Mustafa Tınmaz, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

08 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Mustafa Tınmaz

Mustafa Tınmaz

01 Mayıs 2021 Cumartesi

Hz. Mevlânâ ve Edep (III)

Hz. Mevlânâ ve Edep (III)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(ks)’nin edep hakkındaki gazelini tefekküre devâm edelim:

Ger to hâhî ki kadem ber-ser-i iblis nehî

Dîde buşka vü bibin kâtil-i şeytan edebest

“Eğer şeytanın başını ezmek istiyorsan edep sâhibi ol. Gözünü aç, gör ve bil ki, şeytanı öldüren şey edeptir.”

Edepsizliğin ilk örneği Kur’ân’da İblîs olarak geçen şeytanın ettikleridir. Şeytanın “edepsizce” davranmasının sebebini Kur’ân, “kibir” olarak nitelendirmektedir.[1] Yaptıklarına bakarsak, şeytanın edepsizliğinde beş cihet görebiliriz: Söz dinlememek, akıl öğretmeye kalkmak, iftirâ etmek, kafa tutmak ve cedelleşmek.

“Âdem(as)’e secde et”[2] emrine isyânında karar kılan[3], “ben daha hayırlıyım” diyerek alemlerin Rabbi Allah(cc)’a akıl öğretmeye kalkan,[4] özür dilemediği gibi “kendisini azdırdığı suçlamasıyla”[5] Allah(cc)’a iftirâ eden, geri plandaki hasediyle, “Niye ben değil de O?” diyerek kafa tutan ve de insanlardan “samîmî” olanları hariç azdıracağını[6] söyleyerek kînini kusan İblis’tir. Şeytan ile mücâdelemizde vesveselerine karşı en etkili silâhımız, “istiâzedir”, Allahü Teâlâ(cc)’ya sığınmaktır.[7] “İstiâze”, aynen eve giren hırsızı kaçırmak için ışıkları açmak misâli şeytanı kaçırmak, böylece vesvesesini kesmek gibidir.

Ondan sonra kişi, nefsiyle başbaşa kalır. O zaman da şöyle duâ edilir: “Allah’ım, göz açıp kapayıncaya kadar da olsa beni nefsimle başbaşa bırakma.”[1]

Şeytanın âdetâ at oynattığı alan öfke halidir. “Yiğit, güreşte (kazanan) değildir. Yiğit, gazâb ânında nefsine hükmedendir”[2] hadîsinden, yiğitliğin asıl mânâsının kişinin nefsi için öfkelenmemesi olduğu anlaşılır. Öfkeyi yutabilmek, nefsimiz için öfkelendiğimizi hemen fark etmek ve öfke ânında Allahü Teâlâ(cc)’ya istiâze ederek öfkenin geçmesini niyâz etmekle mümkün olur. Öfkeli birisini gören Efendimiz(sav), şöyle buyurmuştur:

 “Ben bir kelime biliyorum ki eğer şu adam o kelimeyi söylese muhakkak öfkesi geçer. O kelime: “Eûzü billâhi mineş-şeytânir-racîm” sözüdür.”[3]

Netîce îtîbâriyle, şeytan ile edep sâyesinde mücâdele edebiliriz. Bu edebin kapsamı, şeytanın edepsizliğini kavrayıp tam tersini yapmak; hâssaten kibir, haset ve kinden uzak durmak, Allah(cc)’a isyândan kaçınmak,  şeytan vesvesesi ve öfke ânında Allah(cc)’a istiâzedir.

Allah(cc)’a emânet olun.

Mustafa TINMAZ

[1] Ahmed bin Hanbel, 5/42

[2] Buhârî, Edeb 102; Müslim, Birr 106-108

لَيْسَ الشَّدِيدُ بالصُّرَعَةِ اِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ

[3] Müslim, Birr ve Sıla 109

إنِّى لَاَعْرِفُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ مِنَ الْغَضَبِ: اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

[1] Bakara 34: “(Âdem’e) secde etmekten yalnızca İblîs kaçındı. Kibirlendi ve kâfirlerden oldu.”

[2] Sâd 71-72: Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın.”

[3] Sâd 75: Allah: “Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?” dedi.

[4] Sâd 76: İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.

A’râf 12: Allah, “Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?” dedi, “Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm” cevabını verdi.

[5] A’râf 16: “Beni azdırdığın için andolsun ki Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım.”

[6] Hicr 39-40: “İblis dedi ki: Ya Rabbî! Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve senin ihlasa erdirdiğin kulların müstesna, onların hepsini azdıracağım.”

[7] A’râf 200: “Eğer şeytandan sana bir vesvese gelirse hemen Allah’a istiâze et (sığın). Muhakkak ki Allah, Semîdir, Alîmdir.”

İstiâze cümlesi: “Eûzü billâhi mineş-şeytânir-racîm”

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Devamını Oku

Edep Gazeli (II)

Edep Gazeli (II)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(ks)’nin edep hakkındaki gazelinin ikinci beytini şerh etmeye devam edelim.

Âdem ez âlem-i ulvîst ne süflî der-yâb

Ravnâk-ı gerdîş-i gombed-i devrân edebest

“İnsan süflî, düşüklükler âleminden değil, ulvî, yücelikler âlemindendir. Bunu iyi anla. Ve şu gökkubbenin dönüşü ve devranın gidişindeki revnâk, güzellikler de edeptendir.”

İnsan, rûhlar âleminde, elest bezminde: “Evet, Sen bizim Rabbimizsin”[1] diye âlemlerin Rabbi Allah(cc)’a söz verendir. İnsan, meleklerin “secde ettiği” Âdem’in neslindendir ve Allah(cc)’ın rûhundan kendisine “rûh üfürülmüştür.”[2] İnsan, ahsen-i takvîm[3] üzere, en güzel, en üstün ve en yüce yaratılışla yaratılmıştır. Cemâdât, nebâtât ve hayvânât kendisine râm edilen[4] insan, âlemlerin Rabbi Allah(cc)’ın yeryüzündeki halîfesidir.[5] Kur’ân’da geçen bu hakîkatler, insanın ulvî, yücelikler âleminden geldiğini ortaya koyar. Bunu iyi anlamamız nasîhat edilmektedir. Bu kavrayışın gerektirdiği şekilde hayat sürersek, halîfelik emânetine hıyânet etmemiş, “elest bezminde” vermiş olduğumuz sözü tutmuş oluruz. Bu ise, bizlerin “emin” (güvenilir) sıfatıyla sıfatlanmamıza sebep olur.

Kur’an’da ayın, güneşin, gece ve gündüzün Azîz ve Alîm Allah’ın takdîri ile belli yörüngeler ve ritim ve rutinlere bağlandığı açıklanmaktadır[6]  ki, bu âyetler tefekküre vesîledirler. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(ks), ay, güneş, gece ve gündüzün Azîz ve Alîm Allah’ın sözünü dinlemek, sözünden dışarı çıkmamak güzelliği ile edebe riâyet ettiklerini söylüyor.

Allah(cc)’a emânet olun.


[1] A’râf 172: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Onlar da: Evet (Rabbimizsin) şâhit olduk dediler. (Bu şâhitlik) kıyâmet gününde biz bundan gâfildik dememeniz içindir.”

[2] Sâd 71-76: “Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp, içine de rûhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın! Bütün melekler toptan secde ettiler. Yalnız İblîs secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. Allah, ‘Ey İblîs! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin?’ dedi. İblîs: ‘Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.’ dedi.”

[3] Tin 4-5: “Muhakkak ki, Biz insanı “ahsen-i takvîm” üzere yarattık. Sonra onu “esfel-i sâfilîne” indirdik.”

[4] Bakara 29: “O ki yeryüzündekilerin hepsini sizin için yarattı.”

[5] Bakara 30: “Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir hâlîfe yaratacağım” demişti…”

[6] Yasin 37-40: “Gece de onlara bir delîldir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar. Güneş de bir delîldir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdîridir. Ay’a gelince, ona menziller tâyin ettik. Nihayet o eski hurma

salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.”

Burda teferruata girmeyeceğiz ama, Kur’ân’ın 1400 yıl önce inzâl olduğunda bahsettiği dâiresel olmayan yörüngeler, dünyânın güneşin etrâfında ve ayın dünyâ etrâfında döndüğü hakîkati, batıda ancak Galilei, Kopernik ve Kepler tarafından 16. yy ve sonrasında keşfedilmiştir. 

Mustafa TINMAZ

Devamını Oku

Edep Gazeli

Edep Gazeli
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçen hafta yayınladığımız Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(ks)’nin edep hakkındaki gazelinin ilk beytini kelime kelime şerh etmeye çalışalım. İnşAllah edep konusunda derinliğe ulaşalım, bunun için âlemlerin Rabbi Allah(cc)’tan nusretlerini niyâz edelim.

Hâce der-yâb ki can der ter-i insan edebest

Hâce envâr-ı dil u dîde-i merdân edebest

“Ey kişi, bilmiş ol ki, insanın tâzeliği içindeki can edeptir.[1]

Allah erlerinin gözü ve kalplerinin nûrunun aydınlığı, edeptir.”

İnsanlar esfel-i sâfilînde iken, emmâre nefislerinin hevâsını ilâh edinirler, şeytana kulluk ederler, “geçici, aldatıcı ve oyalayıcı” dünyânın süslerine kalbî muhabbetle bağlanırlar ve de tanrılaştırdıkları benliklerine taparak “bencilce” hayât sürerler. Tevhitten uzaklaştıkça zulmü kalınlaştırırlar, “sevgisizce”, “esfel-i sâfilîn” bataklığında çamura saplanmış merkepler gibi çırpınırlar.[2] Esfel-i sâfilîndeki bir kişinin rûhu, hevâsının boyunduruğu altında emmâre nefsinin esîridir. Tutulduğu yer ise, günâhlardan dolayı zulmet (siyah noktaların kalbi kaplamasından dolayı oluşan karanlık) ile dolmuş kalbin içinde, benlik duvarının ardındadır. Bu duvar yıkılmadıkça, rûh, hürriyetine kavuşamaz. Ayrıca benlik duvarının arkasından rûhun sesi pek işitilmez.

Allah(cc) erleri, Allah(cc)’ın dostları, yalnız âlemlerin Rabbi Allah(cc)’a kulluk edenler, Hz. İnsân olanlardır. Hz. İnsân olmuş kişi, benliğine çâre bulmuş, emmâre nefsini tezkiye etmiş, kalbini tasfiye etmiş, şeytandan Allah(cc)’a istiâze etmiş, dünyâ ve ukbâyı terk etmiş bir hâlde iken rûhunu emmâre nefsin esâretinden kurtarmıştır.  

“Allah, göklerin ve yerin nûrudur (aydınlatıcısıdır). O’nun nûrunun temsîli, içinde lamba bulunan bir kandil misâlidir. O lamba bir billûr içindedir; o billûr da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübârek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruyla hidâyete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misâl verir; Allah her şeyi bilir”[3] âyetindeki billûr lamba, müminin kalbidir; nûr ise zulmeti giderip kalbi aydınlatandır. Dünyâ gözü güneşin aydınlığı ile; kalp gözü ise Allahü Teâlâ(cc)’nın nûrunun aydınlığıyla görür. İbn Abbas(ra) ve İbn Mesud(ra) da bu âyetle alâkalı olarak: “Bir müminin kalbindeki Allah nûrunun ifâdesi için yapılan bir teşbîhtir” demişlerdir.[4] Hz. İnsânın kalbinde Allahü(cc) Teâlâ(cc)’nın nûru hasıl olur, bu nûr ile kalpler aydınlanır.  Boyunduruk altında olmayıp nûra kavuşan rûh, kıpır kıpır ve tap tâzedir. Bu hürriyetin sebebi edeptir. Çünkü edebin kemâli, kişi ihsân derecesinde amel etmeye gayret ederken, düşüncesizce davranmakla hatâ edip kendi bünyesinde ve etrâfında tevhîdi bozduğunu fark edince, kalbinde duyduğu hayâ hissidir.  Bu hissi pişmanlık, nedâmet olarak da niteleyebiliriz. Pişmanlık ve nedâmet duymak benlik duvarından kerpiç koparmakla rûhun sesinin duyulduğunun işâretiyken, akabinde akan göz yaşları rûhun sürûrudur.

Edep sâyesindedir ki, hayâ hissi ile kişi tövbe eder, kalbindeki günâhları göz yaşları ile yıkar, siler.  Böylelikle kalpte Allah(cc)’ın nûru hasıl olur ki, bu nûr gözlerden nazarla yayılır.[5]

Allah(cc)’a emânet olun.

