Yıldız Seçen, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

27 Temmuz 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:08
İstanbul 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Yıldız Seçen

Yıldız Seçen

26 Temmuz 2021 Pazartesi

Bir defa

Bir defa
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir defa kaybettiysen masumiyetini, şayet;

Öyle çökse de kucağına,

Bıraksa da kendisini kollarına.

Yıllarca arasan da;

Bir defa uğurladıysan o çocuğu içinden;

Bir daha yakalayamazsın…

★★★

Bir defa yalan söylediysen şayet;

Bin defa doğrusunu desen de,

Yalvarsan, af dileyip, tövbe etsen de,

Yıllarca ağlayıp, gözlerinden kan döksen de,

Bir defa uğurladıysan o çocuğu içinden;

Bir daha yakalayamazsın…

★★★

Bir defa aldattıysan kendini şayet;

Sarılsan da kendine her gece uyumadan,

Masallar da anlatsan,

Şımartsan da her sabah aynada,

Bir defa uğurladıysan o çocuğu içinden;

Bir daha yakalayamazsın…

★★★

Bir defa öldürdüysen umudunu şayet;

Kapının önünde çöreklense de,

İçeriye alman için beklese de,

Teselli etsen bildiğin bütün sözlerle,

Bir defa uğurladıysan o çocuğu içinden;

Bir daha yakalayamazsın…★

Yıldız SEÇEN

Devamını Oku

Darbe haberini duyduğumda söylediğim ilk cümle şu oldu…

Darbe haberini duyduğumda söylediğim ilk cümle şu oldu…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Olmaz!

Ben askerim, ağabeyim polis, benim yavrum asker, kardeşim polis, olmaz, beni askerim ile kimse karşı karşıya getiremez…

Oldurmaya çalıştılar, buna müsaade edemezdik…

Bizleri esarete karanlıklara gömmek isteyenlere izin veremezdik. Tankların önlerine canlarımızı serdik. Gözümüzün önünde bir tank 20 aracın üzerinden geçti, tereddütsüz. Bir bacımın başını ezdiler tank ile, bir başka kardeşimi göğsünden vurdular haince ve daha niceleri…

Ben emir bilmem; Benim emir bildiğim ‘Vatanına sahip çık’ diyen Vatan aşkımdır…

Ben karşında anası, bacısı, babası, ağabeyi varken emir almış diye silah doğrultana Mehmetçik diyemem.

Vatan için canını vermiş Şehidime ayıp olur, beni topraksız Vatansız bırakmamak için hiç düşünmeden canını feda etmiş dedelerime ayıp olur…

Ben sana Mehmetçiğim diyemem, gece gündüz ben rahat edeyim diye nöbet tutan, göğsüne siper eden Mehmetçiğime ayıp olur…

80 darbesini çocuk aklımla ve dahi çocuk kalbim ile hatırlarım. Çocuk aklım bilmezdi ki darbe nedir, ben bana hissettirdiğini bilirdim sadece… Askerden korkardım, kimdi ki bu asker?

Ellerinde silahlar ile dolaşırlardı. Ben sokağa çıkma yasaklarını bilirdim, annem inmemize izin vermezdi, nedeni ”asker yasaklamış”. Aceleyle okullardan boşaltılırdık, korkardım çok…

Balkondan düşen bir şeyi almak için aşağıya yolladı bir gün annem. Eğilip alacağım esnada bir asker ağabey eli ile sırtıma dokundu, ”Eve çık” dedi. Gözleri sevgi ile bakıyordu. Çocuk kalbim dedi ki o an, sevmelisin askeri, öyle ya, insan sevdiğinden korkmazdı…

Ben Mehmetçiğimi çok sevdim, bu yüzden bana silah doğrultana Mehmetçiğim diyemem…

Ben emir bilmem; benim emir bildiğim Vatanına sahip çık diyen Vatan aşkımdır…

Bilirim ki, anasız babasız yaşanır, lakin Vatansız yaşanmaz…

Bu toprakların evladıyım diyenin koruması gereken namusu, Vatanı olmalıdır…

15 Temmuz gecesine kadar kimin ne hırkası giydiğini ayırt ediyor, lakin minareyi çalmadan önce kılıfını hazırladıkları için, üzerlerine geçirdikleri takiye hırkasına bürünerek dolaşmalarını engelleyememiştik…

Burada Hz. Süleyman’ın ibretlik kuş kıssasını sizlerle paylaşmak istiyorum…

“Hz. Süleyman zamanında bir kuş, kanadını bir sofînin kırdığından şikâyet ile Hz. Süleyman’a gelmiş. Hz. Süleyman da o kuşun şikâyetçi olduğu sofîyi huzuruna getirtip sormuş:

— Bak, bu kuş senden şikâyetçi. Niye bu kuşun kanadını kırdın?

