Mehtap Toygun Aktüre, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

bettilt giriş

01 Ekim 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

ataşehir escort
a İkindi Vakti 16:09
İstanbul 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Mehtap Toygun Aktüre

Mehtap Toygun Aktüre

29 Ağustos 2022 Pazartesi

“AŞK” denince…

“AŞK” denince…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 “AŞK” denince çoğumuzun, özellikle de annelerin (burada biraz pozitif ayrımcılık yapmam gerekiyor) aklına çocukları geliyor desem hemfikir oluruz zannımca.

Bu öyle bir aşktır ki, hiçbir karşılık beklemeksizin sever,

giymez giydirir,

yemez yedirir,

korur kollarız bütün kötülüklerden…

Kaç yaşına gelirlerse gelsinler, hep çocukturlar gözümüzde.

Ama aynı zamanda büyümeleri için de sabırsızlanan yine bizlerizdir…

Sorumluluk bilincini aşılamak için daha küçücük yaşlarında yapabilecekleri işler vermemizi önerir psikologlar. Gel görelim çoğumuz kıyamaz; “ama daha çok küçük, biraz daha büyüsün” der, büyüdüğünde de alışkanlık kazanamayan çocuktan şikayetçi olan yine bizler oluruz…

Zaman zaman kızıp; “büyüdün artık, her şeyi bana sorma, araştır, oku, kendin karar ver” der, kendi kararlarını alan çocuklarımıza da, müdahale edip; tecrübeden, yaştan, yanlıştan bahsederiz…

Ah biz ebeveynler!

Anlamakta zorlanıyoruz sanırım onların artık inisiyatif alabilecek, kendi kararlarını verebilecek birer yetişkin olduklarını…

-bize göre- yanlış, -bize göre- eksik, hatalı kusurlu anlamsız düşüncelerine bile aslında varoluşsal anlamda saygı duymak zorundayız.

Çocuklara iyi ve kötü ile ilgili ahlaki düşünme becerisini zaten çok küçük yaşlarında aşılamıyor muyuz?

Onlarda bulduğumuz yanlışlarda aslında kendimizi görmüş olduğumuzu düşünebilir miyiz?

Rahatsız olduğumuz durumun daha fazlası bizde olabilir mi?

Biraz düşünelim mi, ne dersiniz?

Elbette ki fikirlerimizi söylemeli, -bize göre- doğruya yönlendirmeliyiz ama, yaşamlarını idame edecekleri, tercih ettikleri her konu/kararda, onlara motivasyon ve ilham kaynağı olmamız çocuklarımıza güç verecek ve başarı kalitesini arttıracaktır…

Bir başka açıdan ise; bakabiliyorsan gör, görebiliyorsan fark et, öğretisini aşılamaya çalışıp bazen de içlerindeki ışıltıya kulak kesilmelerini fark ettirir isek, kim bilir; belki de kubbede hoş bir seda bırakabilirler…

Aslında hayatımızın her bölümünde bir şeylere şartlandırılıyoruz. Okula git, iyi bir yer kazan, kaliteli bir üniversite ve prestijli bir iş…

“Güzel ve sağlam köklü” meslekler

Ânı yaşamak yerine bize dayatılan sisteme boyun eğiyoruz.

– Gelenek

– Onur

– Disiplin

– Mükemmellik

Peki ya çocukların isteklerini ve hayallerini düşünüyor muyuz?

Çocuklar, aileleri ve bazen de öğretmenleri aracılığıyla istekleri dışında bir kalıba sokuluyorlar ve istemedikleri bir hayata zorlanıyorlar.

Sonra belki başarılı, ancak mutsuz insanlar oluyor.

“Carpe diem” diye fısıldadı Bay Keating.

N.H.Kleinbaum’un “Ölü Ozanlar Derneği” kitabına konu olan, yeni İngiliz edebiyat hocası Bay Keating.

Zamanın Welton Akademisi dönem birincisi, rüştünü ispatlamış, idealist bir öğretmenin

öğrencilerine farkındalık yaratmak için söylediği manidar söz…

“Carpe diem”

“Anı yaşayın hayatlarınızı olağanüstü kılın “

Sanırım birçok kişi bunu sadece bugün yaşayıp yarını hiç düşünmeden amaçsız yaşamak olarak anlıyor ama benim anladığım bu değil.

Bana göre; anı yaşamak, ne istediğini bilip bunun için sınırları zorlamak, sana dayatılan mükemmeliyetçiliği kenara itip sevdiğin, çok istediğin şeyi yaparak mükemmel olmaktır…

Tıpkı Tolstoy’un dediği gibi “bir yabancı şehre gelir ve bu güzel hikaye böyle başlar.”

Sanırım hayatta en büyük şans, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır…

Sağlam bir irade, belirlenmiş bir hedef, yenilmez bir azim, her şeyi başarabilir.

Sonra İnanarak, güvenerek, sabrederek sonucu beklemek…

Yağan yağmur bile anında yeşertmiyor ki toprağı. Bir-iki hafta sonra yeşermeye başlıyor, değil mi.

Hayatımızın aşkı çocuklarımızı bir kalıba sokmak yerine onların olmak istedikleri şeyleri fark etmelerini sağlasak daha güzel, daha verimli, daha mutlu, sevgi dolu olurlar düşüncesindeyim.

Küçük, büyük hepimizin yaşama, kendini tanımlama, kanıtlama ve değerli kılma hakkı vardır.

İster özel hayatımız, ister akademik kariyer, hayatımızın hangi alanında olursa olsun, özgün, özgür, mutlu ve başarılı olmak için kalıplaşmış yüz yıllık gelenek müktesebata ihtiyacımız yoktur aslında.

İhtiyacımız olan sadece İrade, hırs ve zekadır!

Bazen hayatı biraz da akışına bırakmak mı gerekir acaba?

Yol almak için koşmak değil, durmak da gerekir ya bazen…

Durmak, dinlenmek, düşünmek…

Sonuçta bir gün gelecek ve;

“Ben bu hayattan aldım payımı gidiyorum” şarkısını söyleyeceğiz.

“Öyleyse gidenin de, kalanın da gönlü hoş olsun” der, Serseri filminde Sadri Alışık.

Ruhu şâd olsun.

O hâlde soruyorum sizlere:

Şu hayat koşturmacasında, sizin ardınızda bırakacağınız mısra ne olacak sevgili okur?

Mehtap Toygun Aktüre/İsviçre

Devamını Oku

Bir insana ceza olarak kibri yeter!

Bir insana ceza olarak kibri yeter!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Büyük bir umut ve heyecanla başlayan gezi’nin hazin sonu.

Geçtiğimiz günlerde Karadeniz gezisine çıkan Ekrem İmamoğlu beraberinde götürdüğü kişilerden dolayı eleştirilere maruz kalıp, tartışma konusu oldu.

İktidar tarafının çayını yudumlarken takip ettiği tepkilerden bazıları ciddi anlamda önemli aslında…

Ekrem İmamoğlu’nu canhıraş savunan birçok sanatçı, gazeteci, siyasetçilerden bazıları tepkilerini şöyle dile getirdi:

– Biz o otobüsten indik artık!

– Fragman fena değildi, filmin geri kalanı çok kötü çıktı… Kapattık, bitti!

– Rezillik pespayelik!

– Sinek küçüktür ama mide bulandırır.

– Ben Bu Otobüsten inerim Arkadaş!

Özellikle kendisini destekleyenlerin eleştirdiği konuda cevap veren İmamoğlu’nun parmak sallayıp sert bir çıkış yaparak:

   “Vız gelir tırıs gider.”

    “Akıllı olun.”

Demesi; kızmış seçmenini daha da kızdırdı..

Olmadı İmamoğlu!

Yakışmadı bu üslup.

Büyük bir heyecanla sana umut bağlayan seçmenine çok ayıp ettin.

Düne kadar adının altını çizenler, bugün üstünü çizmiş gibi görünüyor.

Haksızlar mı? Elbette ki haklılar…

Sanırım verimsiz toprak olarak gördükleri Ekrem İmamoğlu için “savaşmanın” da bir mânası olmadığı düşüncesindeler…

Sevilmenin verdiği özgüven, bir insanı şımartmış ise; artık başka bir düşmana ihtiyacı kalmamıştır.

Aslında görülen köy kılavuz istemiyor du da, neyse…

Bu gezinin bir de CHP merkezi var tabii..