Mustafa TINMAZ


[1] Nasıl rûhsuz bir bedene can denilemezse, işte onun gibi edep, rûh gibidir.

[2] Mesnevî, 1/115: “Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı.”

[3] Nûr 35

[4] M. Esed, Kur’ân Mesajı 2/715

[5]  “Müminin ferâsetinden sakının! Çünkü o Allah’ın nûruyla bakar.”

 اِتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِاللّٰهِ

[1] Nûr 35

[1] M. Esed, Kur’ân Mesajı 2/715

[1]  “Müminin ferâsetinden sakının! Çünkü o Allah’ın nûruyla bakar.”

 اِتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِاللّٰهِ

Devamını Oku

Hz. Mevlânâ ve Edep

Hz. Mevlânâ ve Edep
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(ks), edep hakkındaki gazelinde şöyle buyurmuştur:[1]

Hâce der-yâb ki can der ter-i insan edebest

Hâce envâr-ı dil u dîde-i merdân edebest

“Ey kişi, bilmiş ol ki, nasıl rûhsuz bir bedene can denilemezse, işte onun gibi edep, rûh gibidir. Allah erlerinin gözü ve kalplerinin nûrunun aydınlığı, edeptir.”

Âdem ez âlem-i ulvîst ne süflî der-yâb

Ravnâk-ı gerdîş-i gombed-i devrân edebest

“İnsan süflî, düşüklükler Âleminden değil, ulvî, yücelikler Âlemindendir. Bunu iyi anla. Ve şu gökkubbenin dönüşü ve devranın gidişindeki revnâk, güzellikler de edeptendir.”

Ger to hâhî ki kadem ber-ser-i iblis nehî

Dîde buşka vü bibin kâtil-i şeytan edebest

“Eğer şeytanın başını ezmek istiyorsan edep sâhibi ol. Gözünü aç, gör ve bil ki, şeytanı öldüren şey edeptir.”

Âdemîzâde eğer bi edebest, âdem nîst

Fark der cism-i benî-Âdem ü hayvan edebest

“İnsanoğlunda eğer edep yoksa, bilin ki o insan değildir. İnsanoğlunun cismiyle hayvan arasındaki fark edep dolayısıyladır.”

Çesm buşka vü bibin cümle kelâmullâh râ

Âyet âyet hemegî ma’ânî-i Qur’ân edebest

“Gözünü aç! Dikkat et! Tamâmen Allah kelâmı olan Kur’ân’a iyice bak! Âyet âyet bütün Kur’ân’ın mânâsı edeptir ve Kur’ân’a edeple îmân et.”

Gerdern ez akl suâlî ki bâşed îmân

Akl der-gûş-i dilem goft ki îmân, edebest

“Akla sordum, nedir îmân? Akıl, kalp kulağıma eğilip dedi ki îmân, edeptir.”

Şems-i Tebriz hâmuş kûn ki toy-i sırr-ı hudâ

Enver-i efdâl-u in şem-i sebistan edebest

“Ey Şems-i Tebriz, suskun ol! Sus ki bu bir ilâhî sırdır. Ancak şu kadar söylenebilir, dile gelebilir ki, geceleri ve karanlıkları aydınlatan îman mumunun en parlak ve en üstün aydınlığı edeptir.”

Yukarda meâlen tercümesi verilen bu gazel, edep hakkında çok derin mânâlar ifâde etmektedir. Bir yazıya sığmayacağı âşikârdır. Bundan sonraki haftalarda kelime kelime bu beyitleri hep berâber tefekkür ederek, inşAllah edep konusunda derinliğe ulaşmayı niyâz ediyorum.

Allah(cc)’a emânet olun.


[1] Ö. Tuğrul İnançer, Dinle Neyden

Mustafa TINMAZ

Devamını Oku

Hayâ amel ve edep

Hayâ amel ve edep
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Her dînin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır”[1] hadîsinden, hayânın güzel ahlâkın (ve edebin) tam merkezinde olduğu anlaşılır.

Altını defâlarca çizmek gerekir ki edep, îmân etmiş olanlara mahsus bir haslettir. Bunun başka bir delîli de edebin gerektirdiği hayânın da göstergesinin îmân olmasıdır.  “Hayâ îmandandır”[2] hadîsi gereğince hayâ, îmânın alâmetlerindendir. Kişiyi edepli davranmaya iten de bu hayâ duygusudur.

“Ey îmân edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden fazla çıkarmayın, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider” [3] âyeti, Peygamber Efendimiz(sav)’e yapılan bir edepsizlik üzerine nâzil olmuştur. Bâzı kişiler, yüksek sesle Efendimiz(sav)’e seslenmişler ve bu davranış, âlemlerin Rabbi Allah(cc) tarafından edepsizlik olarak nitelendirilmiştir. Bu âyet gereğince, hangi ameli işlersek işleyelim, edep amelden üstündür, çünkü başta Efendimiz(sav)’in huzûrunda ses yükseltmek olmak üzere edepsizlikler, âyette bildirildiği gibi amelleri “habt” ettirir, yok saydırır, îmânı hükümsüz kılar.

Abdullah bin Mesud(ra) naklediyor: “Resûlullah bir gün: “Yüce Allah’tan hakkıyla hayâ ediniz!” buyurdu. Biz: “Yâ Resûlallah! Allah’a hamd olsun, biz Allah’tan hayâ ediyoruz!” dedik. Resûlullah: “Allah’tan hayâ etmek böyle değildir. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve başın taşıdığı uzuvları (kulak, dil ve göz), karnı ve karnın içine doldurduğu uzuvları haramdan korumak, ölümü ve toprak altında çürümeyi hatırda tutmaktır! Âhireti dileyen kişi, dünyâ hayâtının ziynetini bırakır. İşte, kim böyle yaparsa, Yüce Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur!” buyurdu.”[4]

Efendimiz(sav) yine: “Hiç şüphesiz, Azîz ve Celîl Allah, bir kulu helâk etmek istediği zaman, ondan hayâyı çeker alır! Hayâyı çekip alınca, o kul ancak hayâsız ve menfûr olur! Menfûr olduğu zaman, kendisinden emniyet kaldırılır. Emniyet kaldırılınca, o ancak hâin olur! Hâin olduğu zaman, kendisinden rahmet kaldırılır! Rahmet kaldırılınca, o ancak lânete uğrar, mel’ûn olur! Lânete uğradığı ve mel’ûn olduğu zaman da İslâmiyet’le bağlantısı koparılır!” buyurmuştur.[5]

“Hayâ etmedikten sonra istediğini yap!”[6]

Bu üç hadisten anlaşılması gereken şudur ki, bir kişinin gözünden hayâ nûru giderse, yerine bitmek tükenmek bilmez istekler ve zevkler peşinden koşmak ve açgözlülük gelir. Nefsinin doymak bilmez isteklerine ve dünyâya yönelik hırslarına esîr olur. Bu esârette elde ettiği geçici zevklerin müptelâsı olarak hayat sürer. Amacına ulaşmak için her yolu mubâh görür. Böyle bir kişide din, îmân ve rahmet gider, yerini münâfıklığa ve lânete bırakır. Geçici zevkler için hıyânet eder, dakka başı yalan söyler, verdiği sözleri tutmaz. Meselâ, makâm mevkî için, zengin olmak için rüşvet alır, memleketini satar gibi. Bunun örneklerini Türkiye çok gördü ve hala görmeye devâm etmekte.

Edebi bilmeyi, uygulamayı ve her hâlimizde edepli olmayı, âlemlerin Rabbi Allah(cc)’tan niyâz ederiz.

Sağlıcakla kalın.

Mustafa TINMAZ


[1] Mâlik, Hüsnü’l- Hulûk 2

اِنَّ لِكُلِّ دِينٍ خُلُقاً، وَخُلُقُ الْاِسْلاَمِ الحَيَاءٌ

[2] Buhârî, Îmân 16; Müslim, Îmân 57-59

اَلْحَيَاءُ مِنَ الْإِيمَانِ

[3] Hucûrât 2

[4] Ahmed bin Hanbel, Müsned 1/387; Tirmizî, 4/637, Kuşeyrî, Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 1/177; Asım Köksal, İslâm Târihi 18. Cilt

[5] İbn Mâce 2, 1347; Asım Köksal, İslâm Târihi 18. Cilt

[6] Buhârî, Enbiyâ 54; Edeb 78

 إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.