiş ancak gelişmemiş toplumlardır.

Öncelediğimiz şeyin örnekleri ortada. Yeniden denemeye gerek yok.

Bunu başta halkımıza, bizi yöneten idarecilerimize, bize yön veren eğitimcilerimize, hocalarımıza söylemek gerekir. Neyi, niçin, neden öne aldığımıza bakmamız gerekiyor.

Sokağın hali de, sokaktaki yaşamın dili de çok katlı binadan farksız.

On bin liralık akıllı cep telefonu kullanan akılsız gençlerin on paralık mevzular yüzünden nasıl çirkinleştiğini, on kuruş menfaat için paha biçilmez değerlerden bir anda nasıl vaz geçtiğine hep beraber şahit olmaktayız.

Ulvi değerler, yüce gönüller, sanatsal kabiliyetler, derinlik sahibi insanlar filan hepsini toprağa gömmüşüz. Dedelerimizle birlikte yerin altında kalmışlar.

Bedenini metrelerce yükseğine çıkaran insan ruhunu aşağılara indirmiş. Biri yukarı diğeri aşağı göçmüş.

Ve maalesef nedenini sorgulamak aklına bir türlü gelmemiş.

Yani lüks arabalar, yüksek teknoloji cihazlar, binalar imar etmişiz lakin binaları imar edenleri ihmal etmişiz imar edememişiz diye düşünüyorum.

– Efendim nesil çok bozuldu, diye serzenişleri duyar gibi oluyorum.

Nesil bozulmadı. Nesli biz bozduk. Doğru planlama, doğru yapılanma, doğru uygulama olmayınca ortaya çıkan sonuç bu.

Zira yüce Allah insanı tertemiz yarattığını ayetiyle beyan etmiştir.

“Ben insanı en güzel şekilde yarattım buyurmuştur.” (Tin Süresi)

Önce insana değer vermek, insanı değerli görmek, insanı inşa etmek lazım. Yoksa ihmal edilen her insan, imar edilen her her şeyi tahrip edecektir. 

Bakın bir bilgemiz yıllar önce bu durumu ne güzel ifade etmiş: “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz gün gelir İhmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.”

(Edip Cansever)

Ne mutlu eşyayı insan için görenlere, insan için kullananlara…

Ne yazık, insanı eşya için görenlere, eşya için kullananlara. 

H. İbrahim ÇORAKLI

Devamını Oku

İş olsun diye okumak

İş olsun diye okumak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilmek yeterli değil, uygulamak gerek; istemek yeterli değil yapmak gerek. (Goethe)

Güzel bir bina tasarlarken en ince detayları düşünür, maliyetini hesaplar, estetik yanlarını, binanın renk tonlarına varıncaya kadar anlatır, konuşuruz.

Buraya kadar doğrudur, kimsenin itirazı olmaz.

Ancak; bir binanın oluşması için düşüncelerin planlara, planların uygulamalara dönüşmesi gerekir. Yoksa her söylenen havada kalır, hayalden öteye geçmez.

Biz de günlük hayatta genelde her şey için durum böyledir. Düşünmek, bilmek, bildiğini anlatabilmek sorunumuz çok şükür yoktur.

Fakat çok daha önemli olan sorunumuz var.

Bizim uygulama sorunumuz var.

* * *

Ehliyet almak için sürücü kursuna gidilir. Orada hiçbir eğitmen kırmızı ışıkta geçilir diye bilgi vermez. Verilen bilgi şudur:

-Kırmızıda dur

-Sarıda hazır ol

-Yeşilde geç

Sürücü adayı da kurs sonu katıldığı sınavda kırmızıda durulur, diye cevap verir. Ancak gel gör ki ehliyet belgesini cebine koyup, trafiğe çıkınca bildikleriyle değil, bilmedikleriyle davranır.

Sizlerin de trafikte şahit olduğu gibi kırmızı ışıkta geçen yüzlerce hatta binlerce sürücü belgeli! sürücüler vardır. 

Yani sorun bilgide değil uygulamadadır. Sorun: Bilmek değil, yapabilmek sorunudur.    

Okulda, camide hocalar yanlış bilgi vermezler, veremezler. Öyle bir durumda canlarına okuruz.

Hocalarımız kürsülerde, anfilerde dürüstlüğün, doğruluğun, erdemini, faziletin faziletlerini bir bir saatlerce anlatırlar. Dinleyicileri doğru bilgilerle doldururlar. Konferans bitince alkış kıyamet takdir hisleri belli edilir, helal olsun ne güzel konuştu, sözleri söylenir takdirler eksik edilmez. Zira konuşma muazzam, konuşulan bilgi kesin net ve kesin doğrudur.  Eyvallah. 