Acaba merkez bu mitingvari geziyi onaylıyor muydu?

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi için aday olduğunu bu gezi ile lanse eden İmamoğlu, CHP Genel Merkezinde kazanları kaynatıyor..

Bir tarafta Cumhurbaşkanı adayı olmak için canhıraş çalışan K.Kılıçdaroğlu, diğer tarafta “benim adayım Genel Başkan Kılıçdaroğlu.” diyen, fakat şimdiden ülkeyi dolaşmaya başlayarak kendi adaylığı için nabız tutan E.İmamoğlu.

Bu yarışı kim kazanır şimdiden bilinmez ama, CHP’ye geçmişten bugüne baktığımızda kendi içlerinde hep bir koltuk savaşı olduğu aşikar…

Kemal Kılıçdaroğlu – Deniz Baykal

Kemal Kılıçdaroğlu – Muharrem İnce

Kemal Kılıçdaroğlu – Ekrem İmamoğlu

Bunlar tabii ki birkaçı…

Ama hepsinde de Kılıçdaroğlu olması tesadüf müdür? Bilinmez.

Gelen sert tepkilerden dolayı Ekrem İmamoğlu sadece “vız gelir tırıs gider” sözü için lütfen bir özür diledi ama, öfkeli seçmeninde ne kadar karşılık bulur bilemiyorum.

Görülen o ki, bu Karadeniz gezisi İstanbul Belediye Başkanı’nın başını daha çok ağrıtacak…

“Her şey çok güzel olacak.” deyip, İmamoğlu’na ümit bağlayanlara sözüm; bugünler yarınların teminatı değil mi?

Dil zihnimizin aynasıdır.

 “İnsan sözcüklerden oluşur, sözcükler de insandan” diye boşuna denmemiş…

Fransız düşünür: “Üslup, insanın tâ kendisidir” sözünü bizim Ziya Paşa’nın:

  “Üslubu beyan, ayniyle insan” olarak ifade etmesi, Mevlana’nın

 “Testinin içinde ne varsa, dışarıya o sızar” tespiti aynı gerçeğin ifadeleridir…

Oysa ne güzeldir tevazu..

Ne güzeldir insanın kendi yerini bilmesi…

Devamını Oku

Adı gurbet

Adı gurbet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uzaklık, ayrılık, özlem, sitem, hasret…

Biz sevdiklerimizin gurbeti, onlar bizim hasretimiz…

Uzaklarda bir yerde isen;

Bir yanık türkü duysan sıla gelir aklına.

Buruk bir acı kemirir içini. Oturur gözlerine yaş, yüreğine sızı…

Dalar gidersin uzaklara, kimseler duymaz sizi…

Anlarsınız ki; hasret düğümlenmiş yüreğinize ilmek ilmek…

Ne arkamızda bıraktıklarımızı unuturuz, ne de gitmekten vazgeçeriz…

Mukadderat! Der, susarız…

Hem ağlar, hem gider derler ya! İşte öyle bir şey…

Hamurumuzda var bizim gurbetlik..

Atalarımız, dedelerimiz az mı dolaşmış diyar diyar…

işlenmiş genlerimize..

Kimin yakını yok ki uzaklarda…

Herkes bir yerlerde gurbette aslında…

Toprağım diye hitap ederler ya bazen. Vatanından uzakta olan herkes derinden etkilenir duyunca. Hem mütebessim olursun, hem hüzün kaplar içini..

Uzaklık, ayrılık, özlem, sitem, hasret…

Adı GURBET

Şimdilerde neyse ki teknolojinin ilerlemesi ile görüntülü aramalar var.. Sarılamasan da, dokunamasan da sevdiklerine, olsun. Hasret yaramıza nispeten merhem oluyor..

Eskiden sadece telefonla konuşuyorduk, ya da konuşamıyorduk.. Telefonun bir ucunda ben, diğer ucunda annem, babam… Alo deyince bir sessizlik olurdu birkaç saniye, konuşamazdık.. kelimeler düğümlenirdi boğazımıza…

Önce bir güzel ağlaşır, sonra teselli ederdik birbirimizi; iyiyim, rahatım diye…

Bir de bayramlar var; büyüklerimizin evinde herkesin toplandığı, barıştığı, kucaklaşıp kutladığı..

biz gurbettekilerin  bayramlarda ne ağzının tadı olur, ne de bayramın..

Ama yine de yaşamaya, evlatlarımıza yaşatmaya çalışıyoruz değerlerimizi, hem-hâl olduklarımızla bir-hâl olmadan…

Terennüm edersin sessizce; gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde, herkes bana yabancı, hepsi başka biçimde.

Allah rahmet eylesin Yıldırım Gürses ne güzel tercüman olmuş hislerimize…

Kulağı telefonda, eli yüreğinde yaşar gurbetçiler..

Çalan her telefonda korku dolar içimize.. Her an kötü bir haber gelecekmiş gibi…

Çünkü hep hasret kalmışızdır kaybettiklerimize…

Gördüğün, tanıdığın her Türk, hemşehrindir, kardeşindir gurbette.. Bilindik bir sıcaklık, yakınlık hissedersin bakışlarında

Konuşmasan da…

O kadar yabancının içinde yalnızlığınızı unutuverirsiniz bir an..

Yürekten yüreğe köprü kurarsınız özleminizi hasretinizi azaltmak için…

Gurbeti tatmışsanız eğer, Yavuz Bülent Bakiler’in şu mısralarını iliklerinize kadar hissedersiniz…

Bizim türkümüzde gurbet var artık…

Hasret var,  yürek var,  toprak var balam.

Dilde, dinde, aşta, düşte…

İşte böyle yaşarsın gurbeti her şey de…

Uzaklık, ayrılık, özlem, sitem, hasret…

Adı GURBET

Bazen duyuyoruz; çıkın gelin o zaman! Diyenleri.

Şimdi sözüm onlara.

Ah be güzel kardeşim!

Kolay mı sanıyorsun dönmeyi Kolay mı sanıyorsun yıllardır kurduğun düzeni bozmayı

Ömrümüzün çoğu ana, baba, bacı, kardeş, sevdiklerimize hasret geçiyor zaten, bundan sonra da evlat, torun hasreti ile mi geçsin…

Sılada gurbetçi, dışarıda yabancı. Kim ister ki iki kimlik arasında kalmayı

Kim istemez ki vatanında yaşamayı ve ölmeyi!

Dedim ya; mukadderat…

Ekmeğini yediğim ülkeye vefasızlık etmem…

Müşteki olamam..

Lâkin; ille de vatan, ille de vatan…

Hâsılı kelâm, zordur gurbet.

Ağırdır yükü.

Bilmeyen ne bilesi…

Biz garip yolcu, bekleyenler hancı…

Vuslat mı

Bahtımızda sabır saklı…

Sağ salim kavuşmak dileği ile…

Mehtap Toygun Aktüre

Devamını Oku

Zelenski Putin’e zeytin dalı mı uzatıyor?

Zelenski Putin’e zeytin dalı mı uzatıyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ateşkes ve Rus askerlerinin çekilmesi karşılığında NATO üyeliğinden vazgeçebileceğini, hatta Kırım ve Donbas’ın statüsünü tartışmaya da hazır olduklarını söyledi.

Aynı zamanda Birleşmiş Milletler “Ukrayna’nın Nato’ya girmesi söz konusu değil” diye açıklama yaptı.

Yavaş yavaş umudunu yitirdiği için olsa gerek, Putin’e yaklaştığı görülen Ukrayna Devlet Başkanı önce cesaretlendirilip Rusya’nın önüne atıldı, sonra yalnız bırakıldı.

Her ne kadar ABD ve Nato arkasında gibi dursa da, Rusya’ya her bakımdan zarar verebilecek yaptırımlar uygulansa da, Ukrayna umduğu desteği bulamadı.

Savaşta sona mı geliniyor, sonun başlangıcı mı? bilemiyorum ama akıllara birçok soru getirdiği kesin…

Madem öyle bu savaş neden başladı?

Neden en başta Putin’e bu güvence verilmedi, Putin’in endişesi giderilmedi?

Ukrayna lideri bir taraftan yardım çağrıları yaparken diğer taraftan Rusya’ya yeşil ışık yakıyor fakat; ABD Başkanı Joe Biden ısrarla Rusya’ya yaptırımlar konusunda kışkırtıcı tutumundan vazgeçmiyor…

Neden?

İşte kafa karışıklığı tam da burada başlıyor…

ABD savaşın bitmesini ister gibi konuşup aslında yangına körükle mi gidiyor?

Bu savaşın arka planında bir oyun mu var acaba?

Ukrayna’da savaş başlatanlar bunun küresel çapta bir krize sebep olacağını düşünmemiş olabilirler mi!?

ABD Rusya’nın gücünün önüne geçmek için, yaptırımlarla ülkenin sistemini bozmak için Ukrayna’yı feda mı etti, ya da Putin ile gizli bir anlaşma yapıp, küresel çapta kriz çıkarıp farklı emeller peşinde mi?

Yıllardır bahsedilen ve Amerika’nın da başkanlığını yapmak istediği yeni dünya düzeni için yazılmış spekülatif bir senaryo mu acaba diye düşünmeden edemiyor insan?

Putin yavaş yavaş ama emin adımlarla amacına ulaşırken, kaybeden

Ukrayna mı?

Nato mu?

ABD mi?

Ya da bir stratejinin ilk adımları mı?

Bekleyip görmek lazım…

Ukraynalı masum sivillerin halini zaten biliyoruz…

Dünya bu savaşı takip edip konuşurken, masum bir halkın nasıl perperişan olduğunu üzüntü ile izlerken, atılan bombalar, yıkılan yanan evler, korku ve panikle ölümden kaçmaya çalışan insanların görüntüleri Irak ve Lübnan’daki dış istilalarda Libya, Yemen ve Suriye’deki iç savaşlar da benzer sahnelere tanık olan Arap halklarını da etkiledi…

Uluslararası hukukun ilkelerine ve BM Sözleşmesine saygı gösterilmesinin öneminin vurgulandığı açıklamada, Arap Birliğinin “gerginliğin azaltılması, istikrarın yeniden sağlanması ve hayatın normal akışının yeniden başlamasına yönelik tüm girişimleri destekleyeceği” ifade edildi.

Bu süreçte Türkiye’nin rolü, müzakere ve barış için gösterdiği çaba ve denge siyaseti uluslararası platformda takdirle karşılanıyor…

Barışçı ve uluslararası hukuk temelinde çözüm öneren Türkiye’nin ara buluculuğu her bakımdan gerçekten çok önemli ve kıymetli…

Sanırım Türkiye için de yeni başlangıçlar söz konusu olacak…

İnşallah pozitif yönde olur.

Önümüzdeki dönemde uluslararası ilişkilerde bununla ilgili gelişmeleri göreceğimizi düşünüyorum.

Bu anlamda iktidar partisine Türkiye’nin %70’inin desteği olduğunu anketler gösteriyor…

Zelenski’nin Nato’ya girme hayali uğruna ve stratejik hataları sonucunda ülkesini sürüklediği bu faciadan ve Batı’ya güvenilmemesi gerektiği konusunda umarım her ülke kendine bir ders çıkarmıştır!

Bu arada şunu da belirtmek isterim ki; Ukrayna halkının cesaretini ve ülkelerine sahip çıkmalarını saygı ve takdirle alkışlıyorum…

Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün dile getirdiği vatanı ve milleti anlatan derin ve çok önemli bir sözü var idi:

“Hattı Müdafaa Yoktur Sathı Müdafaa Vardır”

Uluslararası çapta sosyal, siyasal, ekonomik, her bakımdan krize neden olan ve dâhi; nükleer bombalardan bile bahsedilen bu yıkıcı savaş, umarım çok daha fazla sıkıntı yaratmadan uzlaşılıp çözülür…

Aksi halde yazar H.G Wells’ın dediği gibi:

“Savaşı sonlandırmazsak, o bizi sonlandıracak.”

Devamını Oku

Batı’nın ikiyüzlülüğü

Batı’nın ikiyüzlülüğü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanlık tarihi ile başlayıp medeniyetlerin yıkılmasına, devletlerin yok olmasına sebep olan savaşların nedenini ve ne zaman son bulacağını, ya da sonsuza dek mi süreceğini düşünüp durdum…

Uluslararası sistemin anarşik yapısı, egemen devletlerin kendi ulusal, siyasal, sosyolojik, ekonomik v.s çıkarları ve önceliklerini koruma hedefleri, güçlerini yarıştırma, üstünlüklerini kanıtlama çabaları ve daha birçok farklı nedenlerden dolayı insanlar feda ediliyor, insanlık ölüyor, gözyaşları dinmiyor…

Dünyada bu düzene “DUR!” diyecek tarafsız bir üst hukuk normunun olmaması

İnsanlık adına ne büyük kayıp ve ayıp!..

Rusya-Ukrayna savaşını içim acıyarak takip ediyorum.

Ukrayna halkının ve aynı zamanda orada yaşayan yabancıların günlerdir yaşadıkları /gördükleri yaralanmalar, açlık, ölümler…

Evinden, işinden, okulundan, uzaklaşma, ekonomik zorluklar, korku, kaygı, endişe, kaos ortamı eminim o insanların hafızalarından hiçbir zaman silinmeyecek, şiddetli bir travmatik, psikolojik sorunlara neden olacak…

Mazlum halkın yanında, siyasilerin karşısındayım!..

En kısa zamanda, en az zayiatla bitmesi için dua ediyorum…

Bu savaşın kazananı kim olur, bilmem.

Ama bildiğim bir şey varsa o da, savaşlarda kaybeden

İNSAN’dır,

İNSANLIK’tır!

Olup bitenleri izlerken şöyle bir soru soru geldi aklıma;

Savaşın şanslısı olur mu?

Olur… Muş…

Rusya -Ukrayna olayında görüyoruz…

Keşke tüm savaşlar olmaz olsaydı…

Bir taraf için  “SAVAŞA HAYIR” naraları ile tek ses olan, seferberlik ilan edip ülkelerinin kapılarını sonuna kadar açan ülkelerin, başka bir tarafta ölen onca masum çocuk, kadın, insan için kör ve sağır olan vicdan(sız)ların riyakârlığı yüzümüze bir tokat gibi çarptı…

Ukrayna halkına gösterilen hassasiyetin binde biri, ne acıdır ki, Arap ülkelerindeki savaş ve saldırılar için gösterilmedi…

Polonyalı bir kadın muhabir Ukraynalı mülteciler için aynen şu ifadeleri kullandı:

-“Bu insanlar Suriye’den kaçan mülteciler değil!

Bu insanlar Hristiyan..

Bu insanlar beyaz tenli..

Bu insanlar Polonyalı insanlar gibi.”

Bir diğer yandan BBC yayınında konuşan Ukraynalı bir yetkili;

 “Sarı saçlı ve mavi gözlü Avrupalılar” saldırıya uğradığı için” üzüldüğünü söyledi…

Bunu da duydu kulaklar…

Unutulmasın!

Daha bugün bir video da İsrail güvenlik güçlerinin, Filistinli bir genç kızı yerlerde nasıl tekmelediğini, yumrukladığını, bu şiddetteki nefretini, nefretle, gözyaşlarımla izledim…

Ama dünya ayağa kalkmadı!

Aynı göz yaşını Ukrayna’da oğlunu savaşa gönderirken veda eden anne için de döktüm, sığınakta doğan bebek için de…

İnsan olmak da bunu gerektirir zira…

Batı’nın çifte standardını nefretle kınıyorum!

Tam da bu noktada İsmet Özel’i anmadan geçmek olmazdı…

Şöyle der üstat:

“İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır!”

Müslüman, siyahi, orta doğuda yaşayan insanların ne yazık ki hiç bir değeri yok Batı’nın gözünde!

Umarım bir gün; Filistin, Irak, Yemen, Afgan Suriye’de ölenlerin de insan olduğu hatırlanır…!

Cahit Zarifoğlu’ndan atfedildiği bilinen bir vecize ile sözlerimi bitirmek istiyorum…

“Dedi ki; sen şairsin elindeki bu taş ne?

Dedim ki; şair aşka boyun eğer, zulme değil!“

Savaşların olmadığı, çocukların ölmediği, barışın, sevgi ve saygının olduğu bir dünya hayal ediyorum…

Zulme engel olamasak da bir nebze ses olalım…

Belli mi olur…

Bakarsın birlikten kuvvet doğar…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort escort ankara