"Selamlar!" diye başlayalım söze… - The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

25 Ocak 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 12:13
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

“Selamlar!” diye başlayalım söze…

Hiçbirimizin kendi hayatına yakıştıramadıklarına şahit olmak insanın ruhunda nasıl bir yara açıyor bilemezsiniz. Tüm bunlara rağmen, o insanların tükenmiş gözlerinde bir umut ışığı görmek ve o ışığın ‘sen’ olduğunu bilmek, ‘Türk’ denince yüzlerin güldüğünü görmek tarifi olmaz bir duyguydu benim için.

Ben Sinan Akyüz, ilk yazımla The Anatolia Post’ta karşınızdayım.

Bana bu fırsatı sunan The Anatolia Post yönetimine teşekkürü bir borç bilirim.

Peki ben kimim?

Yıllarını gazeteciliğe adamış, Babıali’nin mutfağında, foto muhabirlikten yorumculuğa, spordan, siyasi düşüncenin derinliklerine uzanan uzun ve dikenli bir yolun yolcusuyum.

Gazeteci kimliğinin dışında Anadolu muhafazakarlığının ve Ehl-i Sünnet’in kaynaklarından sayılan, insan-Yaratan ilişkisini sıcak tutmayı kendine şiar edinen, tüm neferleriyle iman kurtarma gayretinde çırpınan cemaatlerimizden, İsmail Ağa cemaatinin bir müntesibiyim. Hayatımı “Rızık Allah’tandır” diyerek, ekmek gayretiyle az, dava gayretiyle çokça, meşgul etmeye çalıştım. Derneklerimiz vasıtasıyla Anadolu’dan Suriye’ye, Afrika’dan Asya’nın mazlumlarına uzanan ellerin yanında olmaya çalıştım.

Bütün bu coğrafyalarda çok şeye şahit oldum, dinledim ve öğrendim. Mazlumun milleti olmadığını öğrendim. Zalimin, kendi obez evlatlarını doyurmak için el kadar çocukların kursağındaki lokmaya nasıl göz diktiğini öğrendim. Emperyalist zulmün zerre vicdanı olmadığını öğrendim. Kolu kanadı kırılmış kitlelerin kendi satılmış yöneticilerinden çoktan vazgeçtiğini de öğrendim.

Hiçbirimizin kendi hayatına yakıştıramadıklarına şahit olmak insanın ruhunda nasıl bir yara açıyor bilemezsiniz. Tüm bunlara rağmen, o insanların tükenmiş gözlerinde bir umut ışığı görmek ve o ışığın ‘sen’ olduğunu bilmek, ‘Türk’ denince yüzlerin güldüğünü görmek tarifi olmaz bir duyguydu benim için. Niçin yaratıldığımızı yeniden hatırlatan, sorumluluğumuzu, Türk olmanın, İslam olmanın güzel yükünü neden taşıdığımızı zihnime çivi gibi çakan bir duygu. Peki biz bu yükü ne ara unuttuk da bu insanların yüzlerindeki çiçekler solana kadar buralara gelmedik; nasıl hafızamız silindi? Bizi biz yapan şeylere nasıl yabancılaştık? Cevabını bildiğimiz bir soruyu kendimize bile sormaktan korktuğumuz yıllara gitmeliydik; hafızamızı çok zorlamaya gerek yok.

Şundan çeyrek asır öncesinde inancı ile geleceği arasında seçim yapmaya zorlanan gençliğimiz hala hatıralarda. Kendi yurdunda sürgün olanların ülkesiydi ülkemiz. Hissettiğin kimlik suçtu. Sistem, senin kimliğini kendine tehdit görürdü. Müslüman olmak, eyleme geçiremeyeceğin bir sıfattı. İnsanlara kalp temizliğinin (ne demekse) namazdan yeğ olduğunun öğretildiği zamanlar. Vatan savunması için yemin eden oğlunu, tesettürü yüzünden askeriyeye alınmayıp tel örgülerin arkasından izleyen annelerin; “Ben Müslümanım, inancım bana örtün diyor!” diyen genç kızların okullara sokulmadığı yıllar.

Bırakın Kürtçe konuşmayı, Kürt olmanın dahi yasak olduğu yıllar.

Dünyada müesses nizam kuranlar, kendi kanımla kurduğum vatanımda bana karşı bir nizam kurmuş, halkımı fakirliğe mahkum etmiş, terörle yıllarını heba etmiş, özgüvenini yok etmişti.

Lakin hesap edemedikleri şey, genlerinde dünyaya nizam vermiş atalarının mirasını taşıyan bu milletin destansı direnişi oldu. Yasaklı yıllarda evlatlarına mum ışığında Kur’an-ı Kerim okumayı öğreten millet onların biçtiğin role bürünmedi, kabına sığmadı. Siyaseten arayışlara girdi, denedi, olmadı; tekrar denedi, evlatlarını yetiştirdi, değerlerini muhafaza etti, darbe yedi, tekrar ayağa kalktı, arayışına devam etti.

Ve sonunda kendi içinden öyle bir adam çıkardı ki, geldiği yeri bilen, milletinin derdini dinleyen, mazlumun derdiyle dertlenen, güçlü duruşuyla sözünü sakınmayan bir adam. Özgüveniyle milletine örnek oldu, kader sanılan sefaletin içinden milletini çekip çıkardı. Her gün halkıyla konuştu, konuştuklarını yaptı, yaptıkça insanlar dalga dalga arkasında safını aldı. Sadece kendi halkı değil, tüm dünyanın ezilenleri arkasında safını aldı. Umut oldu, gücünü halktan aldı, halka kendi gücünü hatırlattı. Gücünü geri kazanan ülkemin Müslümanları gözünü dünyaya dikti. Lider büyüdü kabına sığmadı ve dünyaya ‘bizim bir iddiamız ve davamız var’ dedi. Dünyadaki eşitsizliği dünyanın gözlerinin içine baka baka söyledi.

“ONE MINUTE” dedi, “DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR” dedi, “Artık biz de varız” dedi. İyi ki dedi. Biz de ona “Reis” dedik. Nizamın tekerine çomak sokan adam rahatsızlık yarattı. Karşılarında çelik bir irade, siyasi bir zeka vardı. Tehdit ettiler, içerdeki yerleşiklerini harekete geçirdiler, siyasi kimliğine saldırdılar, yalnızlaştırmaya çalıştılar, sonunda darbe bile yaptılar ancak liderinin arkasındaki Anadolu insanı dimdik durdu. Canını feda etti, ama Reisini bu çakallara yedirmedi, hatırladığı gücünü tüm dünyaya hatırlattı, davasına sahip çıktı. İşte, bizim davamız bu dava! Dünyayı değiştirmeye namzet bir dava. Allah’ın nizamı ile dünyaya eşitlik vadeden bir dava.

Dünya değişime zorlanıyor. Davası olanlara bedel ödetilmeye çalışılıyor. Ülkemin dik duruşunu eğmeye çalışanlar ekonomimize saldırıyor. Varlıklarını kendilerine borçlu olan siyasiler vasıtasıyla ülkemde kaos çıkarmaya çalışıyor. Siyaseten böldükleri gençliği ahlaki dejenerasyona uğratarak bizi içerde zayıflatmaya çalışıyor.

Ama yapamayacaklar, başaramayacaklar!

Sözün özü değerli okur, biz dava arkadaşlarımla bu meseleye karşı söz, fikir ve söylem üretmek üzere Twitter’da bir araya geldik. En eski ve en bilinen sohbet odamızı kurduk. Kah bizden bir siyasetçiyi ağırladık kah bir sanatçıyı kah bir akademisyeni. Odamızı, siyasetçilerin halkla yeni temas noktası haline getirdik. Sabahlara kadar siyaset konuştuk, şiirler okuduk, duygulandık, sevindik, ama hep birlik olduk.

Arkadaşlarımın sözüyle; Twitter’da her akşam “SİNAN AKYÜZ’LE MİKROFONDAYIZ!”.  @SinanAkyuz73 adresinde her gece birlikteyiz. Aydınlanmak, aydınlatmak için, söyleyeceklerini dile getirmek için gel, biz seni dinleriz.

NAÇİZANE, SÖYLEYECEK SÖZÜNÜZ VARSA BEKLERİZ.

Sinan Akyüz

15 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (2)

Sıradaki haber:

Gazeteci-yazar Sinan Akyüz, her hafta “Mikrofondayız” köşesiyle bir konu ve konuğunu ağırlayacak.

HIZLI YORUM YAP

15 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort