Mehtap Toygun Aktüre, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

Beşiktaş escort Etiler escort Nişantaşı escort

bettilt giriş

31 Ocak 2023 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

ataşehir escort
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Mehtap Toygun Aktüre

Mehtap Toygun Aktüre

07 Kasım 2022 Pazartesi

Konuşmak hoşuma gitmiyor… Susmak içime sinmiyor…

Konuşmak hoşuma gitmiyor… Susmak içime sinmiyor…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

HDP’ye ziyaret

Ak Partili yetkililerin HDP ziyareti, davasına yürekten bağlı olan herkeste ciddi rahatsızlık uyandırdı.

Başörtüsü yasası için görüşüldüğü söylenen bu ziyaret ve servis edilen fotoğraf bende de soru işaretleri oluşturdu.

Çünkü HDP, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yasadan ilk bahsettiğinde zaten “meclise gelir ise biz onaylarız” demiş idi…

Şayet bu görüşme yaklaşan seçim için HDP’ye bir nevî göz kırpma ise;

ASLA kabûl/tasvip edilemez!

PKK bir terör örgütü, HDP de onun siyasi ayağıdır!

Mecliste bile terör propagandası yaptıkları için haklarında dava açılan milletvekilleri varken…

Çocuklarının dağa kaçırıldığı için HDP binası önünde nöbet tutan anneler varken…

Millet ittifakına işbirliği yapıyor diye kızan biz değil miyiz?

Finlandiya ve İsveç’e ” PKK/PYD ve uzantıları ile arana mesafe koy” diyen biz değil miyiz?

Çözüm sürecinde yapılan birtakım hataların hâla muhatabı olan biz değil miyiz?

“Ne oldu şimdi?” diye soranlara ne cevap vereceğiz?

Bu görüşme HDP’ye yaklaşmak için ise, seçmen nazarından da uzaklaşmayı göze almak gerekir…

Elde edilecek birkaç oy için bu risk alınmamalı…

Zira gelen mevcut olanı eksiltir!

Başımızı öne, yüreğimizi dara düşürür…

Gündemimizde dünyaya damga vuran “Türkiye Yüzyılı” TOGG gibi devâsa projelerimiz, başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi dünyanın konuştuğu bir Cumhurbaşkanı varken bu tür hareketlerle gölge düşürmenin lüzumu yoktur.

Mehtap Toygun Aktüre

Devamını Oku

Türkiye Yüzyılı ve Türkiye’nin Gururu….

Türkiye Yüzyılı ve Türkiye’nin Gururu….
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kimlik siyaseti yerine birlik siyaseti…
Kutuplaştırma siyaseti yerine bütünleştirme siyaseti…
İnkâr siyaseti yerine kucaklama siyaseti…
Tahakküm siyaseti yerine özgürlük siyaseti…
Nefret siyaseti yerine sevgi siyaseti…

Toplumun her kesiminin davet edildiği Ak Partinin “Türkiye Yüzyılı” vizyon programı büyük yankı uyandırıp gündeme damgasını vurdu…

Uzun zamandan beri bazı konulardan dolayı eleştiri alan ve bu yüzden az da olsa oy kaybı yaşayan Ak Parti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni bir hamlesi ile yeni bir umut ışığı yaktı..

Türkiye’nin her kesimini kucaklayıcı konuşmasında; birlik, beraberlik, kardeşlik, şefkat, barış gibi değerlere vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Yarın değil, hemen şimdi” sloganıyla büyük bir coşku, büyük bir heyecan yaratarak seçim startını da vermiş oldu…

6’lı muhalefet masası ise kazanmaları halinde ülkeyi nasıl yöneteceklerine dair hâla ne bir açıklama, ne de bir aday gösteremedi…

Yahu adama sormazlar mı; bir yıldır 6+1 ne yapıyorsunuz!?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rakip olabilecek birini bulmaları zor gibi görünüyor…

Zira 20 yıldır nev-i şahsına münhasır her hali ve icraatları ile milletinin gönlüne taht kurmuş bir siyasi duayen var karşılarında…

Türkiye Yüzyılı Vizyon Programı akabinde 29 Ekim Cumhuriyetimizin 99. Yılının kutlandığı gün Toog Teknoloji Kampüsü törenle açıldı..
Türkiye’nin medar-ı iftiharı
TOGG seri üretim bandından inerek cumhuriyetimizin yeni yüzyılını taçlandırdı…

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ABD’li General Harbour’a verdiği bir yanıtta şöyle der:

“Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için, düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra mutlaka başarır. Ya başaramazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ise, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.”

