Bilim mi ? Kurgu mu ? - The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

25 Ocak 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 12:13
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Bilim mi ? Kurgu mu ?

Fıtrat olarak ademoğlu, gözünün görmediği şeyleri hayal edemez. Eğer hayal edebilseydi, yaratma (yoktan var edebilme) özelliği olurdu. HAŞA... Bu sıfat sadece Allah C.C. mahsustur

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla

İşte bu benim film tarzım. Uçan adamlar, dünyanın en güçlü robotları, yapay zekalı muhteşem bilgisayarlar hatta kıyameti getirecek süper sonic teknolojiler. Bir kaç tanesi hariç hepsinin temelinde şu sentez çıkmakta. Hepsi ademoğlunun eseri. Kendimizi bir SON’a mı götürüyoruz yoksa sondan başa mı geliyoruz diye de hep bir sorgulama içerisindeyim.

Gizemli canlılar yada başka bir deyişle laboratuar ortamında üretilmiş süper güçler her zaman ilgimi çekmiştir. İzlediğim filmlerin sonunda her zaman bir acaba kalıyor aklımda

ACABA BİLİM Mİ, KURGU MU

Hadi konuyu derinleştirelim. Önce bir kaç örnek ile ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım. 

Fıtrat olarak ademoğlu, gözünün görmediği şeyleri hayal edemez. Eğer hayal edebilseydi, yaratma (yoktan var edebilme) özelliği olurdu. HAŞA… Bu sıfat sadece Allah C.C. mahsustur

Demek ki insanoğlunun kısıtlı olan beyni bir yere kadar çalışıyor. Peki Yaratma sıfatı eksik olan insanoğlu bu hayal gücünü nereden alıyor.

Tabi ki modellediği örneklerden. Mesela bir kurt adam, insan ile kurtun bir karışımı olarak canlandırılmıştır. Yada bir vampir, yarasa ile insanın…

Ölümsüzlük ise teknik olarak modellenmiş hiçbir olağanüstü varlıkta yoktur. Yüzlerce yıl yaşayabilen dracula, kalbine saplanan basit ahşap bir kazık ile öldürülebiliyor.

Lucy filmini izleyenleriniz bilirler. Yanlışlıkla Süper zeka olan bayan oyuncu (Scarlett Johansson) filmin sonunda kendini flash disk benzeri saçma bir harici belleğe dönüştürür. Aslında kurgunun temelinde insanın tanrısallıştırılması (HAŞA) vardır. Son replikte bu konu şu şekilde işlenir. Lucy’e nerdesin diye sorduklarında “Her Yerdeyim” cevabını alırlar…

İnsanoğlu her zaman tanrısal güçlerin cazibesine kapılmış ve beyaz perdeye aktarırken bunu yine insan modeli üzerinden tasavvur etmiştir. Kimse tanrısını bir “Canavar” yada “Uzaylı bir tür olarak” yansıtamıyor. Çünkü elle tutulur bir TANRI modeli şekillendiremiyor hayal dünyasında. Her zaman en yakışıklı olan biri “İYİ”, ortalama çirkin veya çok çirkin olan biri “KÖTÜ” olarak lanse ediliyor.

Aslında bunlardan en meşhuru İngiliz yapımı olan “Doctor Who” modelidir. Sözüm ona “Zaman Lordu” olan ve kendine Doktor diye hitap edilen biri, sürekli dünyayı uzaylıların istilasından kurtararak hayatın idamesini devam ettirmeyi başarıyor. Ölümüne ise rejenerasyon adı verilmiş. Bir organı kopsa rejenerasyon enerjisi ile tekrar yerine getiriyor. 1000 yılda bir, bütün vücudu tamamen değişip bazen kadın bazen erkek bazende bir yaratık formuna dönüşüyor. Yaratık formu hali, 30 yıl gibi süren dizide henüz işlenmedi. Çünkü kimse bir canavar modelinin süper güç olmasını kabul edemez…

Ve tabi ki ölümsüzlük. İnsanoğlunun bitmek bilmeyen yaşam arzusunu, ekrana bazen bir ölünün dirilmesi, bazen supernatural (Doğa ÜSTÜ) ya da tanrının bir lütfu olarak veriliyor.

Bu minvalde baktığımızda asla BİLİM diyemeyiz. Tamamen KURGU‘dan ibaret görünüyor. 

Ancak her kurgunun da bilimsel bir temele dayanması gerekiyor. Birebir örtüşmeyebilir. Yani değiştirilmiş veya o duruma göre dizayn edilmiştir…

Eğer buraya kadar okuduysanız eminim devamını okuyacaksınız..

Canlandırılmış her olağanüstü model, birileri tarafından mutlaka denenmiştir. Örneğin uçan adam modeli olan SÜPERMEN. Bizim tarihimizde ve dünya tarihinde bir çok araştırmacı bilim adamı uçmayı denemiş, kısa mesafeli uçuşlarda başarılı da olmuşlardır. SÜPERMEN’in kas gücü, gözlerinden çıkan lazer ise uçan insana sonradan eklenmiş ve kahraman haline getirilmiş.

Hitler dönemi ALMANYA’sında, yeraltında kurulan laboratuvarlarda insanlar üzerinde yapılmış olduğu söylenen bir çok deneylerden bahsedilir. Gerçekliği henüz net olarak ispatlanamamış olsa da, sadece bir aforizma olarak ortaya atılamayacağını düşünmekteyim. O laboratuvarlarda ne araştırması yapıldığı hala daha gizemini korumaktadır. Ya bize anlatılmayan ve hakikaten insanlık için çok büyük ayıp olan şeyler yapılmış ya da bir kısmında başarılı olunsa da bir şekilde örtbas edilmiştir. Kısa bir araştırma ile ulaşabilirsiniz.

Biraz daha geriye gidelim

MISIR PİRAMİTLERİ

Halen daha gizemini koruyan, nasıl yapıldığı konusunda net bir ifade ortaya konulamayan, efsanevi büyük ve gizemli yapılar. Firavun mezarları olarak söylense de iç yapısı, dış yapısı ve duvarlarındaki hiyeroglifler ile bir çok gizeme sahip. Bunlardan bir tanesinde hiyeroglif olarak çizilmiş ufo, helikopter vb. araçlar mevcut. Peki hayal dünyası ve beyin yapısı, görme ve algıya bağlı olan insanoğlu bu çizimleri hangi modelden uyarlayarak yapmış olabilir. Birilerinin bu araçları görmüş, görmüş olduğu modelden esinlenerek çizmiş olması olasılığı kuvvetli ihtimaller arasında.

İşte kitap burada başlıyor.

Dünya belki de çok büyük bir medeniyetten gelme olabilir mi?

Günümüzde bize teknolojik ilerleme olarak verilen ürünler, bizden çok önceleri yaşamış bir medeniyetin geldiği noktada olabilir mi?

Daha önce “DİGİTAL BİR KIYAMET” yaşanmış olabilir mi?

Bu dünya kaçıncı Dünya?

Nobel kimya ödüllü Pierre Curie’nin şu (Eşi Marie Curie söylemiş diye kaynaklarda mevcut) meşhur sözünü bilmeyeniniz kalmadı sanırım.

“Müslüman Endülüsten Bize 30 Kitap Kaldı, Biz Atomu Parçalayabildik. Şayet Yakılan Bir Milyon Kitaptan Yarısı Kalsaydı Şu an Galaksiler Arası Seyahat Ediyorduk”

Müslüman Endülüs’ün bilimsel olarak nereye geldiğini bir türlü bilemiyoruz. Belki de en üst seviyeye geldiler (En üst seviye neresidir bilemem) belki de onlar bu seyahatleri yapıyorlardı. Hatta şu an belki de galaksinin bir köşesinde küçük ziyaretler yaparak arada bir kendilerini gösteriyorlar.

Uzayda yaşam var mıdır? Bilmiyorum. Ancak ucu bucağı olmayan galaksinin, uzayın, hiç bir amacı olmaksızın yaratılmadığına çokça eminim. Hatta bu büyüklükteki galaksi neden sadece dünyanın ve insanın emrine verilsin ki.

TAM OLARAK AÇIKLANAMAYAN MİRAÇ HADİSESİ

18 bin alemin MUSTAFA’SI, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed S.A.V.’in Miraç mucizesini incelemeye çalışalım.

Rivayete göre Hz Muhammed S.A.V. gece vakti Kâbe’den alınıp Burak/Buğra adı verilen katır/at üstünde Mescid-i Aksa’ya götürülmüş, Burak’ı Beytül Makdis’in (Süleyman Mabedi) kalıntılarının güneybatı duvarına bağlamıştır. Hz Muhammed sırasıyla eski Aksa denen bugünkü el-Aksa Camiinin altındaki yerden Mescid-i Aksa alanına girmiş, oradan Kubbet-üs-sahra’nın bulunduğu alana geçmiş ve orada İsa, Musa, Zekeriya (ALLAH C.C. hepsinden Razı olsun) peygamberlerle buluşmuştur. Günümüzde Nebi Minberi’nin bulunduğu alanda bütün peygamberlere namaz kıldırmış, oradan da Miraç Minberi’nin bulunduğu alandan göğe yükselmiştir.

Allah-u Teala (C.C.) bu hadiseyi kendi izzeti ve hikmeti ile zuhur ettirmiştir. Bundan asla şüphemiz yok. Bir hadise göre Miraç hadisesi bir “an” içinde olmuştur. Peygamber Efendimiz S.A.V. bu konuyla ilgili “Yatağıma döndüğümde hala sıcaktı” beyanı ile bizim zaman dilimimizde ne kadar kısa bir “an”a denk geldiğini anlamaktayız.

Demek ki “zaman olgusu” içinde bile bir farklı işleyen “zaman” olgusu var. İslamiyet’in temel olarak bu konuya Endülüs Müslümanları döneminde epey bir yaklaşmış olduğunu ve belki de başardıklarını, Pierre Curie’nin sözlerinden çıkarabiliriz.

Peki hangi 18 bin alem?

Fatiha süresine başlarken “Elhamdülillahi Rabbil Alemiyn” deriz yani “Alemlerin Rabbi olan Allah’a C.C. hamd olsun.”

Bu alemler hangileridir diye her zaman merak etmişimdir.

Mesela bitkiler bir alem, hayvanlar bir alem, insanlar bir alem, gök cisimleri bir alem, mikroskobik canlılar bir alem, doğa bir alem ….. gibi arttırabilir. İç içe sınıflandırdığımızda daha çok alem çıkarabiliriz ama 18 bin alem çıkarmak zor zanaat. Yaratılmış bu kadar alem varken, bizim gezegenimizi “bir alem” olarak da değerlendirenler var. 

İşte bu gizem yani “varlığın metafizik boyutu“, bilimsel ve fiziksel olarak kanıtlanamayan bir alemde bile olabiliriz. 

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Arif Kesgin futbolda haftayı değerlendirdi

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort