Kudüs’ün gözyaşları -2 - The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

18 Haziran 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 39.444.160 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 21°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kudüs’ün gözyaşları -2

Bir önceki yazımda üç semavi din açısından Kudüs’ün önemini ve taraflarca neden paylaşılamadığını sebepleriyle birlikte anlatmaya çalışmıştım.

Bir önceki yazımda üç semavi din açısından Kudüs’ün önemini ve taraflarca neden paylaşılamadığını sebepleriyle birlikte anlatmaya çalışmıştım. Bugünkü yazımda Kudüs’ün en çok sızlayan ve acıdan inim inim kıvranan yanı olan Filistinli Müslümanların gözyaşlarını ve o kanlı yaşlarının akmasına sebep olanları anlatmaya çalışacağım ve “Neden?” diye sorarak başlayacağım bu yazıma.

Evet, Filistin’de yaşanan İsrail eliyle her geçen gün daha acımasız bir yere taşınan zalimane bir işgal var!

Evet, işgalle birlikte Filistinlilerin yüreğinde katlanarak büyüyen ve değdiği yeri yakıp kül eden dayanılmaz bir acının ateşi var!

Ne var ki tüm bunların sebebi olarak neden herkes sadece Siyonizm’i suçluyor ve neden herkes yalnız ve yalnız İsrail devlet terörünü lanetliyor.  Tüm bu yaşananlara asıl sebep olan ve orada yaşanan acıya seyirci kalan dilsiz şeytanları oynayan zalimleri neden kimse konuşmuyor?

Neden hiç kimse onlara, “Müslümanların yaşadığı bu acıların asıl müsebbibi sizsiniz ey zalimler! Haydi, hesap verin!” demiyor ya da diyemiyor?

Neden kimse tüm açıklığıyla “Neden?” diye sormuyor, sorgulamıyor?

Asıl sorgulanması ve cevap aranması gereken husus budur bence!

Dün Mekke’de putperest müşriklerin elinde zulüm içinde inim inim inleyen Müslümanlar Hristiyan bir diyara Habeşistan’a hicret ettiler ve Habeş Kralı Necaşi’ye sığındılar. Hem de Allah’ın izni ve İslam Peygamberin tavsiyesiyle. 

Peki, bunu niçin yaptılar? 

Neden Hristiyan bir diyarı tercih ettiler? 

Neden bir başkasına değil de Necaşi’ye gittiler?

Çünkü Mekke, Müslümanlar için yaşanmaz bir şehir hâline gelmişti.

Müslümanlara karşı beslenen kin, nefret,  şiddet, hakaret ve işkenceler her geçen gün dozunu artıyordu. Mekke’nin güç ve iktidarını elinde tutan zalimlerin zulmünün bitmeyeceğini gören Resulullah;

“Siz bari yeryüzüne dağılın. Allah Teâlâ sizi yine bir araya getirir.” dedi.

Sahabeler,

“Yâ Resûlallah, nereye gidelim?” diye sorunca da eliyle Habeşistan`ın bulunduğu tarafı işaret ederek,

“Siz Habeş ülkesine gitseniz iyi olur. Habeş Hükümdarının yanında hiç kimse zulme uğramaz. Orası doğruluk yurdudur. Umulur ki, Allah, sizi orada ferahlığa kavuşturur.” buyurdu.

Evet, Allah Resulü haklıydı. Habeşistan adaletle hükmedilen ve güvenle yaşanılan bir yerdi. Mekke gibi insanlarına ölüm kusmuyor ve onları acıya boğmuyordu. Habeşistan; zulüm kokmuyordu, insanına değer veriyordu, onlara adalet, hoşgörü ve refah sunuyordu. Onlar Mekke’deki zulmün pençesinden, korkunun gölgesinden kaçmıştı. Zira kendilerini daha emniyette hissedebilecekleri bir yer bulmak durumunda bırakılmışlardı. Vatanlarından hicret etmeleri sırf bu sebeptendi yoksa Necaşi’ye ve  Habeşli Hristiyanlara İslam’ı tebliğ ederek onları Müslüman yapmak için yola çıkmamışlardı. Hicret eden kafilelerin  en büyük dertleri daha rahat müreffeh bir ortamda özgürce yasayabilmekti; onurları çiğnenmeden ve hakları yenilmeden huzur ve güvenle hayatta kalabilmekti.

Neden mi bunları anlattım?

Açıklayayım!

Aradan 1500 yıl geçti ve tarih yine tekerrür etti. Müslümanlar yeniden kalabalık kitleler halinde evini, barkını, bağını, bahçesini, vatanını, toprağını geride bırakarak can havliyle Hristiyan diyarlara, gayrimüslimlerin yanına hicret etti/ediyor, onların şefkatine sığındı/sığınıyor ya da sığınmak zorunda kalıyor/bırakılıyor.

Peki, bu yüzbinler kimden neyden kaçıyor? 

Ölümden mi?

Evet.  

Açlıktan mı?

Evet.

Zulümden mi?

Evet.

Çaresizlikten mi?

Evet.

1500 yıl önce olduğu gibi putperest müşriklerden mi? 

Kesinlikle hayır! 

Bilakis kendine Müslüman diyen zalimlerin elinden, onların ölüm ve zulüm kokan rejimlerinden kaçıyor.

Hristiyan yönetimlerde kendilerini daha güvende hissedeceklerine inandıkları için de denizlerde boğulma, yollarda kurda kuşa yem olma pahasına onların merhametine sığınıyor.  Can derdine düştüklerinden çan sesine rağmen Hristiyan diyarlarda yasamak için canlarını dişlerine  takıyor.

İşte Müslümanlar için asıl acı olan gerçek bu aslında!

Bugün terörist sadece Siyonist İsrail ve onun destekçisi olan insanlık düşmanları değildir; ayrıca Müslümanları kendi vatanlarında yaşayamaz hale getirip onları bu canilerin kucağına iten ve onları aciz ve güçsüz bırakarak ölümlerini izlemekle yetinen zalim yönetimler ve rejimlerdir de. 

Zira İslam peygamberi Hz Muhammed’in (sav) dediği gibi;

“Sebep olan yapan gibidir.”

O halde niye sadece İsrail lanetlensin ki? 

Müslümanları bu denli bölük pörçük eden ve onları birer aciz zavallılara dönüştüren kendi içlerindeki bu zalimler lanetin büyüğünü hak etmiyor mu?

Gerçek olan şu ki; bugün hemen hemen her Müslüman devletin kendi içinde zulmettiği bir Filistin var. Adeta her biri içindeki kimsesiz bir Filistin’e zulmeden küçük bir İsrail gibi.

Hakkın ve adaletin Kudüslerini yıkan, kendi halkına bile acımadan her an onlara kan kusturan bu devletler mi gidip Kudüs’ü kurtaracak!

Kalbi;  güç, iktidar ve hırsla kaskatı kesilen zalimler mi Kudüs’ü kurtaracak

Ruhu; mal, mülk ve para sevgisiyle dolu olan gözü doymazlar mı Kudüs’ü kurtaracak

Kudüs’ü fethetmek, iki kişiye nasip oldu. Biri Hz Ömer, diğeri Selahaddin-i Eyyubi.

Her ikisi de adaletin ve merhametin timsaliydi. Asla kimseye zulmetmezlerdi.

Ömer’in Kudüs’ü, adaletiydi!

Selahaddin’in Kudüs’ü, merhametiydi!

Bu yüzdendir ki Kudüs, adalet ve merhametle hükmeden Ömerlerin ve Selahaddinlerin oldu.

Şimdi açıkça söyleyin;

Ey Âlemi İslam’ın halifesiyim diyen Türkler!

Ey Âlemi İslam’ın hamisiyim diyen Farslar!

Ey Âlemi İslam’ın efendisiyim diyen Araplar!

Ey Âlemi İslam’ın fedaisiyim diyen Kürtler!

Koca bir asırdır birbirinizi yerken ve birbirinizin acısına kıs kıs gülerken siz mi gidip Kudüs’ü kurtaracaksınız?

Vallahi yer ve gök şahit ki hepiniz kocaman bir HİÇ’ten başka bir şey değilsiniz!

Anca birbirinizi yemeyi ve birbirinizin acısına gülmeyi bilirsiniz!

Bunu nerden mi biliyorum?

Ölümü elma koklayarak tadan Halepçeli Kürtlerden biliyorum.

Onlar sizden bir zalimin elma kokulu ölümünü tadarken siz, dilsiz şeytan kesildiniz, o vahşeti görmezden duymazdan geldiniz. Öyle ki hemen ertesi gün toplandığınız o adı sözde İslam İş Birliği Teşkilatı toplantısında Halepçe Katliamına dair tek bir kelime bile konuşmadınız, öylece sustunuz sadece. Ve en acısı ne biliyor musunuz? Bugün o zalim dediğiniz İsrail kadar bile olamadınız. Sizin sustuğunuz görmezden geldiğiniz o katliama ses çıkaran ve sokaklarda yürüyerek Saddam’ı lanetleyen üç ülkeden biriydi İsrail. Ve ne ilginçtir ki insanlık suçu işleyen zalim Saddam’ın heykeli dikilen yer şu an başka bir zalimin zulüm çizmesinin altında inleyen Filistin’di ve o zalimin heykelini Batı Şeria bölgesinde Kalkilya meydanına diken Filistinli bir liderdi.

Bunu nerden mi biliyorum?

Çin zulmünün ateşinde yanan sesi duyulmayan doğu Türkistanlı Uygurlardan biliyorum.

Onlar o acıyı çekerken ve sizlerden destek beklerken sizin birleşmiş milletlerde hazırlanan ve Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı zulmü kınayan metne imza atmamanızdan biliyorum. Hatırlayın o metne 21 ülke imza atmışken o kınama metninde tek bir Müslüman ülkenin imzası yoktu. İşte oradan biliyorum ve söylüyorum.

Bunu nerden mi biliyorum?

Myanmar’da soykırıma uğrayan on binlerden biliyorum

Orta Afrika’da satır ve palalarla doğranan sabi bedenlerden biliyorum

Bosna’da, Çecenya’da, Afganistan’da yok edilenlerden biliyorum.

Irak’ta, Suriye’de milyonların petrole kurban edilmelerinden biliyorum.

Suud’ların göbeği daha da büyüsün diye Yemen’de açlıktan ölen 80 bin çocuktan biliyorum.

Hepsinde sustunuz.  Duymazdan bilmezden geldiniz.

Ha bir şey daha biliyorum. Onu da söyleyeyim.

Birçoğunuzun derdi Filistin’de ölen çocuklar değil. Kanlı kefenler giyen gençler hiç değil.

Biliyorum kızdınız bana; ama lütfen bir kez olsun elinizi kuruyan o vicdanlarınıza bırakarak düşünün bir kere ve itiraf edin kendinize. Vallahi eğer Mescidi Aksa ve Kudüs, o topraklarda olmasaydı Filistin’de yaşanan İsrail zulmüne bu denli tepki göstermeyecektiniz. Bu kadar konuşmayacaktınız. Halepçe’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Yemen’de olduğu gibi susacaktınız yine ve umursamayacaktınız oradaki acıyı.

Evet, ne yazık ki acıyı yaşanan coğrafyaya ve yaşayan insanlara göre değerlendiriyorsunuz.

Bu yüzden diyorum ki sizin gibi Türk’ü, Fars’ı, Arap’ı, Kürt’ü ne yapsın Kudüs?

Zira siz, anca birbirinizi yemeyi ve birbirinizin acısına sırt dönmeyi bilirsiniz!

Kendi içinizde zulmedilen Filistinleri görmezden gelip zalimlerinizden Kudüs’ün fethini istersiniz!

Ama vallahi yanılıyorsunuz!

Kudüs, kendi halkına zulmeden zalimlerin değil; adaletle hükmeden Yoluna düşen Ömerlerindir.

Kudüs, güç zehri ile zehirlenen, eli kanlı, gönlü paslı, acımasız diktatörlerin değil; adıyla inleyen, Kudüssüz gülmeyen merhamet sahibi Selahaddinlerindir.

Kudüs, dili ayrı kalbi ayrı ikiyüzlülerin değil; adalet ve merhamet sahibi kutsi gönüllerindir

İçimizdeki Filistinlere zulmetmeyi bırakıp birbirimize adalet ve merhametle yaklaştığımız gün Kudüs de Filistin de bu zulümden kurtulacaktır.

Kudüs’ü ağlatanlar; sizsiniz, biziz, hepimiziz!

Kudüs’ü ağlatanlar, onu güldürebilir mi?

Kudüs’ü ağlatanlar Müslümanları aldatanlardır.

Birbirimizi ağlattıkça, birbirimizi aldattıkça Kudüs, hep ağlayacaktır.

Ağlatmayalım, aldatmayalım ki birbirimizi Kudüs de tüm insanlık da gülsün!

Ve şunu asla unutmayalım!

Mazlumluğumuz, zalimliğimizdendir.

Acizliğimiz, güçsüzlüğümüzden değil, bölünmüşlüğümüzdendir.

Yenilgimiz, bizi biz yapan değerlerden kopmamızdandır.

Gerçek manada kardeş olamamamızdandır.

Haydi, gelin! Birbirini seven ve incitmeyen gerçek kardeşler olalım.

Yıkılan gönül Kudüslerimizi yeniden inşa edip gülen Kudüslere “Merhaba” diyelim.

İbrahim ALTUN

3 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Kudüs’ün gözyaşları (1)

HIZLI YORUM YAP

3 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.