Buna mukabil R.T. Erdoğan her zaman her platformda; “yaptık, yapıyoruz, yapacağız” diyerek ilkeli bir duruş sergilerken Atatürk’ün partisi olan CHP ise bunun tam tersi bir politika izleyerek yıllardır yapılan projelere engel olmak için “yapamazsınız, yaptırmayız, yıkacağız….”

Diyen söylem ve eylemlerinde istikrarı elden bırakmayıp, 60 yıl sonra Türkiye’nin kazandığı yerli ve milli markamız, bir otomobilden daha fazlası; Yeni akıllı yaşam alanı olarak ifade edilen TOGG’u da itibarsızlaştırmak için söylemedikleri söz kalmadı…

Muhalefet olmak başka, Milli olmak başkadır oysa…

Sırf bu yüzden iktidar olamadıklarını söylemek yanlış olmaz sanırım…

Gelecek ne getirecek bekleyip göreceğiz…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın azmi, iradesi, kâbiliyeti ve vizyonu ile üretilen Türkiye’nin ilk yerli ve milli otomobili TOGG dünya basınına da damgasını vurup adından söz ettirdi…

Üretim çoğaldıkça Avrupa’nın yollarını süsleyeceğini de öngörüyor, ve bunu gururla ifade ediyorum…

Bundan 60 yıl önce üretilen ve o zamanın siyasetçileri tarafından sahiplenmeyip üstü kapatılan Devrim’in de sergilendiği Programda, TOGG’un vefası büyük alkış topladı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Devrim otomobilini engelleyenler Devrin otomobili TOGG’u engelleyemeyecekler” diyerek içeriye ve dışarıya meydan okudu…

Bir tarafta kendi aralarında bile hâla anlaşamayan muhalefet, diğer tarafta uluslararası platformda başarılarından söz ettiren, kurulan oyunların bir parçası olan değil, bozup yönlendiricisi pozisyonu alan, yurt içinde ise toplumun her kesimine hitap eden, bir çatı altında toplamak için programlar yapan, icraatları ile toplumda heyecan, sevinç, umut, coşku yaratan bir Ak Parti ve bir lider…

Bu lider, öyle bir lider ki; bir genel başkan vasfı yanısıra, vizyon ve misyonu ile nâmı sınırları aşmış bir lider…

Recep Tayyip Erdoğan…

“Türkiye Yüzyılı”

“Yarın Değil Hemen Şimdi”

“Bir Olalım
İri olalım
Diri olalım
Biz yeter ki hep birlikte TÜRKİYE olalım
Allah’ın izniyle aşamayacağımız engel yoktur…”

Mehtap Toygun AKTÜRE

Devamını Oku

“AŞK” denince…

“AŞK” denince…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 “AŞK” denince çoğumuzun, özellikle de annelerin (burada biraz pozitif ayrımcılık yapmam gerekiyor) aklına çocukları geliyor desem hemfikir oluruz zannımca.

Bu öyle bir aşktır ki, hiçbir karşılık beklemeksizin sever,

giymez giydirir,

yemez yedirir,

korur kollarız bütün kötülüklerden…

Kaç yaşına gelirlerse gelsinler, hep çocukturlar gözümüzde.

Ama aynı zamanda büyümeleri için de sabırsızlanan yine bizlerizdir…

Sorumluluk bilincini aşılamak için daha küçücük yaşlarında yapabilecekleri işler vermemizi önerir psikologlar. Gel görelim çoğumuz kıyamaz; “ama daha çok küçük, biraz daha büyüsün” der, büyüdüğünde de alışkanlık kazanamayan çocuktan şikayetçi olan yine bizler oluruz…

Zaman zaman kızıp; “büyüdün artık, her şeyi bana sorma, araştır, oku, kendin karar ver” der, kendi kararlarını alan çocuklarımıza da, müdahale edip; tecrübeden, yaştan, yanlıştan bahsederiz…

Ah biz ebeveynler!

Anlamakta zorlanıyoruz sanırım onların artık inisiyatif alabilecek, kendi kararlarını verebilecek birer yetişkin olduklarını…

-bize göre- yanlış, -bize göre- eksik, hatalı kusurlu anlamsız düşüncelerine bile aslında varoluşsal anlamda saygı duymak zorundayız.

Çocuklara iyi ve kötü ile ilgili ahlaki düşünme becerisini zaten çok küçük yaşlarında aşılamıyor muyuz?

Onlarda bulduğumuz yanlışlarda aslında kendimizi görmüş olduğumuzu düşünebilir miyiz?

Rahatsız olduğumuz durumun daha fazlası bizde olabilir mi?

Biraz düşünelim mi, ne dersiniz?

Elbette ki fikirlerimizi söylemeli, -bize göre- doğruya yönlendirmeliyiz ama, yaşamlarını idame edecekleri, tercih ettikleri her konu/kararda, onlara motivasyon ve ilham kaynağı olmamız çocuklarımıza güç verecek ve başarı kalitesini arttıracaktır…

Bir başka açıdan ise; bakabiliyorsan gör, görebiliyorsan fark et, öğretisini aşılamaya çalışıp bazen de içlerindeki ışıltıya kulak kesilmelerini fark ettirir isek, kim bilir; belki de kubbede hoş bir seda bırakabilirler…

Aslında hayatımızın her bölümünde bir şeylere şartlandırılıyoruz. Okula git, iyi bir yer kazan, kaliteli bir üniversite ve prestijli bir iş…

“Güzel ve sağlam köklü” meslekler

Ânı yaşamak yerine bize dayatılan sisteme boyun eğiyoruz.

– Gelenek

– Onur

– Disiplin

– Mükemmellik

Peki ya çocukların isteklerini ve hayallerini düşünüyor muyuz?

Çocuklar, aileleri ve bazen de öğretmenleri aracılığıyla istekleri dışında bir kalıba sokuluyorlar ve istemedikleri bir hayata zorlanıyorlar.

Sonra belki başarılı, ancak mutsuz insanlar oluyor.

“Carpe diem” diye fısıldadı Bay Keating.

N.H.Kleinbaum’un “Ölü Ozanlar Derneği” kitabına konu olan, yeni İngiliz edebiyat hocası Bay Keating.

Zamanın Welton Akademisi dönem birincisi, rüştünü ispatlamış, idealist bir öğretmenin

öğrencilerine farkındalık yaratmak için söylediği manidar söz…

“Carpe diem”

“Anı yaşayın hayatlarınızı olağanüstü kılın “

Sanırım birçok kişi bunu sadece bugün yaşayıp yarını hiç düşünmeden amaçsız yaşamak olarak anlıyor ama benim anladığım bu değil.

Bana göre; anı yaşamak, ne istediğini bilip bunun için sınırları zorlamak, sana dayatılan mükemmeliyetçiliği kenara itip sevdiğin, çok istediğin şeyi yaparak mükemmel olmaktır…

Tıpkı Tolstoy’un dediği gibi “bir yabancı şehre gelir ve bu güzel hikaye böyle başlar.”

Sanırım hayatta en büyük şans, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır…

Sağlam bir irade, belirlenmiş bir hedef, yenilmez bir azim, her şeyi başarabilir.

Sonra İnanarak, güvenerek, sabrederek sonucu beklemek…

Yağan yağmur bile anında yeşertmiyor ki toprağı. Bir-iki hafta sonra yeşermeye başlıyor, değil mi.

Hayatımızın aşkı çocuklarımızı bir kalıba sokmak yerine onların olmak istedikleri şeyleri fark etmelerini sağlasak daha güzel, daha verimli, daha mutlu, sevgi dolu olurlar düşüncesindeyim.

Küçük, büyük hepimizin yaşama, kendini tanımlama, kanıtlama ve değerli kılma hakkı vardır.

İster özel hayatımız, ister akademik kariyer, hayatımızın hangi alanında olursa olsun, özgün, özgür, mutlu ve başarılı olmak için kalıplaşmış yüz yıllık gelenek müktesebata ihtiyacımız yoktur aslında.

İhtiyacımız olan sadece İrade, hırs ve zekadır!

Bazen hayatı biraz da akışına bırakmak mı gerekir acaba?

Yol almak için koşmak değil, durmak da gerekir ya bazen…

Durmak, dinlenmek, düşünmek…

Sonuçta bir gün gelecek ve;

“Ben bu hayattan aldım payımı gidiyorum” şarkısını söyleyeceğiz.

“Öyleyse gidenin de, kalanın da gönlü hoş olsun” der, Serseri filminde Sadri Alışık.

Ruhu şâd olsun.

O hâlde soruyorum sizlere:

Şu hayat koşturmacasında, sizin ardınızda bırakacağınız mısra ne olacak sevgili okur?

Mehtap Toygun Aktüre/İsviçre

Devamını Oku

Bir insana ceza olarak kibri yeter!