Ancak gel gelelim uygulamaya eyvallah dediğimize pişman olup eyvaaah demeye başlarız.

Sorun yine aynıdır.

İlim tam, irfan eksik. Bilim var buluş yok.

Bilgi var, uygulama yok.

O halde madem bildiklerimizi uygulamayacaksak neden biliyoruz peki?

Sizin fikriniz nedir bilemiyorum ama benim aklıma şu geliyor.

Biz konuşabilmek için biliyoruz. Fikir tartışmalarında zengin malzemeye sahip olmak, karşımızdakini alt etmek için bilgi ediniyoruz. Kendimizi üste çıkarmaya, ben biliyorum edası, bilginin cakasını satmak, havasını atmak için biliyoruz, gibime geliyor.

Yani kendimize lazım olduğu için değil, başkasına anlatabilmek için öğreniyoruz.

Bilim, ilim, deyince bizim bilgiden bilimden ilimden anladığımızda aslından çok uzaklaşmış durumda. Biz okumak için değil bir işe girmek için okuyoruz. Okulun verdiği bilgiyi değil, bir işe girmek için zorunlu tutulan diplomaya sahibi olmak için okula gidiyoruz.

Havalı olmalı, bunun için de mutlaka diplomalı olmalı gibi bir durum var ortada. 

İddia ediyorum memuriyet ya da üst düzey maaşlı, masa başı, devlet garantili işlere girmede “diplomalı olma” zorunluluğunu kaldıralım, görelim bakalım ne oluyor.

Üniversitelere, fakültelere, okullara bırakın sınavla almayı, müracaat eden öğrenci bulamayız.

Öğrencileri de duyar gibiyim. “Madem bir İŞ!e yaramayacak niye diploma alayım niye okuyayım.”

Yani bizim okuldan, ilimden, bilimden anladığımız; işe girmek için geçirilen zorunlu süredir.

Al, kapı gibi diplomayı çerçeve ettir, as salon duvarına, göster herkese. Noter tasdikli suretiyle de resmî işlere gir, hepsi bu.

İlim üretmek, bilim gelişim, buluş, keşif insanlığa faydalı üretim yapmak, irfan sahibi olmak gibi bir düşüncenin olduğunu sanmıyorum.

İşe alımlarda da aynı hasta düşünce devam ediyor. Donanım, liyakat, dürüstlük ahlaklı olma, bilgi, beceri, uygulama, işe yatkınlık, iş ahlakı, çalışma disiplini, hakkaniyet varmış-yokmuş kimsenin umurunda değil, aradığı değil, önceliği hiç değil.

Okul puanı, not ortalaması yüzdelik oranı, başarı dilimi, rakamsal olarak başarılı ise tamamdır.

Diplomasını kaç puanla aldığı sonucunu gösterdiğinde işe alınmışsındır.

Eeeee işe girdiğine göre okuma maksadı tamamlanmış, okuma işi, işe girmekle son bulmuş olur.

Yani okumak işi; iş! olsun işte diye başlamış ve bir işe başlamakla bitmiştir.

Sonuç mu?

Uzun uzun yazmaya gerek yok her şey ortada.

Bunları yazmam bir şeyleri değiştirir mi?  Ya da neyi değiştirir bilemiyorum.

Peki neden mi yazıyorum?

Benimkisi de iş olsun işte.

H. İbrahim ÇORAKLI

Devamını Oku

Gaza gelme

Gaza gelme
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Maddenin on altı halinden biri de gaz halidir. Katı bir madde ısıtılması sonucu önce sıvı, sonra gaz haline geçer. Bu durumda yoğunluğu çok az, akışkanlığı son derece fazladır.

Gazın kendine ait bir şekli yoktur. O bulunduğu kabın hacmini, girdiği ortamın halini alır. En önemli özelliği ise basınç oluşturarak bulunduğu yeri genişletmesi, güç oluşturmasıdır. Endüstride, sanayide, teknolojide gazın önemli bir yeri ve işlevi vardır.

Buharlı trenlerin yol alması, gazın basınç oluşturması sebebiyledir. Yine bilindiği üzere uçaklar içerisine fazla miktarda havanın alınması ile adeta demirden bir balona dönüşmesi sonucu uçmaktadır.

Evlerde ısınma ve mutfakta kullanılan doğalgaz, araçlarda kullanılan LPG (likit petrol gazı) en ucuz ve en yaygın olan faydalı gazlardır.

Gazın her zaman faydası yoktur elbette. Bazen gaz zehirlenmesi, gaz patlaması gibi felaketleri de beraberinde getirmektedir.

