Muammer Gece, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

08 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Muammer Gece

Muammer Gece

30 Nisan 2021 Cuma

Baklava Karteli (15)

Baklava Karteli (15)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bölüm 15

Ela gözlerine bakakalmıştı; dünya dönmüyor, zaman ilerlemiyor, soğuk terler döküyordu. Ne cevap vereceğini bilemediği bir uçuruma düşerken Ajan Nejdet’in sesi onu uçurumun kenarında yakaladı.

– “Evlat nasıl bir belanın içinde olduğunu anlamadığını görüyorum. Sen bu işe kargo görevlisi gibi yapabileceğini düşünerek girmişsin ama o kadar basit değil. Yapabileceğin hatalar ölümüne sebep olabilir ancak sana belirleyeceğimiz iş programına dikkatle uyarsan seni koruyabilir aynı zamanda dünyayı bağımlı yapmayı hedefleyen bu sistemi çökertebiliriz. Sana programı anlatacağım ve kararını vermek zorundasın. Ya tutuklanacaksın ya da bizim kartelde ki adamımız olmayı kabul edeceksin. Tek seçeneğinin bize çalışmak olduğunu görüyorsun değil mi?”

Can,

– “Evet efendim görüyorum ama benim okulum var üniversiteye gitmek zorundayım. Annem başımın belaya girdiğini öğrenirse ölür. Ona bunu yapamam. Lütfen beni bırakın. Söz veriyorum bir daha merkeze gitmeyeceğim, teslimat yapmayacağım” dedi.

Ajan Nejdet’in dudağı yanağının bir kenarına doğru gerilirken tebessüm etmeye çalışmasında vicdanından sökülen bir acı vardı yine de tebessüm etmeye çalışarak,

– “Evlat seni bırakmamız çözüm değil aksine Kartel peşine düşecektir. Seni araştırmaya, takip etmeye başlayacak, sorgulayacaktır. Onların sorgularına dayanman mümkün değil, çok canın yanar. Ellerinden kurtulman mümkün değil. Amacım seni korkutmak değil ama çekilmen ölümüne neden olabilir, seni hiç acımadan öldürürler. Sana planı anlatayım. Dinlediğinde ölmekten daha kolay olduğunu kabul etmen biraz zaman alabilir ancak emin ol ölmekten daha iyidir. Gençsin, hayallerin olduğu yüzünden ve anlattıklarından anlaşılıyor. Hedeflerine ulaşman bizimle çalıştığında gerçekleşecektir yoksa hayatın hapiste ya da mezarda son bulur. Şimdi şöyle geriye yaslan, derin bir nefes al, beni bir görevli olarak değil takım lideri olarak gör. İyi tarafından bakmaya çalış şu anda tutuklanmış olabilirdin.”

Can geriye yaslanarak derin bir nefes aldı. Sanki bir daha nefes almayacakmış gibi çekmişti nefesi içine, beynine kadar gittiğini hissetti oksijenin. Nefesini bırakırken içindeki korkuda onunla birlikte çıkıyor, algıları biraz daha açılıyordu adeta. Bir nefes daha aldı. Ela gözler, her türlü duygularını, korkularını tek tek takip ediyordu. Kendini ele geçirilmiş hissetti ve kabul etti; ele geçirilmiş, bütün alternatifleri iptal edilmişti. Kendi yapmıştı, bütün bu kuşatmalara kartele girerek davet çıkarmıştı. Erkek gibi davranmalı, ölecekse erkek gibi ölmeliydi.

Can,

– “Tamam planı anlatmanızı bekliyorum başka bir seçeneğim de yok zaten. Bir tek isteğim var, bütün bu çalışmalarımıza süre belirlemenizi istiyorum. Süre bittiğinde ben de kendi yoluma devam edebilmeliyim” dedi. Yüzünde erkeksi bir coşku belirmişti,  Ajan Nejdet de fark etmişti bu coşkuyu. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu; ‘erkekçe ve akıllıca bir talep’

Can, bu işten kurtulabileceği pazarlığı düşünebildiği için kutluyordu kendini. Söylediğinin meydan okur yanını fark etmeden bu istek de bulunmuştu. Meydan okuduğunu fark etmeyişi, teklif karşısında güçlü durmasını sağlamıştı. Ajan Nejdet’in de hoşuna gitmişti akıllı davranması.

Ajan Nejdet,

– “Bunun için söz veremem ama bir süre içinde bitmesi için teşkilatı ikna edebilirim” dedi.

Can, yine muhteşem bir cevapla karşılık verdi.

– “Size güvenmek zorundayım ama zorlanmadan güvendiğimi bilmenizi isterim” dedi.

Ajan Nejdet hiç görmediği, çok babacan bir tavırla tebessüm etti ve

– “Çok çabuk öğreniyorsun delikanlı! Sanırım her şey kolay olacak. O zaman  plana geçelim mi?”

Can, masaya doğru eğilerek “evet efendim, sizi dinliyorum” dedi.