Bir insana ceza olarak kibri yeter!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Büyük bir umut ve heyecanla başlayan gezi’nin hazin sonu.

Geçtiğimiz günlerde Karadeniz gezisine çıkan Ekrem İmamoğlu beraberinde götürdüğü kişilerden dolayı eleştirilere maruz kalıp, tartışma konusu oldu.

İktidar tarafının çayını yudumlarken takip ettiği tepkilerden bazıları ciddi anlamda önemli aslında…

Ekrem İmamoğlu’nu canhıraş savunan birçok sanatçı, gazeteci, siyasetçilerden bazıları tepkilerini şöyle dile getirdi:

– Biz o otobüsten indik artık!

– Fragman fena değildi, filmin geri kalanı çok kötü çıktı… Kapattık, bitti!

– Rezillik pespayelik!

– Sinek küçüktür ama mide bulandırır.

– Ben Bu Otobüsten inerim Arkadaş!

Özellikle kendisini destekleyenlerin eleştirdiği konuda cevap veren İmamoğlu’nun parmak sallayıp sert bir çıkış yaparak:

   “Vız gelir tırıs gider.”

    “Akıllı olun.”

Demesi; kızmış seçmenini daha da kızdırdı..

Olmadı İmamoğlu!

Yakışmadı bu üslup.

Büyük bir heyecanla sana umut bağlayan seçmenine çok ayıp ettin.

Düne kadar adının altını çizenler, bugün üstünü çizmiş gibi görünüyor.

Haksızlar mı? Elbette ki haklılar…

Sanırım verimsiz toprak olarak gördükleri Ekrem İmamoğlu için “savaşmanın” da bir mânası olmadığı düşüncesindeler…

Sevilmenin verdiği özgüven, bir insanı şımartmış ise; artık başka bir düşmana ihtiyacı kalmamıştır.

Aslında görülen köy kılavuz istemiyor du da, neyse…

Bu gezinin bir de CHP merkezi var tabii..

Acaba merkez bu mitingvari geziyi onaylıyor muydu?

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi için aday olduğunu bu gezi ile lanse eden İmamoğlu, CHP Genel Merkezinde kazanları kaynatıyor..

Bir tarafta Cumhurbaşkanı adayı olmak için canhıraş çalışan K.Kılıçdaroğlu, diğer tarafta “benim adayım Genel Başkan Kılıçdaroğlu.” diyen, fakat şimdiden ülkeyi dolaşmaya başlayarak kendi adaylığı için nabız tutan E.İmamoğlu.

Bu yarışı kim kazanır şimdiden bilinmez ama, CHP’ye geçmişten bugüne baktığımızda kendi içlerinde hep bir koltuk savaşı olduğu aşikar…

Kemal Kılıçdaroğlu – Deniz Baykal

Kemal Kılıçdaroğlu – Muharrem İnce

Kemal Kılıçdaroğlu – Ekrem İmamoğlu

Bunlar tabii ki birkaçı…

Ama hepsinde de Kılıçdaroğlu olması tesadüf müdür? Bilinmez.

Gelen sert tepkilerden dolayı Ekrem İmamoğlu sadece “vız gelir tırıs gider” sözü için lütfen bir özür diledi ama, öfkeli seçmeninde ne kadar karşılık bulur bilemiyorum.

Görülen o ki, bu Karadeniz gezisi İstanbul Belediye Başkanı’nın başını daha çok ağrıtacak…

“Her şey çok güzel olacak.” deyip, İmamoğlu’na ümit bağlayanlara sözüm; bugünler yarınların teminatı değil mi?

Dil zihnimizin aynasıdır.

 “İnsan sözcüklerden oluşur, sözcükler de insandan” diye boşuna denmemiş…

Fransız düşünür: “Üslup, insanın tâ kendisidir” sözünü bizim Ziya Paşa’nın:

  “Üslubu beyan, ayniyle insan” olarak ifade etmesi, Mevlana’nın

 “Testinin içinde ne varsa, dışarıya o sızar” tespiti aynı gerçeğin ifadeleridir…

Oysa ne güzeldir tevazu..

Ne güzeldir insanın kendi yerini bilmesi…

Devamını Oku

Adı gurbet

Adı gurbet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uzaklık, ayrılık, özlem, sitem, hasret…

Biz sevdiklerimizin gurbeti, onlar bizim hasretimiz…

Uzaklarda bir yerde isen;

Bir yanık türkü duysan sıla gelir aklına.

Buruk bir acı kemirir içini. Oturur gözlerine yaş, yüreğine sızı…

Dalar gidersin uzaklara, kimseler duymaz sizi…

Anlarsınız ki; hasret düğümlenmiş yüreğinize ilmek ilmek…

Ne arkamızda bıraktıklarımızı unuturuz, ne de gitmekten vazgeçeriz…

Mukadderat! Der, susarız…

Hem ağlar, hem gider derler ya! İşte öyle bir şey…

Hamurumuzda var bizim gurbetlik..

Atalarımız, dedelerimiz az mı dolaşmış diyar diyar…

işlenmiş genlerimize..

Kimin yakını yok ki uzaklarda…

Herkes bir yerlerde gurbette aslında…

Toprağım diye hitap ederler ya bazen. Vatanından uzakta olan herkes derinden etkilenir duyunca. Hem mütebessim olursun, hem hüzün kaplar içini..

Uzaklık, ayrılık, özlem, sitem, hasret…

Adı GURBET

Şimdilerde neyse ki teknolojinin ilerlemesi ile görüntülü aramalar var.. Sarılamasan da, dokunamasan da sevdiklerine, olsun. Hasret yaramıza nispeten merhem oluyor..

Eskiden sadece telefonla konuşuyorduk, ya da konuşamıyorduk.. Telefonun bir ucunda ben, diğer ucunda annem, babam… Alo deyince bir sessizlik olurdu birkaç saniye, konuşamazdık.. kelimeler düğümlenirdi boğazımıza…

Önce bir güzel ağlaşır, sonra teselli ederdik birbirimizi; iyiyim, rahatım diye…

Bir de bayramlar var; büyüklerimizin evinde herkesin toplandığı, barıştığı, kucaklaşıp kutladığı..

biz gurbettekilerin  bayramlarda ne ağzının tadı olur, ne de bayramın..

Ama yine de yaşamaya, evlatlarımıza yaşatmaya çalışıyoruz değerlerimizi, hem-hâl olduklarımızla bir-hâl olmadan…

Terennüm edersin sessizce; gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde, herkes bana yabancı, hepsi başka biçimde.

Allah rahmet eylesin Yıldırım Gürses ne güzel tercüman olmuş hislerimize…

Kulağı telefonda, eli yüreğinde yaşar gurbetçiler..

Çalan her telefonda korku dolar içimize.. Her an kötü bir haber gelecekmiş gibi…

Çünkü hep hasret kalmışızdır kaybettiklerimize…

Gördüğün, tanıdığın her Türk, hemşehrindir, kardeşindir gurbette.. Bilindik bir sıcaklık, yakınlık hissedersin bakışlarında

Konuşmasan da…

O kadar yabancının içinde yalnızlığınızı unutuverirsiniz bir an..

Yürekten yüreğe köprü kurarsınız özleminizi hasretinizi azaltmak için…

Gurbeti tatmışsanız eğer, Yavuz Bülent Bakiler’in şu mısralarını iliklerinize kadar hissedersiniz…

Bizim türkümüzde gurbet var artık…

Hasret var,  yürek var,  toprak var balam.

Dilde, dinde, aşta, düşte…

İşte böyle yaşarsın gurbeti her şey de…

Uzaklık, ayrılık, özlem, sitem, hasret…

Adı GURBET

Bazen duyuyoruz; çıkın gelin o zaman! Diyenleri.

Şimdi sözüm onlara.

Ah be güzel kardeşim!

Kolay mı sanıyorsun dönmeyi Kolay mı sanıyorsun yıllardır kurduğun düzeni bozmayı

Ömrümüzün çoğu ana, baba, bacı, kardeş, sevdiklerimize hasret geçiyor zaten, bundan sonra da evlat, torun hasreti ile mi geçsin…

Sılada gurbetçi, dışarıda yabancı. Kim ister ki iki kimlik arasında kalmayı

Kim istemez ki vatanında yaşamayı ve ölmeyi!

Dedim ya; mukadderat…

Ekmeğini yediğim ülkeye vefasızlık etmem…

Müşteki olamam..

Lâkin; ille de vatan, ille de vatan…

Hâsılı kelâm, zordur gurbet.

Ağırdır yükü.

Bilmeyen ne bilesi…

Biz garip yolcu, bekleyenler hancı…

Vuslat mı

Bahtımızda sabır saklı…

Sağ salim kavuşmak dileği ile…

Mehtap Toygun Aktüre

Devamını Oku