Maç başlamadan yediğimiz gol - The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

25 Ocak 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 12:13
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Maç başlamadan yediğimiz gol

Eskiden büyüklerimizin sofrası kıt, kanaatleri boldu. Kıt kanaat geçinip gidiyoruz denilirdi. Tek çeşit yenilen yemeğin ardından “hamdolsun, bunu verene şükür, kurban olduğuma bin şükür” der sofradan öyle kalkarlardı.

Benim yaşlarımdaki hemen herkes 1950 ve sonrasını görerek, öncesini ise dinleyerek az çok öğrenmiştir. O yıllar ekonomik olarak çok ama çok zor yıllardı. Yokluk, yoksulluk, zorluk, güçlük vardı var olmasına ama o insanlarda çok önemli bir güç vardı. Sabır, şükür ve dayanma gücü vardı. Olamayanlarla mutsuz olan değil, olana şükreden, göğüs geren kahraman insanlar vardı. Eve ekmek getiremeyen aile reisini teselli eden, yokluğu başa kakmayan, eli ayağı öpülesi ev hanımları vardı.  Rahmetli babam anlatırdı:

– Oğlum bizim zamanımızda ekmeğimize katık olarak kahvaltılık bir şey bulamazdık. Kahvaltılık azığı bırak, ekmek bulamazdık. Hele buğday ekmeği, nerdeeee. İnsanların çoğu fiğ denilen otu öğütüp yiyerek hayatta kalmış, şanslı olanlar arpa, buğday ile karınlarını doyurmuşlardı.

Benim çocukluk yıllarımda ise zeytin ile kahvaltı etmek zenginlik alametiydi. Fındık ezmesi, krem çikolatası, tahin helvası filan ultra lüks yiyeceklerdi. Tahin helvasını ilk defa tattığım günü ve anı hiç unutamıyorum. Rahmetli babam gurbet dönüşü Ankara’dan alıp köye getirmiş, öğrenci olduğum için “tatlı zihin açar” diyerek bana yedirmişti. (Muhtemelen kendisi yememişti.)

Eskiden büyüklerimizin sofrası kıt, kanaatleri boldu. Kıt kanaat geçinip gidiyoruz denilirdi. Tek çeşit yenilen yemeğin ardından “hamdolsun, bunu verene şükür, kurban olduğuma bin şükür” der sofradan öyle kalkarlardı.

Şimdi ise kahvaltı sofraları kral sofralarının ötesinde adeta cennet sofrası. Kuş (arı) sütü, kuru üzüm, bal, kaymak, krema neler var neler. Bir lokantanın reklamında “Altmış dört çeşit kahvaltılık” yazısını görünce şaşkınlığımı siz düşünün. Birde bunları yemek için nazlanan çocuklarımız, torunlarımızla girişilen mücadele bakın. Onlar yemek yesinler diye vaat edilen oyuncaklar, verilen sözler aman Allah’ım neler neler.

Ninelerimizin, annelerimizin kıyafetleri için kumaş bulmaları gerekiyordu. Pazen, basma gibi kumaşlar alınamayınca eskileri kesip, yamayıp giyerlerdi. Öyle şehre gidip o mağaza senin, bu mağaza benim gezip marka seçmeler, burun kıvırıp modası geçti almam bunu demeler yoktu. 

Neredeyse yok denecek kadar az giyecek kıyafetleri olmasına rağmen bir gün olsun onları kol, bacak, omuz, sırt gibi mahrem yerleri görünecek şekilde görmüşlüğümüz olmamıştı. Dişleri, küçük dilleri görünecek kadar ağızlarını açmaz “bürük” denilen bir el hareketiyle ağızlarını kapatırlardı. Kadınlar malum günlerinde lüzumundan fazla dolaşmazlar yeryüzüne abdestsiz ayak basmayı günah sayarlardı.

Şimdilerde her türlü kumaş bolluğu var. Buna rağmen kadınlarımız, kızlarımız neredeyse yarı çıplak gezmekteler. Ve bu o kadar sıradanlaştı ki anormaller artık normalleşti. Normallerin anormalleşme safhasında ise yerin altı üstünden daha hayırlı olacak gibime geliyor. 

Dededen toruna, babadan oğula ne ara bu kadar değiştik? Nasıl oldu da kanaatkâr dedelerin kanaatsiz torunları olduk. Edep timsali ninelerin, annelerin edep yoksunu çocukları olduk.

Bir nesil, nineden toruna bu kadar mı değişir?

“Bizim zamanımızda” diye başlayan cümleleri sevmesem de geçmişten alıntı yapılması gerektiğinde, anlatım şekli, aktarım girişi olarak kullanmak zorunda kalıyoruz. Evet, bizim ilkokul yıllarımızda defter, kitap, kalemi idareli kullanırdık. Yeni defter alamaz geçen yılın defterlerini silgi ile silip yeniden kullanırdık.  Şimdi öğrencilerimin buruşturup çöpe attığı kâğıtlarla dolu kovaya bakarken gözlerim doluyor. 

Ben demiyorum ki bizim yaşadığımız yoklukları çocuklarımız da yaşasın. Kağıt bulamasın kalem bulamasın. Asla. Hatta onları yokluğa, yoksulluğa layık görmek anormallikten öte kilinklik bir durumdur.

Benim ortaya koymaya çalıştığım var olana şükreden, verilene kanaat eden erdemli nesillerin yetişmesine katkı sunmaktır. Geçmişi sentezleyip geleceğe yönelmelerine destek olmaktır.

Daha dün,  berber dükkânında tıraş oluyorum. Benden başka yaşları yirmi ila otuz aralığında olan beş kişi daha var. Tıraş olurken sıra bekleyen gençler aralarında kripto para vurgunu tüyoları, bahis, at yarışı ve iddia gibi konuları konuşuyorlar.

Akşama Türkiye ile Cebelitarık milli maçı var. Gençler terlemeden, emek üretmeden, kolay yoldan para kazanmak için bahis oynamışlar. Kendi tabirleriyle parayı vuracak bir girişimde bulunmuşlar. Türkiye’nin futbol maçındaki bu zayıf rakip takıma yenilmesi durumunda bin lira koyup dört yüz elli bin lira alacakmışlar. Yani Türkiye’de, Türk gençleri Türkiye’nin yenilmesini istiyor, bunun için dua edip adak adayıp, dilek diliyorlar. İnşallah Türkiye yenilir de parayı vururuz diyorlar.

Şok haldeyim. Helalliği, haramlığı yani işin manevi tarafının çoktan gittiğini zaten biliyordum da, işin milli tarafının da yerle yeksan olduğunu inanın bilmiyorum. 

Akşamki milli maçta skor Türkiye lehine oldu. Futbol maçında galip gelsek ne olur, gelmesek ne olur, mesele o değil. Mesele şu ki:

Biz golü daha maç başlamadan yemişiz.

Dostlar dünyanın uzayı parsellediği günümüzde bizdeki durum bu. Artık adına ze kuşağı mı dersiniz yoksa meeee! kuşağı mı ne derseniz deyin, geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizi aklı ve ahlakı güzel insanlar olarak yetiştirmeden bir yerlere varmamız mümkün değil.

Yüce çınarlar semaya doğru yükselirken kökleriyle toprağa tutunup yıllarca öyle kalırlar. Geçmişine tutunmayan insanlardan çınar olamaz. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Şeyh Edebalinin dediği gibi: “Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın, nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.”

Geçmişi bilmeden bugünü yaşayamaz, bugünü doğru yorumlamadan da geleceği planlayamazsınız.

H. İbrahim ÇORAKLI

2 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

“Selamlar!” diye başlayalım söze…

HIZLI YORUM YAP

2 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort