Gurbette vatanseverliğin bedeli - The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

25 Ocak 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 12:13
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Gurbette vatanseverliğin bedeli

Bugün köşemi gurbetçi bir kardeşimize ayırıyorum. Hanım kardeşimiz Hümeyra Gül, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası doğup büyüdüğü Hollanda'da başına gelenleri ve kaleme almış ve bana gönderdi. Ben de noktasına dokunmadan sizlerle paylaşmak istedim. İşte vatanını seven gurbetçi hanım kardeşimizin yaşadıkları…

Bugün köşemi gurbetçi bir kardeşimize ayırıyorum. Hanım kardeşimiz Hümeyra Gül, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası doğup büyüdüğü Hollanda’da başına gelenleri ve kaleme almış ve bana gönderdi. Ben de noktasına dokunmadan sizlerle paylaşmak istedim. İşte vatanını seven gurbetçi hanım kardeşimizin yaşadıkları…

Gurbette vatanseverliğin bedeli

15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleştirilen darbe girişiminden sonra büyüdüğüm ülke olan Hollanda Amsterdam’da bir anda adeta kasvetli günler başladı. Belki icra ettiğim işlerim çerçevesinde ben daha çok hissetmiş olabilirim.

Zira sosyal güvenlik ve pedagojik formasyon çerçevesinde projeler alan ve uygulayan bir şirkette maaşlı olarak çalışıyordum. Aynı zamanda yarı maaşlı, yarı gönüllü olarak Hollanda Diyanet Vakfı’nın siyasi ayağı olan Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonunda hem ofis içinde hem de basın sözcüsü olarak çalışıyordum ve yine gönüllü olarak Diyanete bağlı semtimizdeki bir camide hanımlar bölümü başkanlığı yürütüyordum. Dolayısıyla icra ettiğim tüm işler çerçevesinde darbe sonrası belediye ile, bakanlık ile camilerin birlikte çalışmalar yürüttüğü çeşitli dernek, kurum ve kuruluşlarla sürekli iletişim halindeydim.

Amsterdam – Noord Semtimizin belediye başkanı tüm cami başkanları ve sorumlularını her hafta workshop adı altında belediyeye davet edip cemaatimiz hakkında bilgi istemeye başladı.

Belediye başkanımız şahsiyet olarak çok hoş, mütevazi ve misafirperver bir hanımdı. Kendimi yanında çok rahat hissederdim. Fakat, kendisine ulaşan birtakım şikayetler doğrultusunda bize sorular yöneltmeye başladı. Cemaatin durumu nasıl, herhangi bir anlaşmazlık, kavga veya husumet var mı?

Daha önce fetö-cemaatine mensup olup da onlardan ayrılan birinden aldığım duyumlara göre, fetöcüler, içlerinde bulunan herkesten belediyeye gidip şikayet mektubu bırakmalarını istemişler.

Onun içinde belediye başkanı bizi mütemadiyen davet edip, tabiri caiz ise sorguluyormuş. Zaten bize de şikayet aldıklarını söylerdi. Ve doğruluğunu sorgulardı. Ayrıca darbe girişimi de Erdoğan’ın senaryosuymuş demişti. O konuda asla taviz vermedim ve 250 vatandaşımızın şehit olmasıyla sonuçlanan bir olay senaryo olamaz. Ayrıca Gülenciler ne olacağını bildikleri için hiçbiri Türkiye ye tatile gitmediler, bu durumda senaryo kime ait sizce dedim.

Ben camimizde bu tür bir husumete hiç vakıf olmadığım için, öyle bir anlaşmazlık ya da kavga vuku bulmadığını söyledim.

Bizlerden korkularına hem vakit namazlarına hem de çocuklarını Kur’an derslerine göndermeye korkuyorlarmış. Cevabım ise şu oldu:

“Vaktiyle onların içinde olup şimdi onlarla aynı safta olmayan çok kişi var ve ben kimlerin onların yanında hala var olduğunu bilmiyorum. Kimsenin alnında şucu bucu da yazmıyor. Dolayısıyla kimse kimseyle saç başa girmiyor ve bende görmedim” demekle yetindim.

Belediye başkanı ayrıca onların semtimizde bir okul açtıklarını ve bunu Hollanda kanunlarına göre işlettiklerini belirtti. Ve işletmeye devam etmelerinin en doğal hakları olacağını vurguladı. Ayrıca semtimizde onlara ait yeni açılmış bir restoran var ve oraya da gidilmesi gerektiğini, aksi takdirde iflas konumuna gelirse yazık olacağını vurguladı. Bu duruma içten içe çok güldüm. Eğer ben normal vatandaş olarak işletme sahibi olsaydım ve iflasın eşiğinde olsaydım hiçbir belediye bana sahip çıkmazdı. Okul meselesi için ise, “İnsanlar canları yandığı için onlara güvenini kaybedip çocuklarını geri alarak tavırlarını ortaya koymuşlardır. Siz artık güvenmediğiniz bir ortama çocuğunuzu emanet eder misiniz?” diye soru yönelttim.

