06 Mart 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 9.881.892 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Okan Aşcı

Okan Aşcı

05 Mart 2021 Cuma

Ayağa kalk!

Ayağa kalk!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İspanyol sanatçı Eugenio Merino’nun üst üste ibadet eden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’den oluşan heykeli geçtiğimiz yıllarda tartışma konusu olmuştu. Müslümanın önünde İncil, papazın elinde Tevrat ve hahamın elinde Kur’an-ı Kerim vardı. Müslümanlarla alay etmek için yapıldığı düşünülse de heykeli gören bir Musevi rahatsız olmuş ve yöneticilere şikayet etmişti. ‘Siz en üsttesiniz neden rahatsız oldunuz’ denilse de verdiği cevap çok manidardı. ‘Eğer Müslüman ayağa kalkarsa, hepimiz yıkılırız’

Bir Musevi olaya nasıl bir farklı bakış açısı kazandırmış değil mi? Peki haklı değil mi? Tabiki de haklı. Yıllarca üstümüze çıkan onlar değil miydi? Müslüman için kötü diyenler, barbar Türk diyenler, ırkçılığı körükleyenler, terör örgütlerini destekleyip, Müslümanların üzerine atanlar. DAEŞ’i haşa İslam devleti olarak lanse edip, İslamofobi gibi bir saçmalığı körükleyenler, onlar değil mi? Bizim dinimiz hoşgörü, merhamet dini ancak biz Müslümanlar anlatmayı bir türlü beceremedik sanırım.

Hollanda ve Amerika’da yapılan bir sosyal deneyde, bir İncil’in üzerine Kur’an-ı Kerim kılıfı geçirerek insanlarla röportaj yapılır. Yoldan doğaçlama yani rastgele çevrilen insanlara sözüm ona Kur’an ayetleri okunmaktadır. Ayetler profesyonelce seçilmiştir. Okunan her ayet kadına uygulanması gereken şiddeti ya da günahların cezalarını içeren sert ayetlerdir. İnsanlar önce bu okunan ayetlere aşırı derecede tepki verirler ve bu dine inanan insanları yargılamaya başlarlar. Daha sonra muhabir, kitabın üstündeki kılıfı çıkarıp altındaki kitabın İncil olduğunu gösterince, insanların yüz ifadeleri birden değişir. Kimisi olay yerinden uzaklaşır, kimisi küfür eder. Hatta bu konudaki cahillikleri, yüzlerine gülümseme olarak yansır. Bir tanesinin yorumu ‘Medya’ şeklinde olur. İşte asıl mesele budur değerli okurum. Biz İslam’ı doğru anlatmaz isek birisi gelir İncil’in ya da Tevrat’ın ya da bambaşka bir kitabın üstüne Kur’an-ı Kerim kılıfı takarak başkalarına gerçekmiş gibi anlatmaya çalışır. 

Hayatımı tam anlamıyla değiştiren, kimin söylediğini bilmediğim bir söz ile devam etmek istiyorum. Fazlaca İslam’dan uzak yaşadığım yıllarda, okuduğum bir kitapta gördüğümü sandığım bu kelam tam olarak şöyleydi. “İlk emri oku olan dinin sahibi ALLAH C.C., yarın okudun mu diye sormaz mı?” Okuduğum an, beynimde çakan şimşekleri, yıllar sonra bugün bile hissederim. Anlayana ne büyük hikmet vardır bu sözün içinde… Hani demiş ya atalarımız; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”. Dünyanın en garip olaylarından biri, bir insanın inandığı dinin kitabını gerçek manada hiç okumamış olmasıdır. Hem de ilk ayeti OKU olmasına rağmen.

Ayağa kalkmanın zamanı gelmedi mi? Heykel bahsindeki hakikati hala göremediniz mi? Müslümanın önüne İncil atmışlar, Papazın eline Tevrat vermişler, hahamın ise Kur’an. Müslümanı Hristiyan’a, Hristiyan’ı Yahudiye benzetmişler. Yahudi ise her şeyin farkında. Ve tüm bunlara rağmen, hakikatin farkında olan Müslüman ayağa kalkarsa, hepsi yıkılacaktır.

Haydi o zaman AYAĞA KALK!

Vakit Hakkı Batıl’dan ayırma vaktidir.

Okan AŞCI

Devamını Oku

Enteresan milletiz vesselam

Enteresan milletiz vesselam
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ne enteresan milletiz!