Sofî cevap vermiş:

— Sultanım, Allah bu mahlûkatı bizim emrimize musahhar kılmıştır. Ben bu kuşu avlamak istedim, önce kaçmadı. Yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı. O esnada da kanadını incittim. Ona kaçması için fırsat verdim, fakat o bekledi. Adeta “Gel beni tut, ne istiyorsan yap” dedi.

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa hitaben demiş ki:

— Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Neticede sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.

Kuş, Hz. Süleyman’a şöyle cevap vermiş:

— Efendim, ben onu sofî kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı o zaman hemen kaçardım. Fakat bundan bana zarar gelmez diye öylece bekledim.

Hz. Süleyman bu savunmayı beğenmiş ve kuşu da haklı bulmuş. Kısasın yerine gelmesi için:

— Kuş haklı. Hemen bu sofînin kolunu kırın, diye emretmiş.

Kuş o anda:

— Efendim, böyle yapmayın! diye feryat etmeye başlamış.

— Ne yapayım?

diye sormuş Hz. Süleyman.

— Efendim, bunun kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapmaya kalkar.

Bu söz üzerine Hz. Süleyman:

— Peki, ne yapalım? diye sormuş tekrar.

Kuş bu sefer şöyle cevap vermiş:

— Siz bunu sofî kıyafetinden, libasından sıyırın! Sıyırın ki benim gibi kuşlar aldanmasın!..

15 Temmuz gecesi üzerlerine geçirdikleri hırkayı çıkartıp kendilerini ortaya koydular.

Sözün kısası:

Kendi topuklarına sıktılar…

Babam hep der ki “gavur arada bir imanımızı yoklar, siz imanınıza, dininize sahip çıkın kızım”.

Kırk yıl süren planlarına göre Türkün imanı zayıflamış olmalıydı. Çünkü kırk yıl, din adına yanlış bir sürü bilgi ile doldurmuşlardı kafaları.

Ve o gece kendilerinde o gücü bulduklarını zannettiler…

Unuttukları;

Allah-u Teala

Tarık Suresi (15-16) ayetlerinde buyuruyor ki;

“Şüphesiz (Kur’an’ın nurunu söndürmek için) o müşrikler hep tuzak kuruyorlar. Ben de (onların yaptıklarına karşı) bir tuzak kuruyorum.”

15 Temmuz gecesi Türk!

Vatanını, Bayrağını namus bilip, can verme pahasına asla vermeyeceğini. Ve silahsız da zafer kazanacağını göstermiştir…

Şehitlerimizin ruhları şad…

Gazilerimizden Allah razı olsun…★

Ey küffar!

Taşıdığım kandaki cesaret, göğsüme nakışlanmış imanım var…

Tek başıma kalsam, kanımın son damlasını da akıtsam; Vatanım uğruna gözümü kırpmadan feda eder…

Ne bayrağımın indirilmesine müsaade ederim, ne vatanımın bir avuç toprağını veririm…

Ey küffar!

Tek derdin susturmak, diz çöktürmek ve dahi yok etmek bilirim…

Evladım anasız, anam evlatsız kalsa da, karşına dimdik çıkarım…

Ne bayrağımın indirilmesine müsaade ederim, ne vatanımın bir avuç toprağını veririm…

Ey küffar!

Ne orduların yetti, ne silahın, Çanakkale ‘yi geçemedin…

Göğsünde imanı olan Türk’ü silahsız geçemeyeceğini de öğrendin…

Senin bitmez kinin usandırmaz, bir kere vereceğim tek bir canım var.

Bayrağımın Vatanımın maviliklerinde sallanması için yoluna sererim…

Ne bayrağımın indirilmesine müsaade ederim, ne vatanımın bir avuç toprağını veririm…★

Yıldız SEÇEN

Devamını Oku

Benden efendim

Benden efendim
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Muhabbetini esirgedi deyip,

Dosta bilendim!

Nazarını kaçırdı deyip,

Göze bilendim!

Vuslat yeri almamışım deyip,

Hasrete bilendim!

Hiç bir kalpte olmamışım deyip,

Sevdaya bilendim!

Oturdum da kalmayana dek,

Şuna buna bilendim!

Sonra döndüm kendi defterime,

Yazdıklarıma, yazamadıklarıma bilendim!

Ne olmuşsa, hem olmamışsa;

Benden efendim!

