26 Şubat 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 8.296.158 kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:22
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Ömer Taşdemir

Ömer Taşdemir

26 Şubat 2021 Cuma

Katil hangimiz?

Katil hangimiz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ömer Taşdemir

Son bir yılda 28 bin kişi Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Ne kadar kolay değil mi, “yirmi sekiz bin kişi” demek!

Kimimizin annesi, kimimizin babası, kimimizin belki eşi belki evladı ya da akrabası, komşusu.

Herkes zor durumda.

Herkes hayatından şikâyetçi.

Dükkânını kapatan, işini kaybeden, satışları düşen, ekonomik durumu kötüye giden şikâyetçi.

Evden çıkamayan, okula gidemeyen, işine gidemeyen, kafede oturup sohbet edemeyen, akraba ziyaretine gidemeyen, tatile gidemeyen, maçlara gidemeyen şikâyetçi.

Peki, herkes şikâyetçi dünya şikâyetçi de; şikâyet eden bizler, insanlar ölmesin diye ne kadar dikkat ediyoruz?

Ne kadar saygı duyuyoruz karşımızdakinin hayat hakkına?

Yoksa hala aramızda “Bize bir şey olmaz” diyenler mi var?

Bu kadar insanı ne öldürdü!

Katil sadece virüs mü?

Ya da hangimiz? “KATİL”

Toplumun Covid-19 ile ilgili hala bilinçlenememiş bir bölümüne belki de sorulması gereken doğru soru bu? Tek suçlu virüs mü? Önlem almayanlar suç ortağı değil mi?

Peki, şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp bir düşünelim!

Gerçekten kurallara uysak ve birbirimize dikkat etsek 28 bin 265 kişiden kaçı ölmeyebilirdi?

Ömer TAŞDEMİR

Devamını Oku

Hainlere merhamet, mazlumlara zulümdür!

Hainlere merhamet, mazlumlara zulümdür!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ömer Taşdemir

Bu Hak ile batılın binlerce yıllık savaşıdır.

Sanıyorlar ki askerlerimiz şehit olunca korkacağız.

Sanıyorlar ki vatandaşlarımızı katledince bize zarar verecekler.

Bugün ya da yakın zamanda yapılan saldırılar değil ki olay, çok daha derinde sorun.

Ne zamanki Hira dağında “İKRA BİSMİ RABBİKELLEZİ HALAK ” emri geldi Rabbimden Sevgili Peygamberimize, işte bizim savaşımız o zaman başladı Olympos’un çocukları ile.

Bu dava “İLAY-I KELİMETULLAH” davasıdır. Bizim atalarımız binlerce yıldır olduğu gibi HAK için yine peygamberine, getirdiklerine, öğrettiklerine kısacası İslam’a sahip çıkıp ALLAH rızasını kazanmak için var güçleri ile savaşmış, devletler, imparatorluklar kurmuş, âleme nizam verip, Allah’ın dinini yaymışlardır.

Bugün ise son yıkılan devletimiz olan OSMANLI ile savaşan ve 600 yıl sonra onu yıkmayı başaranların hesapları hala bitmedi bu topraklar ve üzerindekilerle.

Mesele şu; Osmanlıya, Türkiye Cumhuriyetine bu ülkede yaşayan her vatandaşa haince, alçakça, saldıranlar bu düşmanlığı Allah rızası için mi yapıyorlar?

Yani Asala’dan, DHKP-C’YE, PKK’dan, YPG’ye, EOKA’dan, HD’ye, DAEŞ’ten, Esad’a, PYD’den, Siyonistlere kadar hangisi İslam davasının karşısında değil ki?

Hangi büyük devlet ve birlikler İslam’a inanan bu ülkeye ve evlatlarına saldırmıyor?

Emin olun eğer bu ülkede İSLAM ve ona sahip çıkan TÜRKLER olmasa kimse saldırmaz.

Meselenin özü bu işte İSLAM bitsin ve ona sahip çıkanlarda yok olsun!

Çünkü lanetlenmiş ve kovulmuş şeytanın çocukları ve gönüllü köleleri ALLAH rızası için yaşayan herkese ve her topluma düşman!

EYYY bu topraklarda yaşayan sen! Müslüman kardeşim!

Ayrılıkları bırak! Senin dinini, vatanını parçalamaya çalışan, bölmeye çalışan, güçlenmesin, ilerlemesin diye seni yok etmek isteyen içerdeki hainlere ve bu hainleri destekleyen bütün efendilerine karşı birlik olma zamanı gelmiştir. Mesele siyaset ya da parti değildir. Mesele devlet ve vatandır. Eğer bir devletin olmazsa hiçbir şeyin kalmaz! Ne inancın, ne namusun, ne ekonomin, ne özgürlüğün!

Unutma! Bu topraklara sahip çıkmak için önce içerdeki hainleri, birlik olarak birlikte yok edip yeniden güçlü ve caydırıcı bir ülke olmalıyız sonra da huzurla hep birlikte yaşamalıyız.

Sen, ben, o diye ayrılırsak bizi böler ve yönetirler sen de mülteciler gibi ülkem, vatanım, devletim inancım, ailem, bayrağım diye ağlar durursun tabi eğer kafana bir kurşun sıkmadılarsa!

Ömer Taşdemir

Devamını Oku

Zıtlaşmak gerekli mi?

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ömer Taşdemir

Hiç sıkılmadık, kutuplaşmadan, kamplaşmadan, zıtlaşmadan, inadına ve alabildiğince her konuda farklı olmak zorundaydık.

Hâlbuki ne çok ortak noktamız vardı. Mesela; sağcımızda, solcumuzda aynı türküleri dinlerdik.

Hepimiz aynı diziyi seyreder, aynı filmde ağlardık.

Çok zengin değildik evet ama o kadar gönlü zengindik ki acımızı da, yoksulluğumuzu da, ekmeğimizi de hep paylaşırdık. Sporda bir başarı elde edince -hele ki futbolda- herkes o gün mutlu olur sevincimizi taraftar veya renk gözetmeksizin doya doya kutlardık.

Komşular vardı mesela çocuklarımızı emanet ettiğimiz, dolma yapınca bir tabak ikram ettiğimiz.

Düğünde, bayramda, cenazede hep yan yana olduğumuz.

Biz ne ara düşman olduk, ne ara yitirdik komşuluğumuzu ve birbirimizi?

İdeoloji denen fikir; vatandan, bayraktan, insandan daha mı önemli? Neden bu ağır ve at gözlüğünü çıkarıp atmıyoruz kafamızdan?

Tamam, anlıyorum. Herkesin bir fikri ve sahip çıktığı bir dünya görüşü var, zaten bunu kimse sorgulamıyor ama neden? Neden birbirimizi dinleyemiyoruz. Bu tahammülsüzlük ve farklı olanı yok etme dürtüsü hepimizi esir almış, neden?

Her şeyi ama her şeyi bir kenara bırakalım, sadece kendimize şu soruyu soralım:

Herkes kendi fikrini ve inancını neden karşı tarafa kabul ettirmek istiyor?

Çünkü ben dâhil hepimiz; birbirimizi seviyoruz. İnsanı, dostumuzu, komşumuzu, arkadaşımızı seviyoruz ve bilinçaltımız diyor ki; eğer karşımdaki beni dinlerse benim gibi düşünürse hayatı kolaylaşır, daha mutlu olur, ben de bu sebeple daha mutlu olurum. Çünkü benim inancım, fikrim doğru!

Her insan abartısız bunu ister herkes onun doğrularına uysun, rahat etsin, mutlu olsun…

Peki, gerçekten öyle mi?

Kimin fikri doğru, kimin inancı doğru? Bunu nasıl çözeceğiz?

İşte, bize gerekli olan ve birlikte olmanın birlikte yaşamanın en büyük sırrı; saygı ve adalet.

Kendimiz için ne istiyorsak, neyi hak ettiğimizi düşünüyorsak, aynısını karşımızdaki için de hak görmeli ve istemeliyiz. Ancak o zaman adaleti, saygıyı ve güveni sağlarız.

Bunu bu millet binlerce yıldır yapıyor; yine yapabiliriz. Sadece birbirimiz dinleyelim ve anlamaya çalışalım.

Eğer bu devletin ve milletin sembolü olan bayrağımızın her alanda en yükseklerde dalgalanmasına bile birlikte sevinip, birlikte destek veremiyorsak; düşmanlarımızın ülkemize, değerlerimize ve hatta ekonomimize saldırdıklarında tek yumruk olamıyorsak, hiçbir zaman millet olamamışızdır.

Rabbim bütün milli başarılarımıza birlikte sevinip sahip çıkmayı, bütün düşmanlarımıza da birlikte karşı koyup savaşmayı nasip etsin âmin.

Ömer Taşdemir

Devamını Oku

Büyümez ölü çocuklar!

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ömer Taşdemir

Annem ve kardeşlerimle birlikte yemeğe oturmuş babamın gelmesini bekliyorduk.

Birden çok büyük bir ses duyduk kulaklarımızı sağır edercesine, bina yıkılıyordu her yer toz ve moloz yığını olmuştu. Üzerimize tavan çökmüş tozdan dumandan kimse birbirini göremiyordu. Bağırışlar, çığlıklar arasında tam bir can pazarı yaşanıyordu, her şey bir anda olup bitmişti.

Ben Şeyma, 7 yaşında bir kızım. Evimiz katil Esad tarafından bombalandı Annem ve üç kardeşim öldü.

Bir kardeşim ayaklarını, bir kardeşimde sağ gözünü kaybetti. Annem benim üzerime kapandığı için ben kurtulabilmiştim. Saatlerce o yıkıntının arasında kurtulmayı ağlayarak ve acı içerisinde, kardeşlerimin yaraları yüzünden acı çığlıklarını üzüntü ile dinleyerek bekledik. Uzun süre sonunda babam ve arkadaşları beni ve ağır yaralı iki kardeşimi kurtardılar.

Hastanemizi de bombalamışlar doktorlar da ölmüştü, çok zor şartlarda ameliyat edildik.

Artık ne dönecek yaşayacak bir evimiz ne de yemek alacak paramız vardı. Herkes gibi canımızı kurtarmak için günlerce yürüyerek kuzeye yani akrabalarımızın da olduğu Türkiye’ye ulaşmaya çalıştık.  Annemi ve kardeşlerimi namazlarını kılıp toprağa bile veremedik. Türkiye’ye gelince bizi içeri aldılar, bize iyi davrandılar, sıcak yemek verdiler battaniye verdiler, çadır kurdular hayatımızı kurtarmış akrabalarımızın da yaşadığı Türkiye bize sahip çıktı. Büyük bir kampta diğer kurtulanlarla birlikte güvenle yaşamaya başladık. Kardeşlerimi ve beni doktorlar iyileştirdi; üstelik burada okulumuz bile var artık.

Sizin hiç anneniz öldü mü? Evinize atılan bombalarla vücudunun paramparça olduğunu gördünüz mü? Ya da kardeşlerinizin yanınızda bağıra çağıra can verdiğine şahit oldunuz mu?

RABBİM kimseye yaşatmasın. Bu kadar acıya rağmen bizler şanslıyız. Babam ve iki kardeşim yanımda, birbirimize dayanarak yaşama tutunduk kardeş Türkiye’de… Ama deniz yoluyla giden birçok Suriyeli insan Akdeniz’de boğularak can verdi. Küçücük çocukların cesedi kıyıya vurdu görmediniz mi yoksa!

Daha kötüsü de var. Bizden sonra katil Esad kimyasal silahlarla, fosfor silahları ile tüm şehirleri bombaladı milyonlarca insan ve özellikle çocuklar zehirlenerek yanarak feci şekilde can verdi.

***

Ben Şeyma 7 yaşında bir kızım; iyi kötü hayata tutunduk. Hatta Türkiye’nin yaptığı askeri operasyonlardan sonra yüz binlerce Suriyeli de geri döndü, kendi vatanında yaşamakta.

Hala Suriye’siziz, vatansızız Türkiye’de yaşıyoruz, güvendeyiz çok şükür ama bize birçok kişi öcü gözüyle bakıyor, bizi istemiyor, bizi sevmiyorlar. Ben onlara ne yaptım ki? Tek suçum yaşamak için buraya sığınmak!

Ben Şeyma, 7 yaşında bir kızım. İnsan hiç ister mi annesi ve kardeşleri bomba yüzünden ölsün, vatanını terk etsin, burada yağmurda, çamurda, karda kışta, çadırda yaşamak zorunda olsun…

Bir de şunu sormak istiyorum; bizim devlet başkanımız bütün vatandaşlarını acımasızca ve vahşice katlederken Türkiye’nin lideri bütün zorluklarına, ekonomik, sosyolojik ve siyasi ağır maliyetlerine rağmen bize sahip çıkıyor neden?

Ben Şeyma, 7 yaşında bir kızım.

Bazılarına göre baş belası mülteci ama bizim inanışımıza göre MUHACİR!

Rabbim bize ENSAR olanlardan razı olsun.

Nazım’ın da dediği gibi; “Yedi yaşında bir kızım büyümez ölü çocuklar”

Ömer Taşdemir

Devamını Oku

Kuşak farkı

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ömer Taşdemir

Yeni kuşak ve bizim aramızdaki farklılıkların izahını şöyle yapabiliriz;

Dinlediğiniz şarkıları, hoşlandığınız filmleri, takip ettiğiniz Youtuber ve sanatçıları, kimleri örnek aldığınızı, gelecek ve meslek beklentilerinizi ailevi ve maddi sıkıntılarınızı anlamadığımızı düşünebilirsin.

İş imkânlarının zorluğundan, yapılan haksızlıklardan, siyasetin kirli dilinden bezdin belki. Belki Survivor ya da o ses Türkiye seyretmek sana daha heyecan verici gelebilir. Belki dijital platformlardan özgür filmleri seyretmek daha caziptir, bilmiyorum.

***

1970’li yıllar 1980’ler 1990’lar ve 2000’ler

Ben 1973 doğumluyum, yani X kuşağındanım… O kadar büyük sıkıntılar ve ölümler yaşadı ki bizim kuşak… 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra ABD bize Ambargo uyguladı. 1 cente, 1 litre benzine muhtaç kaldık yıllarca. Yetmedi sürekli seçim, hükümet krizi, ekonomik kriz ve en sonunda sağ-sol kavgası ile binlerce insanımız öldü/öldürüldü, birbirine düşman edildi. 1970’lerde terör de azdı ve darbe oldu. 1980’de darbeyle gelen sıkıyönetimde, faşist, yasakçı ve antidemokratik darbe anayasası ile yıllarca açık hava hapishanesinde yaşadık. Birçok kesim işkencelerde, darağaçlarında, karakollarda can verdi.

Sonra derken PKK çıktı ve günümüze kadar 40 binin üzerinde evladımızı, insanımızı katletti. Hala birçok maske kullanarak içimizde dolaşıyor, gençleri zehirliyor, vatanımızın zorda kalması için çok büyük bir kinle çalışıyor.

***

1990 ile 2001 arası ise tam bir felaket.

Seçimler, koalisyonlar, ekonomik krizler, terör, darbe, işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, açlık, garibanlık, deprem, çaresizlik, kaos vardı.

Derdimiz internet değildi, çünkü yoktu.

Derdimiz, iPhone 12 modelinin hangi sitede daha ucuz olduğu değildi.

Çünkü değil cep telefonu, evlere bile sabit telefon bağlatamazdık. İletişim için; şehir içinde 10 günde, şehir dışında 2 ayda giden mektuplarla anlaşırdık.

Derdimiz, metro seferlerindeki gecikme değildi.

Çünkü metro, Marmaray, tüneller, köprüler yoktu; bunlar son 15 yılda yapıldı. Biz, 60 yıllık trenlerle, pencerelere asılarak, biletçiden kaçarak üst üste yolculuk yapardık.

Derdimiz, paylaşımlarımızın çok beğenilmesi değildi. Bizde iletişim bile yoktu.

Mesela, deprem olduğunda Başbakan bile 3 gün deprem bölgesinden haber alamaz, bölgeye devlet ulaşamazdı.

Geçen ekim ayında meydana gelen İzmir depreminde İstanbul’dan çıkan yardım araçları İstanbul-İzmir otoyolu sayesinde felaketten tam 2,5 saat sonra olay yerine ulaşıp onlarca canı kurtardı, hatırlarsın. Orada, 1999 depremindeki gibi aylarca cesetler sokaklarda kalmadı.

Derdimiz, “Black Friday” günü hangi ürünleri çılgınca alacağımız da değildi. Çünkü bizden bir-iki yaş büyük kardeşlerimizin eskileriyle büyürdük.

Bu örnekler o kadar çok ki anlatsam saatler sürer.

***

Benim yaşımdakiler, yani 35 ve üstü olanlar, bizler arafta, yani arada kalmış nesiliz. O kadar zorluk ve yokluk gördük ki evlatlarımız bunu yaşamasın diye canımızı dişimize taktık, çalıştık.

Bu arada devletimiz de boş durmadı. Son 10 yılda öyle işler, hizmetler yaptı ki anlatmaya gerek yok. Görünen köy kılavuz istemez.

O yüzden bu ülkede neler olmuş, ülke nerden nereye gelmiş, bir bak! Hatta ben neler yapabilirim diye düşün!

Çünkü eğer zaman zaman da olsa “fedakâr” olmak gerektiğinde sürekli “kar” eden tarafta olmayı seçersen senin evlatların bu kez kendilerini “feda” etmek zorunda kalacak.

Ben seni anlamak için inan her şeyi yapıyorum Z kuşağı kardeşim.

Sen de, senden önce olan kuşakların neler yaşadığını biraz öğrensen de empati yapsak. Karşılıklı bu ülkeyi ve milletimizi ileriye taşısak hep birlikte, olmaz mı?

Ömer Taşdemir

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.