Aslında hepimiz biraz holiganız ama holiganlık yaptığımızın farkında değiliz.

Desteklediğimiz parti her zaman en doğrusunu yapar, en doğrusunu söyler.

Tuttuğumuz spor takımı en büyüktür hep.

Her düşündüğümüzü söyler, her okuduğumuzu doğru kabul ederiz, her duyduğumuza inanmak da âdettendir bizim için.

Kimse kimseden hatası için özür dilemez, özür dileyeni zayıf kabul ederiz.

Herkesi dövebileceğimizi zannederiz, dayak yesek, dövmüş gibi anlatırız.

Birisi arkamızdan küfretse kızar, birinin arkasından küfrederken sağa sola bakarız.

Trafikte yol verme kavgası yapan nadir insanlarız. Oysa yol verince ne biz geç kalırız, ne de yol verdiğimiz araç bizim üstümüzde egemenlik kurar.

Bindiğimiz toplu taşıma aracının bir parçası oluruz kısa mesafe seyahatlerde. Şoförün kızdığına kızar, sevdiğini sever, dinlediği müzik ile hüzünleniriz.

Bizimle alakalı olsun olmasın kavga ayırmaya bayılırız. Arada yediğimiz yumrukları bile ‘Kavgada yumruk aranmaz’ atasözüne bağlamışız, o derece yani.

Kimsenin kimseyi dinlemediği bir hale gelmişiz.

Saçma sapan TV dizi ve filmlerinden birer ZOMBİ haline gelmiş bilinçlerimiz. (Bazı dizileri istisna geçerim.)

Genci yaşlısı elinde telefonla trafik kazası atlatmayan kalmadı aramızda değil mi?

Bir de en kötü alışkanlığımız “kitap almayı” çok seviyoruz, ama okumadan alim olmak istiyoruz.

Şimdilerde sosyal medya alimleri türedi, bilirsiniz. Her şeyin en doğrusunu söyledikleri için, Youtube’da kanal isimleri bile; Süper Gerçekler, En Doğru Gerçekler, Daha da Gerçek Haber vs. şeklinde…. Çünkü en doğruyu biz söyleriz minvalindedir hep söylediklerimiz.

Bir de mutluluk hali vardır bizim kapitalist düzenin.

“Bizim” diyorum çünkü kapitalist sistem ne kadar uluslararası olsa da en âlâsı bizimkidir. Yukarıda yazdıklarıma atıfta bulunarak diyorum.

Bazısı ise mutluluğu para, hediye, alışverişte zannettiği için, AVM’ler artık tabelalarına “Mutluluk Merkezi” yazdırıyor.

Bir de radyoda duyduğum efsane slogan var ‘Mutluluk …. Mağazalarında’

Fastfoodlarda bile mutluluk menüleri var. Sanki mutluluk yenen bir şey.

Eğer siz, mutlu olmayı başaramıyorsanız, birileri size mutluluğu satmaya çalışacaktır. Ya menüde yemek olarak ya da AVM’de eşya olarak. Satın alınca mutlu olmayı pompalıyor çünkü, sosyal ve asosyal medyadaki tüm reklamlar.

Şimdi, gelelim asıl konuya…

Bu kadar olumsuzluktan sonra hakkını da teslim etmek gerek insanımızın.

Mesela; en merhametli toplum bizimkidir şüphesiz.

Dışarıda üşüyen biri görsek salya sümük ağlar ve milliyetine bakmadan yardım etmeyi severiz.

Yaptığımız iyilikleri konuşmayı ayıp sayar, konuşanı görünce de uyarımızı “İyilik et denize at, balık bilmezse Halik (Yaradan) bilir” diyerek yaparız nazikçe.

Dışarıda ağaçlar kesilirken ağlayan gördü bu orta yaşlı gözler.

Soğukta sokak hayvanları aç-susuz kalmasın diye her köşede mama ve suluk doldu caddelerimiz, sokaklarımız.

Allah korusun, ülkenin herhangi bir yerinde deprem, doğal afet olsa, hızlı örgütlenen ülkeler arasında en hızlısıdır TÜRKİYE’miz.

Yardım kampanyalarında ise en birincidir halkımız ve kimseye laf ettirmem bu konuda asla.

Dünyadaki doğal afetlere karşı bile kayıtsız kalamayacak kadar yardımseveriz. En sevmediğimiz düşmanımıza bile bir afet dokunsa, yardım etmek için en önce biz koşarız.