Yaklaşık bir buçuk saat Ajan Nejdet planı anlattı, her detayı iki defa tekrar ederek anlayıp anlamadığını sordu. Can büyük bir dikkatle dinliyor, bazen terlediğini fark ediyordu. Yorucu bir plan anlatımından sonra “şimdi birer kahve içelim mi?” dedi Ajan Nejdet.

Can,

– “Olur efendim dedi.

Kahveler içilirken Can rahatladığını hissediyor, heyecanlı bir maceraya girdiği içinde kendini önemli sayıyordu. Tabi ya bugüne bugün artık MİT’e çalışacaktı. Ece’ye anlatmalıydı bu yaşadıklarını; nasıl tatlı ballı şerbetli kadayıfları, şöbiyetleri, baklavaları alıp tek tek adreslere teslim ettiğini, ne kadar gizli ve tehlikeli bir iş içinde olduğunu, sonra MİT’in ona çalışma teklif ettiğini söylemek, gözlerinin içine bakarak çok önemli değerli bir konumda olduğunu ona göstermek istiyordu, Ece’nin heyecanlanmasını,

– “Yaa gerçekten mi? İnanmıyorum Can! Sen nasıl heyecanlı bir dünyada yaşıyorsun neden bu zamana kadar bana anlatmadın?” demesini, gözlerindeki heyecanı görmeyi çok istiyordu.

Ajan Nejdet’in sesiyle bu hayalinin ne kadar tehlikeli olduğu yüzünde tokat gibi patladı.

– “Artık gölge gibi olmalı, dilsiz denecek kadar az konuşmalısın çünkü ağzından kaçırdığın küçük bir bilgi, senin sonun olacağı gibi bizim yıllardır süren emeklerimizi de mahvedecektir ve Baklava Karteli dünyayı ballı tatlı şerbetli baklava şöbiyet bağımlısı yapmaya devam edecektir.

Can,

– “Peki efendim. Hepsini anlıyorum ancak Kartel de beni takip edip, sizinle görüştüğümü tespit ederse ne olacak?”

Muammer GECE

Telif hakkı yazara aittir

muammergece@gmail.com

Devamını Oku

Baklava Karteli (14)

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Arkasından gelen sese doğru döndüğünde öksürmeye başlamıştı. Öksürmekten ciğerleri patlayacak gibi olmuştu. Toparlamaya çalışırken fark etti; nefes almayı unuttuğu için boğulmaktan son anda kurtulmuştu. Hatice Teyze’nin sözü daha beş dakika önce söylenmişti ‘’Allah sen korusun’.’ İşte korumuştu, boğulmamıştı. Şükür ederek sesin sahibine doğru konuşmak için hamle yapmaya hazırlanırken bir kez daha şaşırdı. Karşısındaki ajan gözlüklü adamdı. Evlerinin dibine kadar onu takip etmişti.

– “Buyurun efendim” cümlesi bir çocuğun balon makinesi oyuncağından çıkan balon küresi gibi havada bir müddet yüzer gibi dalgalanıp, taş gibi yere çakıldı. Evet, bütün korkusunu, kaçmak isteyen ifade tonlamasını içinde taşıyan bu cümle, suçlu oluşunu bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor, örtemiyordu mahkumiyete doğru giden halini.

– “Adım Nejdet! Mit görevlisiyim. Sana birkaç soru soracağım” dedi. Aynı anda cebinden bir dosya çıkardı. Konuşmasında, bağlayıcı alternatifiniz olmadığını kesin kez anladığınız bir tarz vardı. Korkmak, kaçmak ya da başka bir eylem yapmak ihtimaliniz yoktu ve yapmanız gereken tek şey talimatlara uymak, sorulara cevap vermekti. Hata yapmak, yalan söylemek sizi bilinmezlere götürebilirdi. Bu düşüncelerle Samanyolu galaksisinde iki yüzyıllık kendi ekseni etrafında bir tur attıktan sonra,

-“Sorun efendim” dedi Can.

Ajan Gözlüklü Nejdet,

-“Öncelikle bu dosyaları al” diyerek cebinden çıkardığı dosyayı Can’a uzattı. Ürkek bir hareketle dosyaları alırken, göz ucuyla baktı; gazete kupürleri gibi görünüyordu. Haber başlığında Baklava kelimesini okuması ajanın neden onunla konuşmak istediği hakkında bir parça fikir sahibi olmasını sağladığı için biraz rahatlar gibi oldu ama korkusu devam ediyordu.

Nejdet,

– “Yarın Kadıköy’de, beni fark ettiğin kafede saat 14:00’da seni bekliyor olacağım. Verdiğim dosyayı tamamıyla okumanı istiyorum. Korktuğunu biliyorum, korkman gerektiğini de biliyorum ama henüz başın belada değil ve bu işten zarar görmeden kurtulmanın nasıl olacağını sana anlatacağım. Yarına kadar sakin ol ve kimseye bir şey söyleme. Bu işi araştıran sadece biz değiliz, Karteli’nde adamları var. Konuşman seni tehlikeye sokabilir, dikkatli olmalısın. Sana iyi akşamlar! Yarın bekleyeceğim seni” dedi ve arkasını dönüp gitti.

Can, bir süre elindeki dosyayla Ajan gözlüklü adamın arkasından baktı. Gerçekten ajanmış ve ben gerçekten takip ediliyormuşum filmlerdeki gibi. Heyecanını yenmek, bir an önce eve gitmek istiyordu. ellerinin titremesine engel olamıyordu,. Sokağın diğer tarafına doğru yürümeye, heyecanın bastırdıktan sonra eve gitmeye karar verdi.  Sokağın sonuna kadar derin derin nefes almaya çalışıyor, her seferinde kesik kesik alıyordu, karnına bir ağrı gibi saplanıyordu. Endişesinin ikinci turunda biraz rahatladığını fark edip evlerinin kapısında yöneldi. Kapıya alnını dayadıktan sonra cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açarken bütün korkularını dışarıda bırakıp içeri girmekten başka bir isteği yoktu. Öyle de yaptı. İçeri girdiğinde kendini daha iyi hissettiğini fark etti. Annesi, ağabeyi, babası… Onların yanında olmak güç veriyordu, bir kez daha sevindi bir ailesi olduğu için. Yemek faslı çoktan bitmişti. Yemekten önce bir azar yiyeceğini gösteriyordu bu durum. Önce azar, sonra yemek yiyecekti.

-“Anacığım nasılsın?” diye önce onun yanaklarından öptü.

Annesi,

-“Eşşek! Neredesin? Baban çok kızdı” dedi.

-“Merhaba Baba! Özür dilerim geç kaldığım için” deyip başını öne eğmişti. Başını öne eğmesi hatasını kabul ediyor olmasını, mahcubiyetini gösteriyor, babasının yumuşamasına neden oluyordu. Yüksek bir ses tonuyla,

-“Bir daha olmasın” dedi babası.

-“Tamam Baba” dedi Can ve hemen mutfağa gitti. Annesinin yemekleriyle karnını doyurup bir an önce dosyayı incelemek istiyordu. Odasına geçip dosyayı ders kitaplarıyla birlikte yatağının üzerinde koyup oturdu Ağabeyi göz ucuyla ona baktı ama bir şey söylemedi. Bir kitabının arasına yerleştirip dosyayı incelemeye başladı. Dosya üç bölüme ayrılmıştı, Türkiye-Avrupa- Ortadoğu olarak hazırlanmıştı. Dosyanın en başında bir harita vardı. Haritanın tam ortasında merkez adıyla işaretlenmiş yerden, İtalya Fransa, İngiltere, Ürdün, Libya, Mısır, Katar’a çizilmiş farklı renklerde yollar görünüyordu. Dosyada merkezden yapılan imalatın Avrupa ve Ortadoğu’ya sevkiyat bilgileri detaylarıyla anlatılıyordu. Her bölümde, ülkelerde yakalanan sevkiyatlarla, sevkiyatları gerçekleştiren kişiler isimleriyle veriyordu. Yüz binlerce insan aracılığıyla organize edilmiş kocaman bir işti Baklava Karteli. Dosyadan öğrendikleriyle tatlı, ballı, kaymaklı, fıstıklı harika şerbetli bu tatlıların dünyaya nasıl yayıldığını çok daha iyi anlamıştı Can. Ajan gözlüklü adam, dosyadaki bilgiler, Ajan Yerfıstığı’nın ‘bir hafta gelmeyeceksin’ ifadesi, Ajan Nejdet’in ‘yarın seni bekliyorum’ demesi, her şey yarın ortaya çıkacaktı. Hapse girersem annem çok üzülecek, kaçsam; beni merak etmekten üzülecek. Ben kendimi nasıl bir işin içine soktum, eyvahlar olsun derken ağzında bir kan tadı hissetti. Elini dudağına götürdüğünde eline kan bulaştı, korkudan dudağını ısırmıştı ve kanıyordu. Çaktırmadan banyoya gidip temizlendi. Döndüğünde ağabeyi uyumuştu. O da sessizce yatağına girip yarını düşünürken uykuya daldı.

Sabah kalkığında heyecanlı olmayışına, korkusundan eser kalmamış olmasına şaşırdı. Kahvaltı etti, tadını çıkararak çay içti. Saat 12 olduğunda evden çıktı. Kadıköy’e geldiğinde biraz heyecanla ve korkuyla karışık Ece’yle birlikte gittikleri kafeye doğru yürümeye başladı. İnsanlar telaşla bir yerlere koşturuyor, her işlerine bir acele katmaya çalışıyorlardı sanki. Bunu da anlayamadığını düşündü Can. ‘’Aşktan başka acele edilecek hiç bir şey yoktur’’ diyordu bir şair. Bu insanlar onu okumamışlardı herhalde. Kafenin griyle çerçevelenmiş mavi duvar boylarını gördüğünde bir heyecan dalgası, karnından beynine met cezir hareketlerine başlamıştı içinde. Kafenin merdivenlerine geldiğinde saat 13:45 i gösteriyordu. Çok yavaş çıkıyordu merdivenleri, her adımda kaçsam mı acaba diye düşünmeden edemiyordu. Son basamağı çıkıp terasa ulaştığında hiç şaşırmadı, Ajan gözlüklü adamın daha önceki masasında oturduğunu gördüğünde. Hemen fark etti Ajan onu, başıyla selamladı. AğIr adımlarla masasına ilerlerken ölmek istedi Can. Ama ölemezdi, bilmeliydi ne olacağını. Masaya geldi ve

-“Merhaba efendim dedi.

-“Merhaba delikanlı! Buyur otur” dedi Ajan.

Oturduğunda sırtından bir Ağrı Dağı da onunla birlikte çökmüştü sandalyesine. Hayatın acımasız ağırlığını ilk defa bu kadar omuzlarında hissetmişti Can.

Ajan gözlüklerini çıkarıp gazetesinin üzerine bıraktığında, çok insancıl ama bir o kadar kararlı ela gözlerini fark etti Ajan Nejdet’in. Bu gözlerden bir şeyin kaçması mümkün görünmüyordu. Ajan konuşmaya başladı.

-“Dosyayı okuduğunu düşünüyorum. Okudun değil mi?”

-“Evet efendim”

-“Nasıl bir iş olduğunu anlamışsındır. Senin teslimatçı olarak çalıştığını, teslimat yaptığın adreslere kadar biliyoruz. Elimizdeki bilgi ve belgelere dayanarak seni tutuklamamız gerekiyor. Sana bir seçenek sunacağız! Ya bizimle emniyete geleceksin ya da teklifimizi kabul edip evine döneceksin. Ne dersin teklif mi emniyet mi?” dedi Ajan Nejdet.

Muammer GECE

Telif hakkı yazara aittir muammergece@gmail.com

Devamını Oku

Baklava Karteli (13)

Baklava Karteli (13)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bölüm 13

Ajan gözlüklü adam karşı kaldırımdan ağır adımlarla yürüyor, etrafını izler gibi onu izliyordu. Nefesinin kesildiğini hissetti. Adam çok sakin bir tavırda yüzünde hiçbir belirti taşımıyor, neyin peşinde olduğuyla ilgili hiçbir belirti göstermiyordu. Onun peşinde olduğu çok açıktı, Mandıra Caddesi’ne kadar takip etmişti.

– “Nasıl fark etmedim? Edemezdim tabi, aklım bir karış havadaydı. Ece, ahşap atölyesi, tüm dikkatimi dağıttı tabi ki. Şimdi ne yapacağım diye düşünürken başını iyice öne eğip, yavaş adımlarla yürüdüğünü arkasındaki adamın, “Delikanlı, bir şey mi kaybettin? Yolu neden kapatıyorsun? Çekil yolumuzdan da evimize gidelim” demesiyle fark etti.

Başını kaldırmadı. Dikkat çekmek, ajan gözlüklü adamı fark ettiğini ajanın anlamasını istemiyordu. Bir plan yapabilmeyi istiyor, aklını zorluyor, bir çok alternatif düşünüyor ama bu işten nasıl sıyrılacağını bilemiyordu. Karar vermek zorundaydı; kaçmalı, saklanmalı, ortadan kaybolmalı ya da ne olacaksa onun olmasını hızlandırmalıydı. Kaçabilecek bir yeri var mıydı? Yoktu. Tek çaresi vardı; olması gerekeni hızlandırmak sonucundan ölmek kadar çok korkuyordu. Kazanacakları karşısında bunlara katlanmak zorundaydı. Ellerini cebine soktu, başını kaldırdı. Artık yere değil ileri bakıyordu. Martin Eden’ı düşündü, mücadelesini. Gözlerinin önünden bir film şeridi gibi akmasına izin verdi. Onun hikayesiyle kendi hikayesini kıyasladığında hoşuna gitmedi hissettikleri. Martin, yazar olmak için her şeyi göze almış, sevdiğinden bile vazgeçebilmişti. Cesur ve asil bir davranıştı. Kendi yaptıklarına baktı, bir teslimatçı olarak kanunsuz bir düzen içinde bağımlılara tatlı-ballı, fıstıklı-kaymaklı, tereyağlı-şerbetli çıtır çıtır kızarmış harika tatlıları baklavaları şöbiyetleri teslim ediyordu adreslere. Bağımlılıklar, kanunsuz düzen aslında bunlar da bağımlılık sayılırdı. Oysa yüksek rakımlı bir ormanda ağaçlar arasında yapılmış bir ağaç evde, kitaplar yazıyor olabilmek bir bağımlılık değil, kendin olmak, bütün kalıplara, bağımlılıklara meydan okumaktı. Şartların teslimatçılığa zorluyor olması bir kez daha üzdü ama ileri bakarak Martin’e benzemeye çalışarak, omuzlarını geriye atarak yürümeye devam etti. Hızlandırdı adımlarını. Vitrinlerdeki yansımadan ajan gözlüklü adamı kontrol etmeye çalışıyor, üç vitrinden birinde yansımasını görüp,

– “Tamam, peşimdesin ama bu işi çözeceğiz dostum” diyordu.

Eskiciler sokağından kendi evlerine ilerlemeye, adımlarını hızlandırmaya devam etti. Yolda Hatice Teyze’yle karşılaşması birçok şeyi değiştirecek bir tesadüf olduğunu anladığında, zaten hayatı yeni bir akış içine girmiş oluyordu.

– “Merhaba Can oğlum, nasılsın?” diye kolundan tutan Hatice Teyze’nin sesiyle irkildi. Hatice Teyze, başörtüsünü dikkatle omuzlarından pardösüsünün üzerine bırakmış, her zaman hanımefendi olmasıyla takdir gören, iki erkek annesi, mahallenin sevilen bir ismiydi. Can birden uzay boşluğundan dünyaya ışınlanan bir yaratık gibi kendine geldi ve “İyiyim Hatice teyzeciğim, sen nasılsın? Nereye böyle yardım etmemi ister misin” dedi.

Hatice Teyze de

– “Ne kadar anlayışlı bir delikanlı oldun sen oğlum evet şu çantamı al eve kadar götürürsen memnun olurum” dedi.

– “Tabi ki” diyerek çantayı elinden aldı ve Hatice Teyze’nin evine doğru yürümeye başladılar.

– “Ah evladım duydun mu Süheyla teyzenin başına gelenleri. Ben çok üzüldüm” dedi. Baklava Karteli’ne girip polis tarafından yakalanan ve cezaevine gönderilen Süheyla Teyze’nin oğlundan söz ediyordu.

“Evet, biliyorum” cevabıyla bu konuyu geçiştirmek istiyordu. Hatice Teyze çok kibar, anlayışlı bir hanımefendiydi ve hemen konuyu okul getirdi.

– “Eee nasıl gidiyor okul, bir hedef belirledin mi kendine?” diye sordu.

Mahallerinde geçmişten gelen bir yakınlık, samimiyet vardı bütün aileler arasında. Özellikle kapı komşu dedikleri yandaki ev, aileden biri kabul edilir; yapılan yemekten verilir, hal hatır her gün aksatılmadan sorulur, düğün, ölüm ne varsa birlikte ağlanır, birlikte gülünürdü. Kitaplarda bu davranış biçiminin inanç gereği olduğunu öğrendiğinde yüzünde bir tebessüm olmuş, “bizi sevmek için ne kadar çok bahane üretiyor” diye düşünmüştü. Hatice Teyze, karşı komşularıydı. Bu konulara en çok dikkat eden kişilerden biriydi, birkaç kez evde Hatice Teyze’nin sözü geçtiğinde annesi;

-“Hatice Hanım medrese eğitimi almış, görmüş, geçirmiş bir insandır” demişti. Annesinin böyle bir ifade kullanması, ona gösterdiği saygıyı, sevgiyi ifade ediyordu. Böyle olması nedeniyle severdi Hatice Teyze’yi, bir dediğini iki etmezdi. Hatice Teyze de onlara karşı çok samimi ve içten davranırdı. Hatice Teyze’nin kapısının önüne geldiklerinde hava kararmaya başlamıştı.

Hatice Teyze,

– “Sağol evladım! Allah Razı olsun, Allah seni korusun” diye dua etmişti. Hoşuna gitmişti duası. “Korusun” demişti, koruyacaktı. Kendini çok güvende hissetti. Hatice Teyze dua etmişti. Allah onu artık koruyacaktı, buna yürekten inanıyordu. Çok iyi hissetti kendini. Hatice Teyze içeri girerken,

Can,

– “Hayırlı akşamlar Hatice Teyze” diyerek arkasını dönüp eve doğru ilerleyecekti ki;

– “Hey delikanlı! Bir dakika seninle konuşmalıyız” cümlesini duyduğunda taş kesti bir anda.

Telif hakkı yazara aittir muammergece@gmail.com

Devamını Oku

Baklava Karteli (12)

Baklava Karteli (12)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bölüm 12:

Birkaç sokak geçip değirmen bölgesine ulaştı. Yürüyerek yolu ve mutluluğunu uzatmak istiyordu. Kadıköy’e kadar ‘ah bir gelebilsen’ şarkısını, bazı yerlerini bağıra bağıra, çoğunu içinden söyleyerek geçirdi. Güzel şarkıydı. Güzel şeyleri seviyordu Ece gibi. Sıradan hayatına dönmek için sıradan araçları, toplu taşımaları kullanmak zorundaydı. Bir spor arabası olmadığı için hayıflandı. Kazandığı parayla bir gün spor bir araba alabilirdi. Ece ne kadar mutlu olurdu buna! Martin’le Ruth gibi olmuşlardı; Martin fakir bir denizci bir kabadayı, Can da fakir bir teslimatçıydı. Kızlar hep aynı roldeydiler, zengin ailenin güzeller güzeli kızları. “Bu işte bir yanlışlık var ama ne?” diye düşündü. Ruth çok dik başlı ve anlayışsız bir kızdı. Ece öyle değildi. Evet bilmiş bir tavrı vardı ama dik başlı asla değildi. Kadınlıktan gelen bir naif tarafı şefkati de vardı Ece’nin ama Ruth tamamen ailesinin, özellikle annesinin etkisiyle sınıf ayrımcılığına aracılık ediyordu. Zavallı Ruth, sonrasında pişman olacaktı ama o Ece’sinin değil pişman olmasını, hüzünlenmesini bile istemiyordu. Baklava Karteli onu istediği yere taşıyacak, harika bir hayatları, evleri, arabaları olacaktı. Çok şey mi istiyordu? Sadece huzurlu, mutlu bir hayat bu kadar zor olmamalıydı. Olmaması için elinden geleni yapacaktı; teslimat, teslimat, teslimat… Başarılı olacağından hiç şüphe etmiyordu. Yine aklına o can sıkıcı düşünceler geldi,

‘’Polis Baklava Baronu’nun Peşinde! Giren Bir Daha Çıkamaz”

Kafasında resmi geçit yapan düşünceler eşliğinde Kadıköy’ün o ruhsuz karmaşasının içine daldı. Balık pazarının yanından geçerken balıkçıların satıcıların bağrışlarını duydu,

-‘’Haydeee tieazeeee çinekop! Karadeniz hamsi kar suyu kulağında haydeee’’

Alanlar ve satanlar, pazarda satılanlar, ne dünya! Ama duygu yok içinde, şefkat, merhamet, aşk, sevgi! Ne var? Para, para… Kaça alınır, kaça satılır, neler neler var. Tiksindi. Koşmak istedi kilisenin önünden rıhtıma, deniz havasına, denize… Şairin sözüne, ilhama ihtiyacı vardı, kaçtı. Yine bir Beşiktaş vapuru, iskele alabanda demişti. Ne hoştu martılar; peşinden uçuyor, kıç tarafında birkaç genç kız kahkahalarla simit parçalarını fırlatıyor, avcı aşık martılar havada kapıyor ya da düşerken yakalıyorlardı. Bir aşk dansı gibi gelirdi martıların uçuşları, kanat çırpışları sonra kanatlarını en gergin şekle getirip süzülürken, kafalarını sağa sola çevirip hepinizi görebiliyorum sakın bir hareket yapmayın edasıyla meydan okumasıyla uçmaları efsane geliyordu. Kuş işte diye geçiştirirdi birçok insan. Onlar mucizeydi; kanatları, uçuşları, çıkardıkları sesler, toplu halde eylem yapmaları. Martı imparatorluğu! Bir martı yumurta kolonisi inşa edilmiş, gıpta edilecek birçok yanlarından en önemlisi hüzün, kavga, küskünlük, ayrılık, hasret yoktu.

Bir martı çığlıyla kanatlar çırpılır, gökyüzüne kavuşulur. Denizin üstünde ya da bir vapurun peşinde uçulması gerekirse uçulurdu. Kavga yoktu, tek eşli bir hayat. Bir yumurtanın uçuyor hale gelmesine kadar tutulan anne baba nöbetleri, yuvaya yaklaşıldığında çıkarılan korkutan çığlıklar. Ders çalışırken karşı evin çatısında izlediği bir tarihsel gelişimdi martıların yuva, aile olmaları. Ne zaman deniz kıyısına gitse orada da görürdü uçuş zerafetini, dönüş sertliğini, simiti kapış çevikliğini. Martılar izlemesini bilenler için tarih yazıyorlardı, hepsi birer efsaneydi. Sonra biraz kendini eleştirdi. “Yok artık! İyi abarttın. Oldu olacak martı evrim geçirdi ve Martin Edın oldu de. Üstüne de olsun bitsin” dedi içinden. Yine Ece’ye anlatmak istedi martıları, Martin Edın’ı. Onu hayalperestlikle suçlar, eleştirir diye her seferinde vaz geçiyordu. Hayalperest olmak, gençler arasında inanılmaz ahmakça bir şeydi. Oysa ünlü yazılım firmasının yaptığı mülakatlarda IQ’su yüksek olanları değil hayal gücü olanları işe alıyorlardı. En azından bunu Ece’ye anlatmalıydı. Bir kitapta okumuştu; araştırma konusuydu, hayal gücü iyi olanları işe alıyorlardı. Artık eve gitmeliydi. Bir hafta iş yoktu. Ders çalışmalı, üniversiteyi kazanmalıydı. Kartel iyi para kazandıracaktı belki ama gelecek garantisi yoktu ve ne olacağı belli olmazdı. Fikirtepe otobüsü tıka basa doluydu. Bundan nefret ediyor, insana yapılan bir haksızlık olarak görüyordu. İnsan çok daha iyi şartlarda yaşamayı hak ediyordu. Tüm insanlar mı? Evet tüm insanlar. Çünkü insan yapısı bunu hak ediyordu. En çok ağabeyi bu düşüncelerini eleştiriyordu, “Bir anneyle katili sen aynı kefeye koyuyorsun, cahilsin” diyordu. Ağabeyinin anlamadığı, sistemin kişiye özel hizmet sunması değil çoğunluğun güvenli ve rahat şekilde yaşamasını sağlayacak bir hizmet vermesiydi. Bir gün onun da anlayabileceğini düşündü. Otobüse en arka kapıdan bindi ve çabucak eve ulaşmak için dua etti . Yoğun trafik, otobüsün boğucu havası, yaşadığı günün mutluluğunu oracıkta adeta kurban ediyordu. En azında verilecek bir kurban olması güzel diye düşündü, acıdı mutluluğunu kurban ettiğine. Neyse ki Altıyol’dan sonra Göztepe istikameti açıktı, hızlı gidiyordu otobüs. Önde oturan adamın okuduğu gazetede ‘’Baklava Baronu’’nun ayaklarını çimento dolu varile sokup bir adamı denize attığını yazıyordu. Gözleri açıldı. Adamın bir teslimatçı olduğunu ama en son teslimatta aldığı 5000 pesoyu teslim etmeden ortadan kaybolmaya çalışırken elinde çantasıyla yakalanıp ‘’Merdaneci Tekin’’ tarafından ölüm cezasına çarptırıldığı yazıyordu. Birden altına yapacak kadar tuvaletinin geldiğini hissetti, korkuya kapılmıştı. Hem de çok korkmuştu. Uyuz otobüs de Mandıra Caddesi’ne kadar hızlıydı ama orada başladı yavaşlamaya. Mesanesi zorluyordu, inmeliydi. Onikiler Camii’nde indi. Hemen tuvalete koştu. Bir kazaya uğramadan kurtardığına seviniyordu. Caminin karşısındaki fırının önünden yürümeye, eve doğru endişeli adımlarla giderken gördüğü karşısında beyninden vurulmuşa döndü. Dudaklarından,

-“Allah kahretsin bu ne şimdi yaa çıktı?”

Telif hakkı yazara aittir muammergece@gmail.com

Devamını Oku

Baklava Karteli (11)

Baklava Karteli (11)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bölüm 11:

Sessizliği Ece bozdu,

-“Hadi sahilde biraz yürüyelim” dedi.

Kafeden çıkıp rıhtımdan Moda yönüne yürümeye başladılar. Kadıköy, Moda sahil manzarasıyla özellikle gün doğumu ve batımı sırasında kalbinde bir parça umut olan herkesi kendine hayran bırakacak güzelliğe sahipti. Denizi izleyerek hiç konuşmadan yürüyorlar, ellerini sıkıca tutuyor, bırakmıyorlardı. Sıkıca tutulan bu kenetlenme aslında bir sözleşme bir yemin gibiydi. Genç akıllarınca ‘senden başkasını sevemem, tek aşkım sensin’ demenin en kolay yoluydu onlar için. Yıllar yıllar sonra bu bedelin bu kadar basit olmadığını, saçlarda beyazlar gönüllerde yaralar olmadan ödenmediğini onlar da anlayacaklardı. Bir banka oturup denizin dinginliğini daha huzurlu izlemek istediler. Adaların üstünden arkaya ufuk çizgisine inmişti güneş, ayrılık vaktini de gösteriyordu. Hava öylesine açık, öylesine huzur vericiydi ki bu manzara karşısında şiirler okumak, şarkılar söylemek geliyordu içlerinden ama sadece izlediler, sessizce izlediler. Belki de bu ortamın mükemmel oluşuna saygıdan çıtları çıkmadı. Banka otururken, arkadaki bisiklet yolunun biraz gerisinde ajan gözlüklü adamı yine fark etti Can. Nejdet komiserdi. Can, ne yapacağını bilmiyordu. akıl yürütmeye çalıştı; “Tutuklanmam gerekse böyle takip edilmem, peki polis değilse kim olabilirdi ki?” Çok fazla ihtimal düşünüyordu Can. Ajan yerfıstığının adamı olabilir miydi? Kartel’in onu takip etmesi için bir neden yoktu. Kesin polis teşkilatındandı. Bunu öğrenmek, sonlandırmak için bir şeyler yapmalıydı.

Ece,

-“Artık dönmemiz gerekiyor. Eve geç kalırsam izin almakta zorlanırım anlıyorsun değil mi?” dedi.

Can,

– “Tabi ki anlıyorum. Tamam, hadi seni eve bırakayım” dedi. Birlikte otobüs duraklarına yürüdüler. Moda’da deniz manzaralı bir evde oturuyordu Ece’nin ailesi. Apartmanın onlara ait olduğunu söylemişti bir konuşmasında. Bu kadar parayı nereden buluyorlardı diye defalarca kafasında sorgulamış ama cevap bulamamış, bir süre sonra vazgeçmişti. Önemli olan Ece’nin onunla birlikte vakit geçirmesiydi, para önemli değildi. Önemli olduğunu sonradan anlayacağı birçok şeyin arasında sayacaktı parayı da saçları beyazladığı yıllarda. Çan çın çon tramvayına binmek için cami aralığından ve kitapçının önünden geçtiler. Kitapçıyı dönerken arkasına baktı Can. Ajan gözlüklü adam, caminin önünden hala onları takip ediyordu. Ece’ye hissettirmemek istiyordu. Onun fark etmesi felaket olurdu, belki korkar bir daha onunla görüşmek istemeyebilirdi. Adam hala onları takip ediyordu. Neden gününü berbat etmeye çalışıyordu bu adam?! Tramvay, tiyatro önünden çan çın çon sesleri çıkararak geldiğini görünce,

-“Hadi koşalım” diye bağırdı Can.

-“Hadi koşalım” diye Ece de ona katıldı ve koşmaya başladılar. Tramvayla aynı hızda gidiyorlardı. Tramvayın içindeki genellikle yaşlı kölelerin ebeveynleri olma ihtimali çok yüksek insanlar, onlara bakıp tebessüm ettiler. Bu tebessüm aslında bir hayıflanmaydı “ahh bir zamanlar biz de genç olduk ama dur sus otur kalk hayır dan başka bir şey görmedik. Biz de mutlu olabilirdik” ezikliğiydi.

Tramvayla aynı anda durağa ulaştılar ve hemen atladılar içeriye. Onlardan başka yolcu olmadığından hareket etti tramvay. Ajan gözlüklü adam simitçinin yanından onlara pis pis bakıyordu. Can, onu atlatmanın mutluluğuyla Ece’yi tutup yanağından öptü.

-“Çok güzel bir gündü, teşekkür ederim sana” dedi.

Ece de onun tutup yanağından öptü,

-“Asıl ben teşekkür ederim kurtarıcı kahramanım” dedi.

 Gözlerine dikkatlice baktı, ajan gözlüklü adamı oda mı fark etmişti diye.

Ece,

-“Beni sıkıcı hayatımdan kurtarıp kahramanım olduğun için” dediğinde rahatladı Can. Çan çın çon tramvayı Altıyol’a oradan boğaya selam vererek Moda’ya yöneldi. Sırıtan yüzüne yavaş yavaş hüzün düşüyordu Can’ın çünkü sona yaklaşıyorlardı. Ayrılacaktı, bitecekti bu tatlı kısacık rüya. En azından harika bir gün geçirdik, her şey çok güzeldi avuntusuyla inecekleri durağa geldiler. Moda Kız Lisesi’nden aşağıya yürümeye başladılar. Sokak akşam telaşını için için yaşıyordu. Okulun önündeki roman sokak şarkıcıları çok sevdikleri şarkıyı çalıyorlardı ‘’ah bir gelebilsen’’ Bir süre el ele onları izleyip içlerinden tekrar ettiler şarkıyı. Can çok seviyordu sokak çalgıcılarını. Onları hem cesur hem de mutluluk dağıtıcı olarak görüyordu. Çünkü ne zaman sokakta böyle bir sanatçı grubu şarkı söylüyor olsa; etrafındaki kalabalık şarkıyı bilmese de eşlik edip, bir süre sıradan sıkıcı hayatlarından kurtulup onlarla birlikte şarkıyı söylemeye başlar, ellerinde olmadan kaçak bir gülümseme üzerlerine oturmayan bir elbise gibi yalancı bir mutluluk sarardı her yanlarını. Can, bu sokak çalgıcılarının insanların bir parça mutluluk yaşamalarına vesile oluşlarını takdir ederdi.

Şarkı bitti. Birlikte sokağın köşesine kadar yürüdüler. Köşeye geldiklerinde Ece durdu, Can’ın gözlerinin ta içine bakarak,

-“Bugün için gerçekten çok ama çok teşekkür ederim. Sende anlayamadığım bir çekim alanı var, kendimi yörüngeye girmiş bir yıldız gibi hissediyorum” derken yine bir gönderme, bilmişlik saklamıştı içine Can. Aldırmadı bu gizemli nükteye,

-“Biliyorum, zamanla anlamanı umuyorum. Ben de seninle vakit geçirmek için can atıyorum. Bu, sevdiğin bir şarkının ritmine karışmak gibi bir şey; hem söyler hem de her zerrenle eşlik edersin ya sen öylesin benim için…”

Ece elini sıktı, gözlerini devirip başını biraz geriye atıp hızlıca evlerine doğru yürüdü. Apartmanlarına varana kadar bekledi, gözleriyle takip ediyordu. Kapıya ulaştığında arkasını dönüp yürümeye başladı artık eve natural hayatına dönmeliydi. Bir yıldız kaymıştı bile…  

Telif hakkı yazara aittir

muammergece@gmail.com

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.