Benden efendim! ★

Yıldız SEÇEN

Devamını Oku

Dursun Efendi

Dursun Efendi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünyadaki tek amacı çocuklarını haramdan ve tüm kötülüklerden korumak olan. Mahallemizin sakinlerinden birisiydi Dursun Efendi…

Görevi neydi bilmiyorum, bir devlet hastanesinin yemekhanesinde çalışıyordu…

Ekmeğini alın terinden çıkartıyor, akşama evine huzurla geliyordu…

Vakit yetişmiş, oğlan büyümüş, sıra evlendirmeye gelmiş. Düğün hazırlıklarına başlamışlardı…

Öyle ya ilk göz ağrısını evlendirecek, konuya komşuya yemek verecekti. O zamanlar, şimdiki gibi catering firmaları da yok. Evin hanımları komşuların yardımlarıyla pişireceklerdi yemekleri…

Yemekhane sorumlusu yardımı dokunsun diye, yemekhaneden iki tane büyük tencere verdi Dursun Efendiye. Ve dedi ki;

-Al götür bunlarda yapın yemekleri, hatta getirme, sizde kalsın…

Düğün günü geldi, büyük tencereler de yemekler pişti, mahallenin iki tarafı tutuldu, masalar yerleştirildi. Konu komşu doyuruldu…

Dursun Efendinin gönlüne göre bir düğün oldu…

Aradan yıllar geçti, Dursun Efendi 70 yaşına gelmiş, artık sebepsiz diye adlandırdığı ağrıları başlamıştı…

Midesindeki ağrı dayanılmaz olmaya başlayınca, gidip baktırmaya karar verdi…

Yapılan tetkikler sonucunda mide kanseri olduğu ortaya çıktı, lakin çok geç kalınmıştı. Ameliyat ve hatta kemoterapi dahi yapılamıyordu. Aylarca hastanede morfin verilip, acıları dindirilmeye çalışılarak yattı…

Hastanede geçirdikleri bir gün eşine “Hanım şu tencereyi elimden al, çok ağır geliyor, artık taşıyamıyorum” dedi…

Küçük kızı buna bir anlam verememişti, babasının elinde tencere yoktu…

Bir gün doktoru bütün ailesini çağırdı. “Dursun amca artık damardan dahi beslenemiyor, artık hiçbir organı görevini yapmıyor, lakin canını teslim edemiyor” dedi…

Bunun üzerine çocuklar Dursun Efendiyi eve getirmeyi daha uygun buldular, belki evini yatağını istiyordu…

Eve geldiklerinden üç gün sonra gene “şu tencereyi elimden alın” deyince, hanımının aklına düğün zamanı getirdiği tencereler geldi…

Şaşırmış halde, çocuklarına tencerelerin hikayesini anlattı…

Yemekhane sorumlusu vermişti o tencereleri, lakin o tencereler onun da değildi. Kamu malıydı, yani birinin malını, ondan izinsiz, bir başkasına vermek gibiydi…

Çocuklar iki tencere alıp, civardaki ihtiyaç sahiplerine verdiler. İki saat sonra Dursun Efendi canını teslim etti…

Haramdan ve başkalarının hakkını yemekten kaçınan Dursun Efendiye Allah, dünyada hakkını ödetmeden canını almadı…

Hayatınız boyunca güttüğünüz amaç, ölüm anında dahi sizinle olacaktır…

Ne diyordu büyüklerimiz;

Nasıl yaşarsak, öyle öleceğiz… ★

Yıldız SEÇEN

Devamını Oku

Yirmi senelik nane

Yirmi senelik nane
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Annem çiçekleri çok sever, hatta bahçeye çevirdiği bir balkonu var. İnsanın bakınca yüzünü gülümseten, bin bir türlü renkle bezenen çiçekleri olduğu gibi, nane, maydanoz, biber, reyhan, soğan hatta patates dahi yetiştirir balkon bahçesinde…

Hepsi çok güzel, hepsi annemin emeği, lakin nanenin özelliği başka…

Yirmi sene evvel, gelen bir telefonla acilen Yalova’ya gittik, eniştem vefat etmişti. Gidenin ardından kalanların yapması gereken vazifeleri yapmış, teyzemin gönlündeki ateşe, az da olsa su serpmek için birkaç gün yanında kaldık. Evin bahçesinde çiçekler ve sebzeler vardı. Teyzem anneme “bu nane Mehmet’in abla” deyince, annem bir kök alıp İstanbul’a getirmiş…

Yıllarca bu nane, annemin balkonuna yerleşik yaşadı. Taze olarak salatalarımıza koyduk, kuruttuk, kökünden başkalarına verdik…

Gün geldi, sanki yaşlandı, cılızlaştı, vermez oldu. Başka kimden aldıysa kök yetiştirmek için, tutmadı, olmadı…

Başka bir teyzemin balkonunda naneye rastlayınca annem istemiş. Teyzem de ‘senden almıştım zaten’ diye vermiş.

Anlayacağınız, eniştemin nanesi, annemin balkon bahçesindeki yerini yeniden aldı…

Hani insanoğlu ölümlü diyoruz ya, aslında değil.

Ölen bedendir!

Sizden geriye ne kalmışsa, siz onunla birlikte yaşamaya devam edersiniz.

Kimi kelimelerle, kimi sözlerle, kimi de sıradan gibi görünen bir nane ile…

İnna Lillâhi Ve İnna İleyhi Raciun… ★

Yıldız Seçen

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.