Dünyanın, salgın döneminde “ölsünler” diye huzur evlerinde ve bakım evlerinde sahipsiz bıraktığı yaşlılara bir saygımız vardır ki, kelimelerle anlatmak neredeyse imkansızdır.

Mesela, harika bir komşuluk ağımız vardır. Ben buna mahalle istihbaratı diyorum. Evde bir şey piştiği zaman tüm komşulara dağıtırız. Mahallenin çocukları, evde pişen lokmadan mutlaka nasiplenirler. –Hâlâ böyle mi? demeyin gerçekten böyle. Çünkü biz, paylaşınca çoğaldığına inanırız.

Apartmanımızda, sitemizde, mahallemizde kimin yardıma ihtiyacı var biliriz. Peygamber Efendimizin ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ düsturu üzere yaşarız.

Çünkü biz, TÜRK milletiyiz! 72 milletten oluşan, farklı kültürlerden gelen, doğusuyla-batısıyla, Lazıyla-Kürdüyle, Çerkeziyle-Arnavutuyla hep birlikte TÜRKİYE’yiz.

Çünkü biz, Veda Hutbesinde ‘Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük yalnızca takvadadır. Irkçılığın her türlüsü ayağımın altındadır’ diyen, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. ümmetiyiz.

Çünkü biz, vicdan toplumuyuz. Zalimin karşısında, mazlumun yanındayız. Dünyaya yön vermiş büyük alimlerin, büyük sultanların, büyük devletlerin varisiyiz. Yine Nizam-ı Alem’i tesis etmek üzere geliyoruz. Hiç şüpheniz olmasın.

Bizim İstiklal Marşı’mız Korkma! diye başlar.

Çünkü biz ALLAH’tan başka hiçbir şeyden korkmayız.

Okan Aşçı

Devamını Oku

Dijitalleşen dünyada Türkiye

Dijitalleşen dünyada Türkiye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Endüstri 4.0, insanlık 2.0, sosyal olmayan sosyal medyanın gelişmesi, Robotik teknolojinin durdurulamaz yükselişi, süpersonic hızda veri alışverişi, 3G-4,5G derken 5G’ye geçiş ve 6G’nin konuşulması…

Dünya dijitalleşme aşamalarını artık daha da hızlı biçimde geçiriyor. Daha dün e-postanın icadını ve toplumsallaşmasını ballandıra ballandıra anlatırken, bugünlerde “hangi sosyal mecrada daha fazla sosyalleşebilirim”in derdine düştük. WhatsApp yokken yapabildiklerimiz ile yapamadıklarımızı anlatırkenki çaresizliğimiz ve çare bulduğumuzu sandığımız dijital ortamlar…

Küresel ve ulusal şekilde ikiye bölünmek üzere olan dünyada, devletlerin tamamı dijitalleşmeye gayret göstererek bir nevi küreselleşiyorlar. Küreselleşmek, küreselci olmak ile aynı anlama gelmez. Aslında ulusalcı dediğimiz taraf da dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğunun farkında. Kim teknoloji önünde durmak isteyebilir ki. Bu yüzden küreselleşmek ayıp da değil, günah da. Küreselci olmak ayrı bir mefhum.

***

Devlet olarak, İnsansız Hava Aracı ile giriş yaptığımız bu dijitalleşme yarışmasına, savaşların ezberini değiştiren ‘Silahlı İnsansız Hava Aracı’ teknolojisi ile tüm dünyanın dikkatlerini üzerimize çektiğimiz gerçeğini kabul etmek gerek. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘3 yılda bir milyon yazılımcı yetiştireceğiz’ açıklaması, dijitalleşen dünyada söz sahibi olabilmek için atılmış büyük bir adımdır. Şu an tüm gücümüzü savunma sanayine vermiş gibi görünüyor olabiliriz. Ancak diğer kollarda da hummalı bir çalışma sürdürüldüğü bir gerçektir. Örneğin; havaalanlarında robotların kullanılmaya başlanması ve uzaya yeni gönderdiğimiz Türksat uydusu, devletin bu anlamda attığı adımlardan sadece bazıları. Sayın Erdoğan’ın, Elon Musk ile telefon görüşmesi yapması bu konuyu ne kadar ciddiye aldığımızı göstermektedir. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin uzay çalışmalarındaki gücünü gösteren Türksat 5A’yı uzaya gönderdik. 5B’yi yaz başı fırlatacağımızın müjdesini aldık. Roketsan tarafından ‘Micro Uydu Fırlatma Sistemi’ geliştirilmiş, devletimizde tesisi kurma çalışmalarının başladığını duyurmuştu. Geleceğin para birimi olarak görülen COIN teknolojisi için, yakın zamanda piyasaya süreceğimiz, adının ‘AKCHE’ olduğunu duyduğumuz yerli coin için de sistemin tamamı hazır halde.

Teknolojik gelişmelere dahil olmak ya da daha doğru bir ifade ile teknolojik olarak gelişmek, kimseyi küreselcilerin adamı yapmaz. Bu şekilde değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Aksine ‘Dijitalleşen Dünyada’ teknolojik anlamda geri kalırsanız, işte o zaman küreselcilerin adamı değil, uşağı olursunuz. Başkalarının AĞ’ında, başkalarının hükmünde.

***

Ben bu AĞ konusunu çok önemsiyorum. Covid-19 virüsünün oluşturduğu korkuyla birlikte, kurulan dijital ağın farkında olmak gerekir. Bu ağda sağlıktan, bankaya, tuttuğunuz takımdan yemek alışkanlıklarınıza kadar her şey mevcut. AĞ size hayatı kolaylaştırmak ve güvenlik gerekçesi ile sunulacak. Ülkemizde bunun ilk adımını HES KODU uygulamasıyla gördük. Şu an ki uygulama alanı alışveriş merkezleri, kamu kurumları, bankalar vb. yerlerde aktif durumda kullanılmaktadır. İlerleyen süreçte ise yolda çevirdiğiniz taksi, HES KODU olmadan size aracına kabul etmeyebilir. Girmek istediğimiz bir restoran veya mağazada HES kodu ibraz etme zorunluluğu getirilebilir.

Türkiye, Avrupa ve dünyanın birçok yerinde ise konuşulmaya başlayan konu Dijital Sağlık Cüzdanı konusudur. Uluslararası seyahatlerde zorunlu olma ihtimali çok yüksek olan bu yeni çalışmayı, kurulan büyük dijital ağın bir parçası olarak görmek gerekir. Bu uygulama ile devletler, hava, kara veya deniz ulaşımı yoluyla yapılan seyahatlerde, siz daha bilet alırken sağlık durumunuza ve aşı olup olmadığınıza bakarak, sizi ülkesine kabul etme/etmeme durumuna karar verebilecekler. Belki yarın aşı durumumuza göre seçmen olup olmayacağımıza karar verilir hale geleceğiz. İşte bu çalışmaların hepsi Küresel Dijital Ağ için yapılmaktadır. Ağlar arası veri alış-verişi yapay zeka destekli, BİG DATA isimli büyük veri havuzu üzerinden yapılmaktadır. Big datayı kontrol eden, dünyayı kontrol eder.

Peki biz bu ağın neresindeyiz?

En çok sorguladığım konu da bu. Türkiye olarak gelişmelerin tamamını yakından takip ediyor, ülkemizde de hayata geçiriyoruz. Teknoloji anlamında dünya ile aynı hızda değiliz ancak çok çabuk adapte olabiliyoruz. Adapte olmak bir nevi iyi iken bir nevi de kötü. Hangi AĞ’a adapte olacağımıza karar vermeliyiz. Hatta AĞ ortamına entegre edilen değil, AĞ’ın kesinlikle ortağı olmalıyız. Ve hatta kendi AĞ’ımızı oluşturarak, dünyayı bizim AĞ’ımıza dahil etmeliyiz. Bu minvalde bakınca devletin uyguladığı herhangi bir gelişmeyi korkmadan kullanmaktan geri durmamalıyız. Çünkü devletin, kendi ağımızı oluşturması için en önemli konu “VERİ” olacaktır. Ağın dışında kalmak, milliyetsiz kalmakla eşdeğer olacak.

Şu cümleyi yinelemekte fayda görüyorum.

“Dijitalleşen Dünyada teknolojik anlamda geri kalırsanız, işte o zaman küreselcilerin adamı değil, uşağı olursunuz” “Başkalarının AĞ’ında, başkalarının hükmünde…”

Devletimize güvenin;

Selam ve dua ile…

Okan Aşcı

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.