Kudüs’ün Gözyaşları (3) - The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

27 Temmuz 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kudüs’ün Gözyaşları (3)

Ve Kudüs Şehri… Gökte yapılıp yere indirilen şehir. Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri Altında bir krater saklayan şehir Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi. …

Ve Kudüs Şehri…
Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri
Altında bir krater saklayan şehir
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.

Ve Kudüs şehri…
Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik gövdelerin, acımasız yüreklerin,

Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların

Kurşundan çiçeklerin şehri

Gülle kusuyor ana rahmi

(Alınyazısı Saati – Sezai KARAKOÇ)

Şairin dediği gibi dün gökte yapılıp yere indirilen barışın şehriydi Kudüs, bugün ise acımasız yüreklerin nefret saçtığı, kurşundan çiçeklerin açtığı, ölümün zulümle kol kola dolaştığı, her karış toprağının her bir taşıyla ağlaştığı koca bir yangın yeridir Kudüs!

Ey Kudüs’ü yangın yerine çeviren zalimler!

Söyler misiniz ne zaman uslanacaksınız ve bu kirli savaşınızın bir çıkmaz sokak olduğunu ne zaman anlayacaksınız? Sahi bunu anlamanız için daha kaç canın yanması yahut daha ne kadar kanın akması lazım?

Ey Hz. israil’in (Hz Yakup’un) oğulları olan Yahudiler!

Ey Hz. Muhammed’in ümmeti olan Müslümanlar!

Ey Hz. isa’nın çocukları olan Hristiyanlar!

Bilesiniz ki Tevrat’ta da Kuran’da da İncil’de de haksız yere birinin canını almak, bir mazlumun kanını akıtmak açıkça yasaklanmıştır. Şöyle ki;

10 emrinden birisi ÖLDÜRMEYECEKSİN” olan Tevrat, ‘Her ne olursa olsun, insan kanı dökmenin ‘Tanrı’sal imgeyi küçültmek’ anlamına geldiğini söyler.

“Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin” (Matta,5:38), “Düşmanlarınızı bile seviniz” (Dağ Vaazı) kaidelerini içinde barındıran İncil’de de savaşta dahi cana kıymanın kötülüğünden bahsedilmiştir.

Yine Kuran-ı Kerimde yüce yaratıcı, “Kim, bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır” (Maide-32) diyerek, haksız yere bir can almanın ne denli büyük bir suç olduğunu ve bir insanı yaşatmanın ise ne denli yüce bir olgunluk olduğunu açıkça bildirmiştir.

Görüyorsunuz ki birbirinizi öldürmek kendi dinlerinizde de açıkça yasaklanmış ve suçların en büyüklerinden sayılmıştır. Hal böyleyken kendi içinizde büyüttüğünüz kininize din demekten de, bu kin uğruna birbirinizin canına kıymaktan da vazgeçin artık!

Yine bilesiniz ki Kudüs, hepinizindir. “Kudüs, benimdir ve sadece benim olmalıdır” demekten de vazgeçin!

Zira Kudüs yekpare olarak hiç kimsenin değildir ve asla olmayacaktır ve olmamalıdır da.

Söyler misiniz bu yangını söndürmenin sizce de zamanı gelmedi mi?

Birbirinize yumruklar sıkarak, lanetler okuyarak, hakaretler savurarak, birbirinizin kutsalına saldırarak ve birbirinizin canını alarak bu yangını asla söndüremezsiniz.

 Artık el ele vererek bu yangını söndürmek ve Kudüs’ün durmak bilmeyen bu kanlı gözyaşlarını silmek gerek!

Peki, nasıl silinecek Kudüs’ün gözyaşları?

Trump efendinin sözde Ortadoğu Barış Planı’yla mı?

Kesinlikle hayır!

Batı’nın ikircikli kirli politikalarıyla mı?

Hayır!

Başta İran olmak üzere bazı İslam devletlerinin İsrail’i yok etme anlayışlarıyla mı?

Hayır!

Siyonizm’in Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçirilme rüyasıyla mı?

Kesinlikle hayır!

Kudüs’ün gözyaşlarını silecek mendil, tarihin hafızasında saklıdır.

O mendil, Medine Vatandaşlık Sözleşmesi’nin ta kendisidir. Zira bu sözleşme, Müslüman, Yahudi, Hristiyan ve Müşrik toplumların birlikte altına imza attıkları ilk metindir.  

Peki, nedir bu Medine Vatandaşlık Sözleşmesi?

İslam peygamberi Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinden sonra ve Bedir Gazvesi’nden önce düzenlendiği, sekiz ayrı belgenin birleştirilmesinden meydana gelen Medine sözleşmesi, dünya tarihinde çok önemli bir yere sahiptir.

Dil, din, ırk eşitliğini getiren bu antlaşma; Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Müşrikler için çok ama çok önemli bir adımdır.

Medine’de yaşayan her topluluk için önem taşıyan bir sözleşmede, Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Müşrikler arasında eşitlik kabul edilmesi amaçlanmıştır.

Bu sözleşmeye göre;

Medine’de yaşayan herkesin din, dil, ırk ayrımı yapılmadan canı ve malı kutsal sayılacak ve koruma altına alınacak,

Hiç kimsenin diğer bir kimseden üstünlüğü olmayacak ve hiç kimseye ayrıcalıklı davranılmayacak.

Müslümanlar elde ettiği gelirleri artık sadece kendi aralarında değil bütün Medine’de yaşayanlar ile paylaşacak.

