Muammer Gece, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

25 Ocak 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 12:13
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Muammer Gece

Muammer Gece

20 Kasım 2021 Cumartesi

Mektubun var (Bölüm 5)

Mektubun var (Bölüm 5)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Önce cami imamına gittik, Karadeniz’in direkt Allah’a bağlıyız biz diye övündükleri yerdendi hoca. İkna edebilmek için üç laz fıkrası ve bir Karadenizli evliya kıssası anlattıktan sonra meseleyi anladı. Önemli bir gelişmeydi hocanın desteği, bütün vaazlarında anlatacaktı, çok heyecan vericiydi, çocuklar gibi sevinçliydim hocanın yanından ayrılırken. Hasan her zamanki soğukkanlı tavrıyla “şimdi milli eğitim müdürlüğüne gidelim” dedi ‘tamam’ dedim.  Müdür tam memur kafasında bir adamdı. İkna olması mümkün olmayan modellerden, onu da memuriyetin milli bir şuur taşıması gereğinden ikna etmeyi başardık. Çok heyecan vericiydi milli bir dava olduğuna inandığım projem başarıya doğru ilerliyordu. Yapmam gereken her şeyi sonuna kadar yapmaya kararlıydım.

Caddeleri geniş gibi görünen,  bitişik binaların içinde,  insanların duygularının hayalleriyle birlikte kaybolduğu bu küçük ilçenin sokaklarında konuşmadan yürürken bir ambulansın yürekleri hoplatan sesi kendi meselemizi unutup sağlık ekiplerinin müdahale etmeye geldiği tarafa yöneltti bizi. Kırk beş yaşlarında mahallenin berberi iki çocuk babası Çağdaş sedyenin üzerine sağlık görevlileri tarafından yatırılıyordu. Gözleri kapalı, benzi solgun nefesi gitmek üzere bir hali vardı. Sanki son dakikalarını yaşıyor da tek dileği çocuklarına eşine son kez veda etmek isteyen bir yüz ifadesiyle hareketsiz yatıyordu sedyede. Kalfası yanında telaşla sağlık görevlilerine “bir saat kadar önce hastaneden dönmüştü, -75 derece de korunan aşıdan olup gelmişti ustam iyi görünüyordu fakat aniden fenalaştı hiçbir şey yapamadık lütfen ustamı kurtarın” diyordu. Oksijen maskesi yüzüne yerleştirilen berber Çağdaş kolunda serum, arkasında endişeli dostlarını bırakarak ambulansın o yürek hoplatan sesiyle birlikte olay yerinden ayrılarak aceleyle hastaneye gitti.

Hasan’la birbirimize bakakaldık. Aşının böyle bir sonucunu haberlerde hiç görmemiştik. Üstelik berber Çağdaş’ın haberi de geçmedi medya kanallarında. On beş gün sonra mezarlıkta cenazesizini defnederken kalabalık arasında birkaç kişi biraz homurdanır gibi oldu yöneticilere. Dünya Sağlık Örgütü’ne öfkelerini ifade etmek istedilerse de ortam hiç müsait değildi.

Mezarlıktan çıkarken mesaj geldi telefonuma, yemek yedi kendini toparladı diyordu Sevda hoca.  Kalbim duracak gibi oldu, neden bu kadar sevindiğimi sordum kendime hiç tanımadığım gizemli bir kadının kendine gelmesi iyi olmasıyla ne ilgim vardı? Bana bu garip duyguları neden yaşatıyordu? Ağlaması, psikoza girmesi, Sevda hocaya “beni öldürecek” diye bayılması onun bir tehlike içinde olduğunun gösteriyordu, beni içine çeken bu bilinmezlik atacağım adımlarda netlik kazanacaktı.

“Hasan bir saat sonra belediye binasında bulaşalım başkanla görüşeceğiz ben şimdi gidiyorum” dedim,  başıyla onayladı. Aracıma bindim. Gönen sokaklarında samimi korumacılığın; esnaf dükkânları küçük pazar tezgâhlarında açığa çıktığı sıcaklığın içinden geçerek okula ulaştığımda okulun önünde park etmiş camlarıyla birlikte her tarafı siyah bir minibüsün alelacele kontağa basıp uzaklaştığını gördüm. Camlar siyah olduğundan içindekileri göremedim kenara çekip inmeden Hasan’a plakayı mesaj atıp araştırmasını istedim. Kafamdaki dünya ve ülkemin fotoğrafı beynimi yakar derecede hızlı hareket ediyordu.          

(telif hakları yazara aittir muammergece@gmail.com)

Devamını Oku

“İsmaillerini kurban edenler kurtulacaklardır” (4)

“İsmaillerini kurban edenler kurtulacaklardır” (4)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Melek arabadan inip ona koşup sarıldı, hıçkırıklarına engel olamıyordu. Sevda hoca kuzum ne oldu sana diye onun yüzüne bakmak isterken Melek, Sevda hocanın kollarında bayıldı ve adeta boş bir çuval gibi yere seriliverdi. Tutamadı onu Sevda hoca ve ağlıyordu.

-Melek, Melek ne oldu sana kuzum demekten başka bir şey yapamıyordu. Hemen Melek’i kucakladım, Sevda hoca yol gösterdi ve lojman olarak kullanılan okulun karşısındaki binanın birinci katındaki dairesinin kapısını açtı. Melek’i Sevda hocanın yatağına yatırdık. Sevda hoca kolonya ve su getirdi. Boynuna, bileklerine, burnuna kolonya müdahalesi yaptıktan dört beş dakika sonra kara gözleri aralandı Melek’in.

 “Dünya savaşını durdurmuşum, bütün açları doyurmuşum, iyilik için gereken her şeyi yapmışım gibi bir –var olmanın dayanılmaz hafifliği- boyutuna çıktığımı hissettim.”  Çok sevindim Melek’e bir şey olmamasına  emanetti çünkü. Gelip soru sorarak aslında sığınmıştı; yardıma ihtiyacım var demenin bir başka yoluydu bu tavrı, geri çevrilemezdi. Kutsal kitabımızda da emir bu yöndeydi

 –“Kadınlar size emanettir…” Ne ağır bir sorumluluk olduğu çoğu zaman anlaşılamamış ciddi bir mesele, geri çevrilemeyecek bir sığınma olduğundan sevinmiştim Melek’e bir şey olmayışına. Gereksiz bir sahiplenme olarak kabul edilecek olan bu tutumumun anlaşılmasını, takdirini hiçbir zaman beklemiyordum, bekleyemezdim bu bir emirdi. Emri kabul eden makamı ilgilendirirdi ve yeterliydi. Melek’in mırıldanması bomba gibi patladı kulaklarımızda;

 -“Beni öldürecek, beni öldürecek” diyordu. Sevda hocanın yüzü bembeyaz oldu orada düşüp öleceğini sandım bir an. Sevda Hoca saçlarını okşadı Melek’in ve

-“Sen bunları düşünme benim yanımdasın sana kimse bir şey yapamaz biliyorsun” diyor saçlarını okşamaya devam ediyordu.

Melek’in yüzünde çocukça bir saflıkla tebessüm oluşuyor, arkasından gözyaşları geliyordu. Biraz sakinleşince Sevda Hoca ona biraz su içirdi. Melek güçlü bir kadındı bunları atlatacaktı, ancak ölümle herkes yüzleşemezdi, bir silahın karşısına geçip durmak cesaret isterdi. Ölüm korkusu bir insana her şeyi yaptırabilirdi. Melek en güvendiği insanın yanına Sevda Hocaya sığınmıştı. Sevda Hoca yine saçlarını okşayarak üzülmemesini her şeyin düzeleceğini söylerken dudaklarını Melek’in yanağına yapıştırmıştı.

Melek

-“Tamam sevgili dostum can arkadaşım biliyorum” diyebildi bitkin bir halde. Sevda Hoca “Canım sen biraz, uyu ben de sana yemek hazırlayacağım” dedi. Melek ana kucağı gibi kendini güvende hissettiği için çoktan uykuya dalmıştı. Tebessüm etti Sevda Hoca. Başıyla kapıyı işaret ederken bende hemen odadan dışarı çıktım. Kapıda sessizce vedalaştık bana gelişmeleri haber verecekti. Güzel dileklerimi iletmesini isteyerek oradan ayrıldım. Kontağı çevirirken aklımdaki tek şey Melek’in dudaklarından dökülen korku dolu sözlerdi ; “beni öldürecek”……. Buna müsaade etmek mümkün müydü, asla.

Gönen merkeze sürdüm, arkadaşım Hasan’ın yanına gittim. Uzun zamandır görüşmediğim hakiki dostlardan biriydi Hasan. Bir köftecide oturduk.  Gönen’in kekik yaylalarında otlamış kuzu dana karışık hazırlanmış ızgara köfteleri yemeğe başlamıştık, çok acıkmıştım neredeyse konuşmayı unutmuştum ki Hasan:

 – “Hangi rüzgar attı seni buraya dediğinde çatalımı tabağın kenarına bırakıp Hasan’ın yüzüne baktım. Suratımdaki ifade bir fethe çıkan cengaver tavrı mı taşıyordu ben mi çok abartılıydım bilemem Hasan gözlerini açarak neredeyse çığlık atar gibi,

-“Eyvahlar olsun durum çok ciddi öyle mi” dedi daha ben bir şey söylemeden. Sadece üçüncü dünya savaşı dedim.

 – Tamam planı anlat dedi Hasan. Biliyordu çıktığım yoldan dönmeyeceğimi. Bir çırpıda dünya fotoğrafını önüne koydum. Hasan allak bullak olmuştu yüzünde kaygıdan dalgalar met cezir yaşıyordu. Bir süre ne diyeceğini bilemedi.

– “Evet haberlerde dünyada ve ülkemizde yaşanan salgını biliyor, takip ediyoruz ama hiç bu açıdan düşünmemiştim” dedi.  Ona anlatmaya başladım. Programımızda cami imamından milli eğitim müdürüne kadar bir sürü görevli vardı. Bunlardan ne kadarı bizimle aynı fikirde olacaktı çok endişe vericiydi, ama yapılması bu görevlilerin desteklerinin kazanılması gerekiyordu.

Hasan;

-Hadi o zaman harekete geçelim dedi ve yola koyulduk.

(telif hakları yazara aittir muammergece@gmail.com)

Devamını Oku

Mektubun var… Bölüm 3

Mektubun var… Bölüm 3
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Feribotumuz iskeleye yanaştı ve iniş için bütün yolcular harekete geçmişti, çıkış kapısında beklerken yanıma uzun etekli kadın yaklaştı ve

-Size bir şey sorabilir miyim dedi ?

-Tabi buyurun dedim.

-Ben Gönen’de Necip Fazıl Ortaokulu’na gitmek istiyorum, nasıl gidebilirim bana yardım eder misiniz dedi?

– Ben de Gönen’de bir arkadaşımı göreceğim birlikte gidebiliriz isterseniz dediğimde gözlerinde bir ışık yandı şimdiye kadar çok az insanda gördüğüm, muhteşem samimi bir mutluluğu ifade eden ışıktı. Ben de bunu görmekten çok mutlu olmuştum. Çünkü dünya artık yaşayan ölülerle dolu gibiydi. Mutlu olmakla coşkulu bir yaşamla ilgili, hiçbir paylaşım, dışa vurum yoktu, insanlar basit, sıradan ve mutsuz hayatlar yaşıyorlardı. Bir araç kiralayıp yola çıktık. Çok küskün bir hali vardı ve ben daha adını bilmiyordum. Başından neler geçmişti ya da geçiyordu, bir derdi vardı bu kadının. Kendi kendime yeter artık başkalarının işine burnunu sokmaktan vazgeç sen mi kurtaracaksın insanlığı dedim ve yüzüme tokat gibi kendi cevabım patladı:

-Evet ben kurtaracağım, yıllardır sen bunun için mücadele etmiyor musun? Nasıl şimdi bir ihtiyaç sahibine sırtını dönebilirsin cevabı canımı acıtmıştı, haklıydım. Uzun etekli dertli kadına dönüp

-Bana henüz adınızı söylemediniz önce tanışalım benim adım İsa dedim. Bana öyle bir bakışla dönüp baktı ki bir anda kendimi sanık sandalyesinde oturan bir suçlu gibi hissettim.

– Ben Melek, psikoloğum dedi.

Az önce fırlattığı bakıştaki sorgulayan baskıcı anlamı gizlemeyi başaran bir sakinlik ve ciddiyet taşıyan ses tonu beni daha da meraklandırmıştı. Kesinlikle gizleyemeye çalıştığı bir sır vardı. Bu benimle de ilgili bir durum taşıyor olmalıydı, sezgilerim hiçbir zaman beni yanıltmamıştı ve bunu öğrenmek için harekete geçmeliydim. Ancak karşımda akrep burcu olduğu gittikçe belirginleşen hiç kolay olmayan bir kadın vardı, üstelik çokta güzeldi. Karşıma çıkan bu kadınla birlikte içine girdiğim durumun iki yönü beni zorlayacak konuların başında geliyordu. Birincisi merakım ve çözüm üretme isteğimden kaynaklı zayıflığım, ikincisi akrep burcu güzel kadınlara olan zaafım. Endişelenmek gölgesi aklımdan şöyle bir geçerken ılık bir heyecan vücudumu kapladı. En kötüsü buydu, ne zaman böyle bir duygu içimden geçse muhteşem bir maceranın içinde buluyordum kendimi.

-Angel mırıltısı çıktı dudaklarımdan,

-Jesus dedi anında.

Birbirimize dönüp kahkahalarla gülmeye başladık bu kadar mı yakışırdı bir kadına gülmek, gözleri kısılıyor, daha da çekik bir hal alması onun gizemli bir havaya sokuyordu, dudaklarındaki şekilli kıvrım güldüğünde geriliyor şefkatle şehvet arası bir Michelangelo tablosunu andırıyordu.

Jesus Jesus diyerek kahkahalarını devam ettirmek isteğinin onu ele geçirdiğini fark etmişçesine aniden durdu ve o karamsar ifadesi tekrar yüzüne oturdu. Böyle bir ifadeyle çok sıkıcı görünüyordu ama elinde değildi, içinde bulunduğu durumun onu bu hale soktuğunu anlamamak mümkün değildi.

Ben Melek psikoloğum, psikoloğum, psikoloğum tekrarlarıyla birlikte gözyaşlarına boğuldu, hıçkırıkları vücudunu sarsarken ben hemen bir kenara çektim arabayı ve Melek hanım sakin olun güvendesiniz korkmayın sakin olun dedim ve elinin üzerine elimi koyup her şey geçmek zorundadır bunu en iyi bilenlerden biri siz olmalısınız Melek hanım dedim.

Bana dönüp gözyaşlarının darma duman ettiği yüzüyle bakmak istedi ama gözlerini yere indirip haklısınız ancak kolay değildir bazı şeylerden kurtulmak diyebildi. Zorlamadım anlatması için o da çok konuşmadı biraz sakinleşince şurada bir çay kahve içelim iyi gelir dedim başını salladı. Yol kenarı kafelerden olan bu az gelişmiş kafeye girdiğimizde güler yüzlü, biraz tombul kırmızı yanaklı, yüzünde gerçekten samimi bir tebessümle hoş geldiniz diyen hanımefendi karşıladı bizi. Tezgahın arkasında düzgün kesilmiş bıyıkları ve saç kesimiyle standart yaşamı benimseyen koca modeliyle duran adam

–Bu sene kesin Galatasaray şampiyon olacak göreceksiniz hissini veren bir tavırla hoş geldiniz dedi.

Melek biraz daha iyi görünüyor ama yüzünde korkunun gölgesi dolaşıyordu evet artık çok açıktı Melek bir şeyden ya da birinden kaçıyordu. Türk kahvelerimizi içerken;

-Umarım daha iyisindir diye sorduğumda başını salladı yine sonra fincanla oynamaktan vazgeçer bir tavırla başını kaldırdı ve

-Nezaketiniz için teşekkür ederim dedi. Tam zamanıydı başından geçenleri neyden kaçtığını sormak için biraz düşündüm sonra vazgeçtim. Korkuya kapılmış bir kadını yeniden bir duygu hezeyanı içine sürüklemenin bir anlamı yoktu.

-Gönen’deki okulda bir tanıdığınız mı var diye sordum?

Evet Sevda hoca benim eski, çok iyi bir dostumdur onun yanına gidiyorum dedi.

-Yaklaşık on beş dakika sonra orada oluruz inşallah dedim.

 -İnşallah dedi.

Arabaya binip yola devam ettik. Sevda hocayı telefonundan aradığında konuşmalar arasında ağlamamak için kendini zor tuttuğu görülüyor, sürekli gelince anlatacağım diyordu. Okula vardığımızda Sevda hoca bahçe kapısının dışında bekliyordu bizi. Tam bir eğitimciydi, beyaz önlüğü, uzun sayılabilecek geniş eteği, kısa boğazlı bağcıklı botları, topladığı saçları, dik duruşu gerçekten bilge oluşunu yansıtıyordu. Bu duruşun ona kibirle değil öğretme aşkıyla gelmiş olması kaşlarının ortasında v şeklinde derinleşmiş çizgilerden anlaşılıyordu.

 (telif hakları yazara aittir muammergece@gmail.com)

Devamını Oku

Mektubun var… Bölüm 2

Mektubun var… Bölüm 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bekleme salonunda karşı sırada oturan kadın kafası biraz öne eğik, neredeyse yerdeki mermer zemine gözleriyle bir şey kazıyor gibiydi. Bu kadar keskin neden bakıyordu çok merak ettim. Küçük bir çocuk yanından geçerken ayağına hızlıca çarpmış olmasından etkilenmediğinde bir nöbet ya da kriz geçiriyor olmalı diye düşündüm. Saçları kısa kesilmiş, kulağından yanaklarına doğru kılıç gibi bir şekil almıştı, gözlerinin karası sürdüğü göz kalemiyle daha da belirgin ve dikkat çekici görünüyordu. Dudaklarındaki biçimli şekil bir şey söylemesini ya da bağırmasını engellemeye çalışırken ısırmasından kaynaklanan bir acı taşıyordu adeta. Normal denecek bir boyda olduğu ayak bileklerine kadar uzanan, yakmayan yazlık kumaşlardan olan giydiği  etekten anlaşıyordu. Beyaz erkek yakalı bir gömlek giymiş olması bir yönetici izlenimini veriyordu. Duruşunda bilgi ve tecrübe esnekliği hakimdi.  Akrep burcu bir kadın olduğuyla ilgili tahminde bulunup, öğrenmek eğilimi içimde merak dalgaları oluşturmaya başlayınca, hemen kitabımı çıkarıp okumaya karar verdim. O kadının bir şeyden kaçtığıyla ilgili ciddi endişeler geçti kafamdan ama kitabıma yönelmeli ve bitirmeliydim. Birkaç sayfa okumuştum ki Balıkesir yolcuları 47. kapıdan geçiş yapabilirler anonsu duyuldu. Ama akrep burcu kadın hareketsizdi. Dalgın olduğunu biliyordum ve yanına yaklaşıp

-hanımefendi diye seslendim

Duymayınca omzuna dokunup;

-Balıkesir yolcuları için çağrı yapıldı dediğimde başını kaldırıp minnettar gözlerle bakarak karamsar bir ifadeyle teşekkür etti.  Başımı eğerek selamlayıp feribota yöneldim. Bilet kontrol ve merdivenler derken yerimi bulup oturdum. Feribot  neredeyse boştu. Kitabıma kaldığım yerden devam etmeliydim ve öyle yaptım. Sebahattin Ali ne kadar detaycı bir adamdı. Ama bu Maria Puder de bir kadın olarak ilginçti, hem de çok ilginç…

Bir ara uykum gelir gibi oldu ama gözlerim ekrana takıldı. Kraliyet ailesi karar almış pandemi sarayına çekiliyordu ve aileden birçok insan aşı oluyorlardı, ciddi önlemler aldıklarını açıklıyorlardı. İngiltere’de böylesine bir dönem yaşanırken İsrail’de bir hastalık belirtisi neden yok? Çin’de her şey yolunda gibi görünüyor acaba neler oluyor diye düşünüyordum. Ekranda sürekli birçok ülkenin yaşadığı salgın etkileri veriliyor, ölü sayıları açıklanıyordu. İnsanlık bütün olanları izliyor, tedbir almak, mücadele etmekte eksik kalıyor, mutlaka bir çözüm olması gerekir diye hayıflanıyordum. İyileşen hasta sayısıyla ölen hasta sayısı hiçbir zaman kıyaslanmıyor, sadece yine şu kadar insan öldü diye sadece ölümlere vurgu yapılıyordu. Bu planlı bir tatbikat gibi görünüyordu ama benim gibi düşünen insan sayısı çok azdı. İşte bu yüzden Balıkesir’e gidiyordum, her şey değişebilirdi, değişmeliydi.

Muammer GECE

(telif hakları yazara aittir muammergece@gmail.com)

Devamını Oku

“İsmailleri kurban etmek”

“İsmailleri kurban etmek”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mektubun var…Bölüm 1                 

Hayata dünyaya insanlığa neler oluyordu

Dünyanın, insanlığın başına görülmemiş bir bela gelmiş insanlar neye uğradıklarını anlayamamışlardı, öylesine iç içe geçmiş bir sarmaldı ki insan nesli bu beladan nasıl kurtulacağını düşünebilecek sakin bir akıl seviyesinden bile uzaklaşmıştı, adım adım ilerleyen belanın boyutu kurumları, devletleri, akademisyenleri tam da belanın hedeflediği sonuca yönlendiriyordu!

Medya, haber kanalları, tıp dünyası, odalar ve bütün kuruluşların içinde çalışanlar haklı olarak tek bir sonuca bakıyordu nasıl kurtulmalıyız, televizyonlarda çıkan hocaların yaptırdığı dualarda bile bizi bu beladan kurtar aminleri vardı, gerçekte insanın düştüğü hata görülmüyordu; bütün bu olanların sebebi neydi? Etki tepki teoremine göre mutlaka akılcı bilimin de sorgulayacağı gerçek buydu neden bunlar yaşanıyordu, neden evinde kimse ölmüyor hastaneye gidenlerden bir kısmı kurtuluyor bir kısmı ölüyordu, haklı olarak ölümden korkmuştu insanlık ama düşündüren tarafı insan ölümlü yaratılmış ve bir sonu olacaktı sonu içinde anlamayacağı sebepler olacağı bildirilmişti.

Ölümlü yaratılmış bir canlıya öleceği her kanalda gösteriliyor korkutarak ölmekten beter ediliyordu. Zavallı olan taraf hemen her şeyi kabul ederek sonucuna razı olma eğiliminde ki acizliğiydi insanın, tamam ne olursa olsun yapalım ve kurtulalım gayretine girmişti insanlık; insanlığın anlayamadığı gerçeklik karanlık dünyanın kurallarıydı size kast eden istediğini elde etmeden vazgeçmezdi peki çare neydi,

-Çare düşmanın savaşma ve öldürme gücünü elinden alabilmekteydi, bunu yapabilecek bir tek kişi vardı ve gelmeliydi!

Hayata hayatıma neler oluyordu? Özgürlüğümün kısıtlandığını adeta nasıl yatmam gerektiğinin bile tarif edildiği bu günlerde kendimi müebbet mahkum gibi hissetmeye başlamıştım.

Her şey inanılmaz derece sıkıcıydı ve tadı kaçmıştı. Dünya ekonomisine milyarca dolar zararı olan bu salgın düşünün benim hayatımı nasıl mahvetmişti! Bunları düşünürken kafese kapatılmış bir kaplan gibi evin içinde hareket ediyor bir çaresi olmalı diye beynimi zorluyordum. Olmalıydı bir çaresi olmalıydı. Birden yerimden fırladım dolabın üstünden pratik çok amaçlı sırt çantamı aldım ve doldurmaya başladım. Kişisel ihtiyaçlarımı karşılayacak her şeyi yerleştirdim. Sokağa koşar adım indim, bir taksi çevirdim, “Yenikapı”ya dedim, “lütfen acele edelim” diye de ekledim. Tarihi camiler, otantik yapılar samimi sokaklar geçerek Kıztaşı’ndan aşağıya doğru süzüldü sarı taksi camdan dışarı bakıyor, milyonlarca düşünce nöronlarım arasında mekik dokurken farkında olmadan insanların şuursuz yüzlerine takılıyor ne kadar mutsuz olduklarını gördükçe insanlık adına kaygıya kapılıyordum, Valide Sultan Cami görününce viyadük altına doğru bir ivmeyle süratlendi aracımız hafif aralık duran camdan Yenikapı’dan gelen deniz kokusu davetkar bir mesaj taşıyordu, rampayı çıktığımızda rengarenk olmasını; Nijerya, Almanya, Pakistan, Endonezya, Fas, Kore, Suriye, Afganistan gibi birçok ülkenin insan manzarası sağlıyordu. Aksaray Beyazıtla kader birliği yaparak bu hareketliliğe her zaman ev sahibi olmuşlardı, insanlık var oldukça buna devam edecek gibi görünüyorlardı.

Dışarıdan bakıldığında harika bir mozaik gibi görünen bu insan festivalinin içinde bir dram yaşanıyordu aslında, bu insanların tamamı üç kuruş ekmek parası derdindeydi  ve hayat gerçekten acıtıyordu, yaşayanlar, gerçeği görenler için öyleydi. Taksiciye parasını verdikten sonra çok sakin görünen yolcu terminaline kontrol noktası işlemlerinden sonra geçiş yapıp gişeye ulaştım, biraz baygın gözlerle bakan gişe görevlisine Balıkesir dedim iki üç dakikalık işlem sırasında alnındaki çizgilerin yaşına rağmen derin olması gişe görevlisinin de ezici bir yaşam mücadelesi içinde olduğu hüznünü hissettirdi, biletimi uzatıp hayırlı yolculuklar derken onun gözlerine bakıp ‘teşekkür ederim’ demek yerine; “Üzülme hayat her zaman kolay değildir, kitap oku biraz da yürüyüş yap”, demek istedim ama vazgeçtim. Biletimi alıp teşekkür ettim benim için insanlığa kast eden her şeye karşı savaş dolu bir yaşam başlıyordu.

Muammer GECE

(Telif hakları yazara aittir muammergece@gmail.com)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort