Okan Aşcı, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

08 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Okan Aşcı

Okan Aşcı

23 Nisan 2021 Cuma

Dijital Diktatörlük

Dijital Diktatörlük
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her geçen gün artan ve bazı yerlerde sertleşen salgın önlemleri ve bu doğrultuda
okuduğumuz yeni haberler aklımızda bir acaba sorusu bırakmıyor ise gündemden bir haberiz
demektir. Dünya’nın ilk dijital devleti ÇİN, enteresan uygulamaları ile de ilk olma yolunda.
Bunlardan bir tanesi PUANLAMA sistemidir.

Geçen yıl Çin yönetimi, vatandaşların davranışlarını ‘sosyal güven’ başlığı altında
sıralayacak büyük bir puanlama sistemi kurmak için girişimlerine başladı. Sistem ile birlikte
vatandaşlar sahip oldukları puanlara göre çeşitli şart ve koşullarda ödül veya ceza alacak.
Ülkenin her yerini yüz tanıma kameraları ile donatmış bulunan Komünist Parti, adeta George
Orwell’in 1984 kitabını hayata geçiriyor. Çin hükümeti, sisteme özel 176 milyon olan kamera
sayısını bu yıl iki katına çıkardı. Sosyal Kredi Sistemi ile Çinli vatandaşlar, yüz tanıma, sosyal
medya kullanımı ve yapay zeka teknolojileriyle puanlanacak. Bu sistem ile vatandaşlarına uçağa
binmeme ve yüksek hızlı trene binmeme gibi cezalar verdi. Kırmızı ışıkta geçmek, sigara
içilmeyen bölgelerde sigara içmek gibi yapılan yasak ihlalleri ve borcunu zamanında
ödememek gibi davranışlar cezalandırılırken, ödemelerini zamanında yapma ve toplumsal
sorumluluk projelerinde gönüllü yer alma gibi davranış biçimleri mükafatlandırıldı.

Buraya kadar ki kısım meselenin ÇİN kısmıydı. Tek tek, ülke ülke ele almak isterdim. Ancak sayfalar yetmez.
Devam!
Dijitalleşen dünyanın en büyük hastalığı ise yalnızlıktır. Sosyal olmayan Sosyal Medya
platformları ile insanlar internete bağımlı hale geldi, bağlantı kesildiği anda asosyal bir varlık
haline getirildi. Örneğin, İngiltere ve Japonya yalnızlık bakanlığı kurdular. Hatta bununla da
yetinmeyen İngiltere, bir de intihar bakanı atadığını duyurdu. İnsanlar dijitalleşirken, dijital
dünyanın dayatmaları doğrultusunda yalnızlaşmaya başladılar. Çünkü internet ve sosyal ağlar
insanların her şeyleri haline geldi. Devletler ise önüne geçemedikleri diktatörlüğe, önleyeceğini
umdukları yardımcılar atamak zorunda kalıyorlar.

Dijital haber kaynaklarının güvenirliği de ayrıca tartışılır bir hal almıştır. Önüne gelen
herkesin sosyal platformlarda haber girmesi ve takipçilerin bu haberleri kayıtsız şartsız doğru
kabul etmesi, dijital diktatörlüğün bireyselleşmiş halidir. Sosyal medya, her geçen gün kaba
tabirle mahalle kahvesi haline gelirken, konuşmacı sayısı da ciddi bir artış eğiliminde. Hani
bir reklam vardı ‘ağzı olan konuşuyor’ aforizması ile meşhur olmuştu. Durum aynen böyle!
Sosyal Medya’nın mahalle kahvesi olması gayet olağandır. Olağan olmayan durum ise kahvede,
köşede çay içerken kâle alamayacağınız tiplerin, sosyal medyada rağbet görmesidir.
İnternet, bilgi cehennemidir. Eğer sen cennet olarak görüyorsan, cennette bomba
yapımı ile ilgili bir bilgi olmadığından nerdeyse eminim diyebilirim.

Peki ya terör örgütlerinin, marjinal grupların, garip dini ritüellere sahip oluşumların
sosyal medya üzerindeki etkin propagandalarına ne demeli?! Kimsenin dur demediği ya da bir
miktar para karşılığında ‘ifade özgürlüğü’ etiketi satın aldığı alanlar, en güzel dijital diktatörlük
örneği değil midir? Her türlü sosyal mecrada rahatlıkla örgütlenebilme, hashtagler veya sahte
hesaplar yoluyla istedikleri gibi cirit atma rahatlıkları.

Deep Fake teknolojisine değinmeden olmaz. Deep Fake ile hiç söylemediğiniz bir
kelimeyi, sizin yüzünüz, mimikleriniz ile kısaca sizin bir videonuzu yaparak söyletebiliyorlar.
Siz de yapmadığınız birşeyi ispatlamak zorunda kalıyorsunuz. İşte bu tam bir DİJİTAL
DİKTATÖRLÜK örneğidir.

Blue Beam teknolojisi var bir de mesela. Gökyüzüne hologram ile çeşitli nesneler
yansıtmaya yarayan bu teknoloji ile kimi odaklar, isterlerse hayalini kurdukları İsa’nın (Mesih)
gökten inme sahnesini gerçekleştirebilirler. Veya sahte bir uzaylı istilası senaryosu çok rahatlıkla
denenebilir. İnternette bu iki programı (blue beam, deep fake) bilmeyeniniz varsa mutlaka araştırmalısınız. Bir yaştan sonra uzman olamazsınız ancak mutlaka fikir sahibi olmalısınız.

Tek Dünya Devleti mi? En çok konuşulanlardan biri de bu. Zaten en çok konuşturdularsa başarının nereden
geldiğini görmek zor olmasa gerek. Eğer bir gün böyle bir devrim olursa (ben küçücük ihtimal
dahi vermiyorum) kesinlikle anlattığım diktatörlük uygulamaları etkin olacaktır.

Önce sizi yalnızlaştırılar ve toplumdan koparırlar ki ikna edilebilir olun. Sonra bir uzaylı
istilası peyda ederler. Gerçeğinden ayırt edemeyecek halde olduğun için ardından mesih de
dünyaya iner. İşte, oldun sosyal köle… Artık kıvama gelmiş, her denileni yapacak seviyeye
ulaşmışsındır. Sahte kahramanlar her şeyine karar verir, her adımına yön verir hale gelmişlerdir.
Evden çıkmak istesen çıkamaz, eve dönmek istesen kalabalıkla temas etmekten korkar
haldesindir. Sana bunu sağlık için yaptırdıklarına inandırırlar. Yaşadığın yer, kameralar ile
doludur. Her adımın izleniyordur ve komutları beynine taktıkları bir ÇİP ile gönderirler. Bir iraden
kalmadığı için kararları kendinin verdiğini düşünürsün. Çünkü Dijital Algoritma’lardan
haberin yoktur.

Kimseyi suçlama sakın! Diktatör görevini yaptı. Senden fotoğraf istedi, verdin. Videonu
istedi, verdin. Sesini istedi, verdin. Aileni istedi onu da verdin. Kişisel bilgilerini istedi, çekinmeden
verdin. Son kullanıcı sözleşmelerini okumadın bile. Banka hesapların, yatırımların, arabaların,
alışkanlıkların, hobilerin, okumayı sevdiğin kitaplar, kız-erkek arkadaşın, yediğin yemek, gittiğin
gezdiğin yerler, yaptığın her faaliyeti internette paylaştın. Diktatöre de seni kontrol etmek kaldı.
Peki suç kimde ?

Selam ve Dua ile…

Okan AŞCI

Devamını Oku

Devlet aklı nasıl çalışır?

Devlet aklı nasıl çalışır?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu konuyu size bir hikaye ile anlatmaya çalışacağım.

Bugünden çok eski olmayan bir tarihte, doğudaki köylerden birinin ağasına jandarma bölge komutanı gider ve bölge için yapılacak projede destek ister. Köyün ağası asla ve kat’a destek veremeyeceğini, masraflarının çok olduğunu söyler ve reddeder. Üstüne üstlük birde buralar benden sorulur diye imalı konuşur ve Jandarma Komutanı ile alay eder.

Ağanın güzelliği dillere destan bir kızı vardır ve babasına çok düşkündür. Evlenmek ister ama babasının yanından ayrılmak istemez. Ağa da biricik kızına çok düşkündür, yaban ellere gitmesini istemez.

Ağanın hem öksüz hem de yetim bir çobanı vardır. Ağanın kızına vurgundur. Garibanlıktan ve korkudan bir türlü açılamaz ancak bütün köy ahalisi hatta civar köyler dahil bu sevdayı bilmektedir. Ağa ise bu durumu çok umursamamaktadır.

Jandarma komutanı çobana giderek kızı kaçırmasını ister. Hatta arkanda ben varım diyerek bir de destekler ve cesaretlendirir. Çoban, kızı kaçırır ve komutanın himayesinde saklanırlar.

Kızının kaçırıldığını öğrenen Mehmet Ağa, dağı taşı arar ancak bulamaz. Doğru Jandarma Komutanının yanına gider ve kızının bulunmasını konusunda yardım ister. Komutan severek yardımcı olacağını söyler ve yaklaşık 1 ay sonra kızı babasına teslim ederler. Çoban ise tutuklanır.

Mehmet Ağa buruktur. Sonuçta kızı 1 ay çobanla birlikte kalmıştır ve lekelenme (tabirimi bağışlayın) ihtimali çok yüksektir. Aklında tonlarca soru ile boğuşan Mehmet Ağa mahkemeye başvurmaya karar verir.

Bu sırada Jandarma Komutanı Mehmet Ağanın yanına giderek şöyle söyler;

Mehmet Ağa, çoban kızını kaçırdı, bizden yardım istedin bizde kızını bulduk getirdik. Şimdi biz de senden köy için olan projeye destek istiyoruz. Bir de duydum ki bu hadiseden dolayı çobana dava açmaya karar vermişsin. Ben derim ki ; çobanı affet kızınla evlendir. Zaten bu olaydan sonra kimse kızını almak istemeyecektir. Mehmet Ağa komutana hak verir. Proje için gereken desteği verir ve çobanı affeder. Kızını da çoban ile evlendirir.

              SONUÇ :

              Mehmet ağa mutludur çünkü kızı yaban ellere gitmemiştir.

              Kız mutludur evlenmiş babasının yanından ayrılmamıştır

              Çoban mutludur sevdiğine kavuşmuştur

              Jandarma Komutanı mutludur proje için gereken desteği almıştır

              Sonuçta DEVLET istediğini almış ve herkesi mutlu etmiştir.

Selam ve Dua ile

Okan AŞCI

Devamını Oku

Büyük Türkiye Devleti

Büyük Türkiye Devleti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

3 kıtaya adaletle hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun ve hanedanının varisleri olarak, 2023-2051 ve 2071 hedeflerimize emin adımlarla ilerlemekteyiz. Tarihsel misyonumuzu yerine getirmek üzere çıktığımız bu yolda, 100 senelik aranın ardından, yeniden dünya sahnesindeki dev aktörler arasındayız. Geçmişe baktığınızda Türk’ün olmadığı bir tarihten bahsedilememekte, Türk tarihini çıkardığınızda ortada tarih kalmamaktadır. Nizam-ı Alem’i yeniden tesis etmek için geliyoruz.

Türkiye’yi sadece Anadolu topraklarından ibaret sananlar ne kadar büyük bir hata yaptıklarının farkında değillerdir. Dünya coğrafyalarına baktığınızda;

Türkiye demek Orta Asya demektir,

Türkiye demek bütün Ortadoğu demektir,

Türkiye demek Afrika demektir,

Türkiye demek Musul, Kerkük demektir,

Türkiye demek Filistin demektir,

Türkiye demek Azerbaycan demektir,

Ve Türkiye demek Alem-i İslam demektir.

Belki fiziki sınırlarımız Anadolu olabilir ancak kalplere işlemiş bir kültür imparatorluğu olarak tüm mazlum coğrafyalar TÜRKİYE’dir.

Alem-i İslam nazarında Kudüs Türkiye’dir, Mekke Türkiye’dir, Medine Türkiye’dir.

‘İhtiyaç olursa ABD’nin ortasında devlet kurarız’ diyen Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun sözlerine atfen Washington, New York Türkiye’dir.

Sözlerimi yanlış anlamayın lütfen. TÜRKİYE demek; ırk, dil, din, mezhep gözetmeksizin birlikte barış içerisinde yaşayabilmenin, İ’LÂY-I KELİMETULLAH’ı yani ALLAH’ın C.C. adını yüceltmek için, ALLAH’ı inkar edenlere karşı savaşmanın tek kelime ile söylenmiş halidir.

Sadece şu örnekle bile ne kadar büyük bir kültür ve inanç İMPARATORLUĞU olduğumuz gayet açık görülmektir. Ye’se kapılmayın, Büyük Türkiye Devleti yakından daha yakın.

Biz bu itibarı mazlum coğrafyaları sömürerek değil, yürekleri fethederek kazandık.

Daha bir kaç gün önce ÇAD Cumhurbaşkanı adayı Malloum Yoboide Djeraki “Türkiye’den bahsetmek demek Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsetmek demektir. Osmanlı 700 yıl boyunca dünyayı yönetmiş bir hükümdarlıktı. Türkiye’nin Afrika’da yerini alması gerekli. Eski tarih izlerini takip etmesi gerekir” diyerek, coğrafyanın bize ihtiyacı olduğunu itiraf etmiştir.            

Topyekün bir savaşa girsek, dünya üzerindeki tüm soydaş ve dindaşlarımız ağzımızdan çıkacak bir kelime ile yanımızda yer almaktan çekinmeyeceklerdir.

Bu durum bana ÇANAKKALE Savaşını hatırlatıyor

Sadece biraz daha sabır.

Selam ve Dua İle

Okan AŞCI

Devamını Oku

Ayağa kalk!

Ayağa kalk!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İspanyol sanatçı Eugenio Merino’nun üst üste ibadet eden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’den oluşan heykeli geçtiğimiz yıllarda tartışma konusu olmuştu. Müslümanın önünde İncil, papazın elinde Tevrat ve hahamın elinde Kur’an-ı Kerim vardı. Müslümanlarla alay etmek için yapıldığı düşünülse de heykeli gören bir Musevi rahatsız olmuş ve yöneticilere şikayet etmişti. ‘Siz en üsttesiniz neden rahatsız oldunuz’ denilse de verdiği cevap çok manidardı. ‘Eğer Müslüman ayağa kalkarsa, hepimiz yıkılırız’

Bir Musevi olaya nasıl bir farklı bakış açısı kazandırmış değil mi? Peki haklı değil mi? Tabiki de haklı. Yıllarca üstümüze çıkan onlar değil miydi? Müslüman için kötü diyenler, barbar Türk diyenler, ırkçılığı körükleyenler, terör örgütlerini destekleyip, Müslümanların üzerine atanlar. DAEŞ’i haşa İslam devleti olarak lanse edip, İslamofobi gibi bir saçmalığı körükleyenler, onlar değil mi? Bizim dinimiz hoşgörü, merhamet dini ancak biz Müslümanlar anlatmayı bir türlü beceremedik sanırım.

Hollanda ve Amerika’da yapılan bir sosyal deneyde, bir İncil’in üzerine Kur’an-ı Kerim kılıfı geçirerek insanlarla röportaj yapılır. Yoldan doğaçlama yani rastgele çevrilen insanlara sözüm ona Kur’an ayetleri okunmaktadır. Ayetler profesyonelce seçilmiştir. Okunan her ayet kadına uygulanması gereken şiddeti ya da günahların cezalarını içeren sert ayetlerdir. İnsanlar önce bu okunan ayetlere aşırı derecede tepki verirler ve bu dine inanan insanları yargılamaya başlarlar. Daha sonra muhabir, kitabın üstündeki kılıfı çıkarıp altındaki kitabın İncil olduğunu gösterince, insanların yüz ifadeleri birden değişir. Kimisi olay yerinden uzaklaşır, kimisi küfür eder. Hatta bu konudaki cahillikleri, yüzlerine gülümseme olarak yansır. Bir tanesinin yorumu ‘Medya’ şeklinde olur. İşte asıl mesele budur değerli okurum. Biz İslam’ı doğru anlatmaz isek birisi gelir İncil’in ya da Tevrat’ın ya da bambaşka bir kitabın üstüne Kur’an-ı Kerim kılıfı takarak başkalarına gerçekmiş gibi anlatmaya çalışır. 

Hayatımı tam anlamıyla değiştiren, kimin söylediğini bilmediğim bir söz ile devam etmek istiyorum. Fazlaca İslam’dan uzak yaşadığım yıllarda, okuduğum bir kitapta gördüğümü sandığım bu kelam tam olarak şöyleydi. “İlk emri oku olan dinin sahibi ALLAH C.C., yarın okudun mu diye sormaz mı?” Okuduğum an, beynimde çakan şimşekleri, yıllar sonra bugün bile hissederim. Anlayana ne büyük hikmet vardır bu sözün içinde… Hani demiş ya atalarımız; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”. Dünyanın en garip olaylarından biri, bir insanın inandığı dinin kitabını gerçek manada hiç okumamış olmasıdır. Hem de ilk ayeti OKU olmasına rağmen.

Ayağa kalkmanın zamanı gelmedi mi? Heykel bahsindeki hakikati hala göremediniz mi? Müslümanın önüne İncil atmışlar, Papazın eline Tevrat vermişler, hahamın ise Kur’an. Müslümanı Hristiyan’a, Hristiyan’ı Yahudiye benzetmişler. Yahudi ise her şeyin farkında. Ve tüm bunlara rağmen, hakikatin farkında olan Müslüman ayağa kalkarsa, hepsi yıkılacaktır.

Haydi o zaman AYAĞA KALK!

Vakit Hakkı Batıl’dan ayırma vaktidir.

Okan AŞCI

Devamını Oku

Enteresan milletiz vesselam

Enteresan milletiz vesselam
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ne enteresan milletiz!

Aslında hepimiz biraz holiganız ama holiganlık yaptığımızın farkında değiliz.

Desteklediğimiz parti her zaman en doğrusunu yapar, en doğrusunu söyler.

Tuttuğumuz spor takımı en büyüktür hep.

Her düşündüğümüzü söyler, her okuduğumuzu doğru kabul ederiz, her duyduğumuza inanmak da âdettendir bizim için.

Kimse kimseden hatası için özür dilemez, özür dileyeni zayıf kabul ederiz.

Herkesi dövebileceğimizi zannederiz, dayak yesek, dövmüş gibi anlatırız.

Birisi arkamızdan küfretse kızar, birinin arkasından küfrederken sağa sola bakarız.

Trafikte yol verme kavgası yapan nadir insanlarız. Oysa yol verince ne biz geç kalırız, ne de yol verdiğimiz araç bizim üstümüzde egemenlik kurar.

Bindiğimiz toplu taşıma aracının bir parçası oluruz kısa mesafe seyahatlerde. Şoförün kızdığına kızar, sevdiğini sever, dinlediği müzik ile hüzünleniriz.

Bizimle alakalı olsun olmasın kavga ayırmaya bayılırız. Arada yediğimiz yumrukları bile ‘Kavgada yumruk aranmaz’ atasözüne bağlamışız, o derece yani.

Kimsenin kimseyi dinlemediği bir hale gelmişiz.

Saçma sapan TV dizi ve filmlerinden birer ZOMBİ haline gelmiş bilinçlerimiz. (Bazı dizileri istisna geçerim.)

Genci yaşlısı elinde telefonla trafik kazası atlatmayan kalmadı aramızda değil mi?

Bir de en kötü alışkanlığımız “kitap almayı” çok seviyoruz, ama okumadan alim olmak istiyoruz.

Şimdilerde sosyal medya alimleri türedi, bilirsiniz. Her şeyin en doğrusunu söyledikleri için, Youtube’da kanal isimleri bile; Süper Gerçekler, En Doğru Gerçekler, Daha da Gerçek Haber vs. şeklinde…. Çünkü en doğruyu biz söyleriz minvalindedir hep söylediklerimiz.

Bir de mutluluk hali vardır bizim kapitalist düzenin.

“Bizim” diyorum çünkü kapitalist sistem ne kadar uluslararası olsa da en âlâsı bizimkidir. Yukarıda yazdıklarıma atıfta bulunarak diyorum.

Bazısı ise mutluluğu para, hediye, alışverişte zannettiği için, AVM’ler artık tabelalarına “Mutluluk Merkezi” yazdırıyor.

Bir de radyoda duyduğum efsane slogan var ‘Mutluluk …. Mağazalarında’

Fastfoodlarda bile mutluluk menüleri var. Sanki mutluluk yenen bir şey.

Eğer siz, mutlu olmayı başaramıyorsanız, birileri size mutluluğu satmaya çalışacaktır. Ya menüde yemek olarak ya da AVM’de eşya olarak. Satın alınca mutlu olmayı pompalıyor çünkü, sosyal ve asosyal medyadaki tüm reklamlar.

Şimdi, gelelim asıl konuya…

Bu kadar olumsuzluktan sonra hakkını da teslim etmek gerek insanımızın.

Mesela; en merhametli toplum bizimkidir şüphesiz.

Dışarıda üşüyen biri görsek salya sümük ağlar ve milliyetine bakmadan yardım etmeyi severiz.

Yaptığımız iyilikleri konuşmayı ayıp sayar, konuşanı görünce de uyarımızı “İyilik et denize at, balık bilmezse Halik (Yaradan) bilir” diyerek yaparız nazikçe.

Dışarıda ağaçlar kesilirken ağlayan gördü bu orta yaşlı gözler.

Soğukta sokak hayvanları aç-susuz kalmasın diye her köşede mama ve suluk doldu caddelerimiz, sokaklarımız.

Allah korusun, ülkenin herhangi bir yerinde deprem, doğal afet olsa, hızlı örgütlenen ülkeler arasında en hızlısıdır TÜRKİYE’miz.

Yardım kampanyalarında ise en birincidir halkımız ve kimseye laf ettirmem bu konuda asla.

Dünyadaki doğal afetlere karşı bile kayıtsız kalamayacak kadar yardımseveriz. En sevmediğimiz düşmanımıza bile bir afet dokunsa, yardım etmek için en önce biz koşarız.

Dünyanın, salgın döneminde “ölsünler” diye huzur evlerinde ve bakım evlerinde sahipsiz bıraktığı yaşlılara bir saygımız vardır ki, kelimelerle anlatmak neredeyse imkansızdır.

Mesela, harika bir komşuluk ağımız vardır. Ben buna mahalle istihbaratı diyorum. Evde bir şey piştiği zaman tüm komşulara dağıtırız. Mahallenin çocukları, evde pişen lokmadan mutlaka nasiplenirler. –Hâlâ böyle mi? demeyin gerçekten böyle. Çünkü biz, paylaşınca çoğaldığına inanırız.

Apartmanımızda, sitemizde, mahallemizde kimin yardıma ihtiyacı var biliriz. Peygamber Efendimizin ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ düsturu üzere yaşarız.

Çünkü biz, TÜRK milletiyiz! 72 milletten oluşan, farklı kültürlerden gelen, doğusuyla-batısıyla, Lazıyla-Kürdüyle, Çerkeziyle-Arnavutuyla hep birlikte TÜRKİYE’yiz.

Çünkü biz, Veda Hutbesinde ‘Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük yalnızca takvadadır. Irkçılığın her türlüsü ayağımın altındadır’ diyen, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. ümmetiyiz.

Çünkü biz, vicdan toplumuyuz. Zalimin karşısında, mazlumun yanındayız. Dünyaya yön vermiş büyük alimlerin, büyük sultanların, büyük devletlerin varisiyiz. Yine Nizam-ı Alem’i tesis etmek üzere geliyoruz. Hiç şüpheniz olmasın.

Bizim İstiklal Marşı’mız Korkma! diye başlar.

Çünkü biz ALLAH’tan başka hiçbir şeyden korkmayız.

Okan Aşçı

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.