Ortak vatan olan Medine’ye bir saldırı olursa saldırı nereden ve kimden gelirse gelsin birlikte şehir, topyekûn savunulacak

Sözleşmeye ihanet eden her kim olursa Medine’den kovulacak ve tüm hakları elinden alınacaktır.

Bu anlaşmanın en önemli özelliği din, dil, ırk fark etmeksizin bütün herkesin eşit olarak kabul edilmesi ve herkesin kendi ibadetini özgür bir şekilde yapabilmesinin sağlanmasıydı.

Bu sözleşmeyle Medine şehrinin sınırları da belirlenmiş, Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanların burada yaşayan gayrimüslimler ile birlikte kardeşçe ve huzur içinde yaşayabilmesi amaçlanmıştır.

Yani farklılıkların ayrılıklara, kargaşaya veya herhangi bir kanlı savaşa sebebiyet vermesine engel olunmuş bununla beraber hoşgörü ve saygıya dayalı ortak yaşama kültürünü benimsemiş bir toplum oluşturulmuştur. Hem de insan haklarının ne olduğunun bile bilinmediği karanlık bir dönemde Bu sözleşmeyle İslam peygamberi Hz. Muhammed “Ortak vatan tabanında ortak yaşam” ilkesini her kesime benimsetmiştir.

Bunun bir benzeri tarihte daha önce görülmediği gibi asırlar sonra doğan ve ortak yaşam kültürünü oluşturmaya çalışan çağımızdaki demokratik toplumlara da binlerce yıl öncesinden örnek olmuştur.

Ama asıl acı olan şey şu ki;

Hz Muhammed’in tuvalete nasıl gittiğini merak eden ve tuvalete onun gittiği gibi gitmeye çalışan Müslümanların, peygamberinin farklılıklara gösterdiği saygı ve hoş görüyü onun tuvaleti kadar merak etmemiş olmalarıdır. Ortak yaşama kültürünü benimseyen bir peygambere inandığını söyleyen Müslümanların neredeyse her toprak parçasında birbirlerini öldürmeleri birbirlerine ırksal yahut mezhepsel nedenlerle tahammül edememiş olmaları ne büyük bir tezatlık ve ne denli büyük bir ahmaklıktır.

Tam bu noktada İrlandalı ünlü sosyalist düşünür George Bernard Shaw’ın tarihe not düşen şu muazzam sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum.

“İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak nerdeyse çözülmez hal aldığı günümüzde Hz. Muhammed’e her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer O aramızda olsaydı bütün bunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı ile çözerdi.”

Evet, bugün bir kez daha görüyoruz ki insanlık, kördüğüme dönmüş problemlerin enkazı altındadır.  Bu enkazı kaldırmanın yegâne yolu, ortak akıl ve ortak vicdandır.

Kudüs’ün gözyaşlarını da insanlığın gözyaşlarını da silecek mendil, pek uzakta değil aslında. Tarihin hafızasında duran Medine Vatandaşlık Sözleşmesi’nin ruhunda saklıdır.

Haydi, gelin ey Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar!

Kudüs’ü insanlığın ortak vatanı yapalım. Ortak vatan paydasında herkesi ortak yaşam kültüründe buluşturalım.

Kudüs’ü; Müslümanların Kudüs’ü, Yahudilerin Kudüs’ü, Hristiyanların Kudüs’ü olmaktan kurtaralım ve İnsanlığın Kudüs’ü yapalım. Böylelikle Kudüs’ü de insanlığı da barışa ve huzura kavuşturalım.

Gelin hep beraber Kudüs İnsanlık Sözleşmesine imza atalım.

Kudüs İnsanlık Sözleşmesi kapsamında şunlar yapılmalıdır.

Kudüs’ün, yekpare olarak hiç kimsenin olmadığı, tüm insanlığın ortak yurdu olduğu kabul edilmeli ve Birleşmiş Milletlerin garantörlüğünde Kudüs’e özel bir statü tanınmalıdır.

Kudüs’te, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan ortak bir yönetim sistemi kurulmalıdır.

Kudüs, uçuşa yasak bölge olarak ilan edilmeli ve her türlü şiddetten emin hale getirilmelidir.

Üç semavi dinin kutsal mekânları koruma altına alınmalı ve bütün inanç mensuplarının kendi ibadetlerini özgürce yapabilmeleri sağlanmalıdır.

Bunun yanında;

Kudüs dışında kalan topraklarda yine birleşmiş milletler garantörlüğünde iki devletli çözümün yolları aranmalı ve İsrail ile Filistin arasında karşılıklı menfaate dayalı kalıcı bir barış muhakkak sağlanmalıdır.

Eğer gerçekten Kudüs’te bir barış isteniyorsa kalıcı barışın yegâne şartı yukarıda saydıklarımdır. Ben herkesten farklı olarak Kudüs İnsanlık Sözleşmesi’ni öneriyorum ve bu önerimi tarihe not düşüyorum. Aksi halde bu coğrafyaya kıyamete kadar barışın gelmesi mümkün değildir.

Unutmayalım ki Kudüs, tarih boyunca sayısız kere el değiştirdi. Kim güçlüyse Kudüs’e hâkim olan o oldu. Güçsüz düşen taraf Kudüs’ten oldu ve kovuldu. Artık Kudüs, sadece güçlü olanın değil onu seven herkesin olsun ve sonu gelmez savaşlardan artık yorulan Kudüs, adı gibi barışın yurdu olsun.

Barış dolu günler görmemiz dileğiyle…

Yaşasın insanlığın kardeşliği!

İbrahim ALTUN

0 1 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Çember daralıyor!

HIZLI YORUM YAP

0 1 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.