Ayrıca midede gazın artması öncelikle bağırsaklarda şişkinliğe yol açar. Şişkinlik ise karın ağrısına, kapladığı hacimle nefes darlığına sebep olur. Bir ileriki safhada kalp de çarpıntılara yol açarak insanı ölüme kadar götürebilir.

İnsanların bir de gaza gelmek gibi bir yönü vardır ki benim üzerinde durmak istediğim husus burasıdır. Gaz ver, şişir ve adamı uçur gitsin şeklinde anlaşılan durum üzerinde durmak psikolojik ve sosyolojik açıdan önemlidir.

Gaza gelmek; olduğundan fazla görünmek, olmayan büyüklüğün sahibi imiş gibi davranmaktır aslında. Bu durum bir süreliğine karşı tarafı etki altına alsa da aslı olmayan, köksüz, suni bir güç yansımasıdır. 

Birçoğumuzun hayatta bilerek ya da bilmeyerek gaza geldiği birçok durum vardır. Pek çoğunun pişmanlıkla bittiğiniz tecrübe etmişizdir. Atalarımız “zenginsin derler maldan ederler, yiğitsin derler candan ederler” sözüyle insanları gaza gelme hususunda uyarmışlardır.

Her gaz her insanda aynı etkiyi yapmaz.

Gaz, iradesi kuvvetli insanlarda kontrollü bir güç, mükemmel motivasyon kaynağıdır. Ancak iradesi zayıf, balon yapılı şişmeye müsait insanlara inanılmaz zarar verir, ayaklarını yerden keser.

Gazın insanı havaya sokması, ayaklarını yerden kesip uçurması için insanın şişirilmeye müsait olmasıyla doğru orantılıdır. Girdiği yapının esnek olması gazın işini kolaylaştırır. Hava atan insanlarda görülen durum doğal değildir. Olduğundan fazla gösteren onun sahip olduğu değil, içinde birikip sıkışan gazıdır. Gücü gazı kadardır diyebiliriz.

Bu tür insanların gazı mutlaka alınmalıdır, alınmazsa sonları pek hayır getirmeyebilir.  Öyle ki olduğundan fazla görünme çok ciddi psikolojik bir hastalıktır. Gaza gelmeye, havaya girmeye başladığında kontrolsüz bir ortamda başlamış demektir.  Moda tabir ile kontrolsüz güç güç değildir.

Peki, hiç mi gaza gelmeyelim? diye akla bir soru gelebilir.

Gaza gelmek bazen iş yapabilir. İnsanı cesaretlendirir, hiç olmadığı kadar güç verir, doping etkisi yapar. Yani eğer gaza gelmişse o an onu kimse tutamaz. Peki, sonuç ne olur?

Ya her şey çok iyi olur, ya da eskisinden çok çok kötü bir hale gelir. Düzeltmek için iki üç misli mesai harcamak zorunda bırakır. Bazen tahrip ettiğinin telafisi, tamiri mümkün olmayabilir. Anlaşıldığı üzere genellikle insandaki gaz çok zaman hayırlı sonuçlar getirmez.

İnsanlara vermek insanlardan almaktan daha hayırlı olmakla beraber işin içine gaz girerse durum değişir.

Yani söz konusu gaz ve insan ise:

İnsanlara gaz vermek yerine, verilmiş gazı almak daha ulvi bir davranıştır.

H. İbrahim ÇORAKLI

Devamını Oku

Emekli ikramiyesi

Emekli ikramiyesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Üsküdar’dan harem istikametine doğru giderken Kız Kulesi’nin doyumsuz manzarasına dalmışım. Kız Kulesi’ni şimdiye kadar kimler kimler görmüş, acaba kaç milyon ya da milyar insan görmüştür diye aklıma garip bir soru takıldı.

Ve kız kulesi ne kimseler görmüş? neler geçirmiştir. Kim bilir? Başından ne olaylar geçmiştir. Tarihin suskun tanığı olarak sessizliğini korumakta.

Oturduğum yerde dalıp gitmiştim. Yanımda oturan adamı fark edemedim bile. Konuşmaya başlamasa yine de fark edemeden kalkıp gidebilirdim.

Havadan sudan derken sohbet epey koyulaşmaya kız kulesi tarihinin konuşulduğu sohbete dönüştü.

-Her fani gibi biz de göçüp gideceğiz bu dünyadan.

-Evet, Allah imandan Kur’andan ayırmasın.

Yetmiş beş yaşlarında, saçları dökülmüş, üç önemli ameliyat geçirmiş bir emekli ile konuşuyorum. Bana hayat hikayesini anlattı. Çok ilginç yaşanmışlıkları, hayat tecrübesini anlatırken dikkatimi çeken ve bana enteresan gelen derslik şeyler söyledi.

-Biliyor musun, ben uzun zaman ahiret gününe, hesap verme gününe inanmıyordum.

Ta ki emekli ikramiyemi aldığım güne kadar.

-Emekli ikramiyesi mi?

-Evet, emekli ikramiyem olarak toplu paramı bankadan aldım. Tam arabaya bineceğim, hırsız kaptığı gibi kaçtı. Koşun, tutun, yetişin, yakalayın, imdat diye bağırdım ama yakalayamadık. Otuz yıllık emeğim uçtu gitti. Günlerce üzüldüm, ağladım, bir türlü içimden atamadım.

– Geçmiş olsun, Allah beterinden saklasın. Peki sonra?

– Sonra kendi kendime dedim ki; bu gaspın, uğradığım bu haksızlığın bir hesabı sorulmalı. Ve bu, madem bu dünyada gerçekleşmiyor, o zaman gerçekleşecek bir başka dünya olmalı. Öbür dünya dedikleri olsa ve orada hesabını sorsam iyi olur. Paramın çalınmasını unutamıyorum. Yoksa kafayı yiyeceğim. Yani iyi ki ahiret günü var ve iyi ki hesap verme günü var.

O gün hakkımı alacağımı düşünüp rahatlıyorum.

H. İbrahim ÇORAKLI 

Devamını Oku

Kaldırımları kaldırın

Kaldırımları kaldırın
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şehrin en işlek caddelerinin kaldırımlarında yürüyorum. Yürüyorum demek ne kadar doğru bilemiyorum. Zira her taraf engellerle dolu; ben yürümüyorum, yürümeye çalışıyorum.  

Maalesef toplumun kullanımına ait yol ve kaldırımlar, esnafın özel mülkü, ticaret yaptığı dükkanı haline gelmiş. Bu yüzden inanın yürümekte çok zorlanıyorum. İnsan yürümek için plan yapar mı ? Ben yapıyorum. Şuradan şuraya geçeyim, oradan da karşıya geçerek yoluma şu alandan devam edeyim diyorum. 

Tüm kaldırımlar işgal altında. Belediyeler, zabıta hizmetleri neden müdahale etmez anlamış değilim. 

Bazen kaldırıma konulmuş bir zeytin tenekesinin yanından bazen manavın meyvelerinin arasından yürümek zorunda kalıyorum. Hele bir de kaldırıma araç park edilmesin diye belediye tarafından konulmuş beton ve demir kazıktan engelleri var ki, kaç defa dizimi çarptım.  

Kaldırımlar çok dar, üstelik dükkanlar neredeyse tüm mallarını görünüp satılsınlar diye sokağa çıkarmış durumda.  Lokantalar, tatlıcılar, kaldırıma bir kaç masa sandalye atarak nerdeyse sokakta yemek yediriyor. Müşteriler dışarda yemek yiyor, lokantanın içi boş. 

Bir konfeksiyon mağazasının üst katında bulunan dairenin sokağa taşan balkon altına astığı elbiselere başım değerek geçiyorum. 

Bazı iç çamaşırı satan dükkanlar işi edep çizgilerinin dışına götürmüş. Önünden geçerken haya sahipleri utanıyor. Hele de yanında ergenlik çağında bulunan oğlu, kızı varsa yolunu değiştirmek zorunda kalıyor.  

Esnafa sorsanız onların yayaların yürüyüş yolunu engellediği, zorlaştırdığı değil, yayaların onların dükkanın içinden geçerek satışlarını zorlaştırdığını söyleyecekler. 

Bir vatandaş olarak belediyelerden isteğim şudur. Lütfen bu gayri nizami, gayri ahlaki ve gayri medeni durumu düzeltin.  

Sokak ve caddelerimiz yiyecek, içecek ve satış yapılan alanlar olmaktan çıkarılıp yaşam alanı haline getirsinler. Caddede yürüyen, sokakta koşan oynayan çocuklar görmek hepimizin ruh sağlığına çok iyi gelecektir. 

*  *  *

Belediyeler el atmadığı için vatandaşlar kaldırımlara ayak atamıyor. 

Bu yüzden ya kaldırımlardaki esnaf işgallerini, dükkan önlerindeki engelleri kaldırın ya da durumu legalleştirmek için oraları dükkan sahiplerine satın gitsin. 

Yani ya kaldırımlardaki engelleri kaldırın,

ya da kaldırımları kaldırın. 

H. İbrahim ÇORAKLI 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.