Sadece bizim semtte değil Amsterdam’ın her semtinde insanlar çocuklarını onların okullarından almıştı. Fakat, bu sefer de diğer okullar çocuklarımızı almayarak onları ortada bırakmıştı. Çocuklarımız uzun araştırmaların sonunda en kötü bilinen okullara kabul edilmişti. Lise sonda olan çocuklarımız ise sınav senesi olduğu için, hiçbir okula alınmayıp, onların okulunda bitirmeye mahkum edilmiş ve bu durum onların mimlenmelerine sebebiyet vermişti.

Hemen aklıma geçmişte 90’lı yıllarda okullarda hocalarımızın PKK’lıların Türkiye aleyhinde gelip onlara şikayette bulunduklarını söyledikleri ve biz Türk öğrencileri ötekileştirdikleri, kutuplaşmaya yol açtıkları gelmişti. Senaryo aynı, oyun aynı, oyuncular ve konu içeriği farklıydı sadece.

O dönemin Türkiye Büyükelçisinden Hollanda’daki fetöcülerin isimleri istenmiş. O da bir haber ajansına ait listeyi Türkiye’ye sunmuş. Fakat, fetöcüler “Büyükelçi bizleri mimledi ve hayatımız tehlikede, artık ülkemize de gidemeyeceğiz” diye şikayet etmişler. Hollanda da onlara bu konuda hak verip siz bizim ülkemizdeki ve bizim himayemizdeki vatandaşların hayatını nasıl tehlikeye atarsınız diye iyiden iyiye Erdoğan karşıtı söylemlerde bulunmaya başlamışlardı.

Diyanet imamları Türkiye’den memur olarak tayin edildikleri için, tüm imamları Erdoğan’ın müttefikleri olarak nitelendirerek, Diyanete karşı da bir önyargı hakimdi.

Bakanımız Dr. Fatma Betül Sayan Kaya Hollanda’ya gelmek istemişti. O dönem hükümet Türkiye ile yaşadığı gerginlikler neticesinde bakanımızın gelmemesi gerektiğini, Hollanda’ya alınmayacağını belirtmişti.

Buna rağmen bakanımız önce Almanya’ya, akabinde karayolu ile Hollanda’ya gelmişti. Hayatımda ilk kez Hollanda’nın atlarla ve köpeklerle durumu protesto eden vatandaşlarımıza saldırdığını izledim. Sanki savaş ilan etmeye gelmiş gibi korkuyla yapılan bir saldırıydı. Hayretler içinde kalmıştık.

Sonrasında Sosyal hizmetler Bakanı, tüm Cami, cemiyet, STK ve dernek yetkililerini bu durumu konuşmak ve cemaatlerini bir nevi dizginlemek adına davet etti. Yine 150 Diyanet camisinin şemsiye organizasyonu olarak TİKDF/TİCF ve Diyanet adına ben katıldım. Orada bizlerle hasım konumunda olan birçok kurum tarafından mimlendiğimi hissettim.

Velhasıl Diyanet mensubu olarak “sözde mimlenmişler” arasında yerimi almıştım.

Bu arada bilhassa Diyanet camileri olmak üzere camilere saldırılar olmuştu ve hükümet tarafından hiçbir güvenlik sağlanmamıştı. Halbuki Yahudi Sinagoglarına yıllardır güvenlik sağlamaktaydılar. Müslümanların canı kıymetsizdi. Hollanda yine dini özgürlükler konusunda sınıfta kalmıştı. Bana hala Camileri koruma Federasyonundan e-mail gelir.

Aynı okulda okuduğum ve yıllarca aynı okulda öğretmen olarak çalıştığım bir arkadaşım M-Plus adında parti kurmuştu ve beni de parti çalışmalarına davet etmişti. İlk parti çalışmalarına orada başladım. Daha sonra kendisi o dönem kurulan başka bir parti olan Denk partisi ile birlikte çalışmaya başladı ve üyelerini oraya devretti. Bana da bir gün birlikte çalışmaya başladığımız partiyi işaret ederek, oradan Millet Vekili adaylığı koymamı istedi. Yani benim adımı da vereceğini söyledi. O güne kadar böyle bir adaylık aklımdan bile geçmemişti. Siyasette bulunmayı hep istedim ama bunun Milletvekili adaylığı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Kabul ettim ve başladım girişimlere.

 Bu arada, daha evvel ortak kreş işletmiştik ve orada muhasebecinin de bizi doğru yönlendirmemesi neticesinde vergi dairesi ile sorunumuz oluşmuştu. Vergi dairesi, bizden, cebimize bile girmeyen yüklü bir meblağı geri istiyordu.

Darbe sonrası 2017 Milletvekili seçimlerinde bana adaylığımı koymam için yapılan bu teklif neticesinde 3. ve son mülakatta beni geri çekilmem için ikna ettiler.

Gerekçeler arasında;

Diyanet için çalıştığımdan mecliste her zaman Erdoğan’ın sağ kolu olarak görülecektim, sürekli mücadele içinde olacak, okulda çocuklarım ve toplumda eşim yıpratılacaktı, ayrıca en büyük ayak bağım vergi dairesi ile süren anlaşmazlığımdı. Eğer vergi dairesi ile sorunun varsa vekilliğini etkiler vs. denilerek geri çekilmem sağlandı. Anlaşılan onun bilgisine de ulaşmışlardı. Ben ailemi ve çocuklarımı seçip, vergiyi de sineye çekip geri çekildim. Tüm bu olanlar içimde ukde olarak kalmıştı. Ülkemi temsilen siyaset yapmam alenen engellenmişti.

O dönem vergi dairesi, kreş için tahsis ettiği parayı geri istedi. Yüksek mahkemeye kadar gittiğimiz halde kendimizi dinletemedik. Kapılar yüzümüze kapanmıştı.

O sıralar eşimin muhasebecisi bize evimizi satmamız gerektiğini yoksa vergi dairesi elimizden alırsa hiçbir gelir elde edemeyeceğimizi söyledi. Biz de evi satmaya karar verdik. Satılık pankartını bile asamadan ertesi gün alıcı çıktı. Alıcıdan yaz tatiline kadar müsaade istedik, o da verdi. Altı ay boyunca kiralık ev aradık ve nereye baş vurduysak başarılı olamadık. Amsterdam’da ev bulmak mümkün değildi. Amsterdam çevresinde dahi bulamadık.

Sene 2017 Haziran ayı. Kasvet ve karamsarlık iyice içimize çökmüştü. Sanki Hollanda’da artık yiyecek ekmeğimiz içecek suyumuz kalmamış gibiydi. Sonunda evi de yeni sahibine devretmiştik ve hala bir evimiz yoktu. İki ay boyunca 4 çocukla sağda solda kaldık. He rşey aleyhimize işliyordu sanki. Nihayetinde eşimle galiba bu durum bize hicret etmek için bir işaret dedik ve Türkiye’ye dönme kararı aldık.

Sadece kıyafetlerimizi alarak 20 Temmuz 2017’de döndük vatanımıza. Her şerde bir hayır vardır dedik.

Büyük oğlumuz lise sondaydı ve bizimle gelmek istemedi. Onu kardeşlerime emanet ederek geride bıraktık.

Yeni bir hayat yeni bir düzen kurmak kolay olmadı.

Türkiye’ye döneli dört sene oluyor. Çok şükür biz memnunuz, ama çocuklar zaman zaman orada doğup büyümüş olmanın getirdiği olguyla özlüyorlar. Belki tekrar orada yaşarlarsa kıyas yapabilirler ve özlem duymayabilirler.

Çocuklardan anladığım kadarıyla özel okulda okuyor olmalarının da getirdiği bir gerginlikle de geri dönmek istiyorlar. Onlara yeni bir hayat sunarken, onları kaybetmemek adına adaptasyon sorunu yaşamamaları için dini eğitimlerini de alabilecekleri bir özel okula yazdırdık. Fakat bizim onlar için yüklü meblağlar ödediğimizi, öğretmenleri zaman zaman çocuklar değerlerini bilsinler de okusunlar diye, sınıf içinde örnek veriyormuş. Çocuklar da bunu kafaya takıyorlarmış. “Hollanda’da kalsaydık aynı olanaklarla devlet okulunda okuyacaktık” diyorlardı bize.

Ama, Allah yardımcımız oluyor. Çok şükür ki vergi de bizi muaf tuttu ve tazminatı da verdi. Belki Hollanda’daki olanaklarımı, evimi, arabamı, işimi, çocuklarımın bölük pörçüklüğüyle edindiği zararı karşılamasa da güzel bir meblağ. Meğer vergi dairesi bilhassa Türkler olmak üzere birçok insanı mağdur etmiş. Vergi dairesi hatasını kabul etti, Rutte-hükümeti de vergiden sorumlu olduğu için vergiyi iyi yönetemediklerini kabul ederek istifa etti. Şu anda hala Hollanda’da hükümet kurulamadı. Eski hükümet geçici olarak görevini ifa etmeye devam ediyor.

Büyüdüğüm bu ülkede çok farklılıklara tanık oldum. Yeri geldi çok takdir ettiğim yönleri oldu. Yeri geldi “ama nasıl olur bize kendilerini bu şekilde tanıtmamışlardı, bu ayrımcılık nerden çıktı” dediğim zamanlar oldu, yeri geldi “demokrasinin hakkını veriyorlar” dediğim oldu. Bazen kendi vatandaşımıza kızdığım zamanlar oldu. Bazen takdir gördüğüm oldu, bazen de ayrımcılığı hissettiğim anlar oldu. Güzel Hollandalılar da tanıdım, sinsi davrananlar da. Güzel dostluklarım ve anılarım da oldu. Sürekli çalışmaktan bıktığım anlar da oldu.

Bir zamanların Türkiye’sine dönmeyi düşünmek ne mümkündü. Başörtülü olduğum için asla rağbet görmeyeceğim ve hatta tenkit edileceğimi düşündüğüm bir Türkiye’ye dönemezdim. O dönemler ise başımdaki örtüyle değil, attığım adımlar ve başarımı baz alan bir Hollanda toplumunda yaşıyordum çünkü.

1996- 1997 yılında Sudan-Khartum’da Dünya Müslüman Kadınlar Konseyi’ne birkaç arkadaşla beraber henüz öğrenciyken Hollanda delegesi olarak katılmıştık. Orada Dr. Merve Kavakçı hanımefendi ve yanındaki Türkiye delegesi olan hanımlarla tanışma şerefine nail olmuştuk. Merve hanımın orada ne kadar dava ehli ve mütevazi olduğunu bizzat görmüşümdür. Geri döndüğümüzde aradan bir yıl geçtikten sonra, haberlerde, Merve hanımın Millet Vekili seçildiğini fakat mecliste kendisine yapılan hakaretlere maruz kaldığını izledim. Meclisten attıkları yetmiyormuş gibi bir de hazımsızlıklarından gece yatağından uyandırıp Türkiye vatandaşlığını elinden almışlardı.

28 Şubat süreci zaten herkesçe malum. O noktalara hiç değinmeyeceğim. Dolayısıyla öyle bir Türkiye’den şu anda bizlere tahsis edilen bir Türkiye’yi temin eden kişiye ben nasıl tabi olmam. Elbette tabi olmamı gerektiren nedenlerim sadece bundan ibaret de değil.

Türkiye’ye döndükten sonra da oranın pozitif ve negatif yönleriyle Türkiye’nin pozitif ve negatif yönlerini kıyasladım sürekli. Bunun örneklerini istenirse daha sonra verebiliriz. Fakat, inanın günümüzde geçmişe kıyasla çağ kapatıp çağ açmış bir Türkiye söz konusu.

Bu noktada Merhum Mehmet Akif Ersoy’un Avrupa’ya gidip de yurda döndükten sonra ona nasıl buldun Avrupa’yı sorusuna cevaben tek cümle ile Avrupa’yı özetlemesi gelir hep aklıma. “Dinleri var işimiz gibi, işleri var dinimiz gibi” diyor üstat.

Gerçekten de öyle. Avrupa’da insanlar herhangi bir dine mensup olsalar bile ateist olarak yaşarlar. Doğduğumda vaftiz edilmişim ama, şu anda inandığım bir dinim yok derler genelde.

Dolayısıyla, her şeye dünyalık bakarlar. Ahiret inancı olmadığı için bütün enerjilerini dünya hayatı ve maddiyatı için sarf ederler. Onun içinde dünya işlerini sağlam tutarlar.

Halbuki bizler de keşke ahirette Allah’a hesap vereceğimizi düşünerek işlerimizi sağlam tutsak, adımlarımızı ona göre atsak…

Velhasıl, bizim için dönüm noktası oluşturan bu olaylardan sonra artık vatanımızdayız Elhamdulillah, Vesselam.

Hümeyra GÜL.

Hümeyra kardeşimiz artık inanılmaz ayrımcı muameleyle karşılaştığı sözde demokratik Hollanda’da değil Anavatanında mutlu ve huzurlu bir hayat sürüyor. Kendisine yaşadıklarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Tüm okurlarımıza selam olsun.

Sinan AKYÜZ

3 1 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Gelirseniz siz de mikrofondasınız!

HIZLI YORUM YAP

3 1 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort