16 Nisan 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Betül Usta

Betül Usta

09 Nisan 2021 Cuma

Satılık ev

Satılık ev
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu hayatta herkes, bir şeyler biriktirir durur öylece. Kimi bir çocuk gibi hayalini kurduğu bisikleti almak için para biriktirir kumbarasında. Kimi evlendireceği çocuğuna çeyiz biriktirir. Kimi canını yakanlardan intikam almak için öfke ve nefret biriktirir içinde. Kimi bir bulut misali çatlak toprağa can vermek için rahmet damlaları biriktirir koynunda. İşte ben de bu kısacık hayatımda onu biriktirmiştim yüreğimde İsmet Abi.

Bu takım elbise de memuriyetim de tamamen onun için. Düzgün bir hayatımız olsun istedim sadece. Memur adama, daha kolay kız verirler diye düşündüm. Konuşmamı bile onun için değiştirdim, gülüşüm de onun içindi. Sigarayı onun için bıraktım İsmet Abi. Onun nefesi daralır sigara kokusundan bilirim, daralmasın istedim.

“Ankara’da deniz yok” der, iç çekerdi. İstanbul’a benzemeyişini dert ederdi. Gizlice, tayinimi oraya çıkartmaya ve oradan bir de ev almaya niyetlendim. Günlerce düşündüm durdum. Geçen ay gittim, araştırdım, deniz görebilecek bütün semtleri. Nerede uygun bir ev varsa tek tek yazıp görüştüm sahipleriyle İsmet Abi. Birisi tam ona göreydi. Hem deniz görüyordu, hem bahçesinde sarmaşık gülleri vardı. Borç harçla eşek yükü para verip, denize bakan büyük balkonlu o evi aldım. Değerdi elbet, tam da köşesinden deniz görünüyor. “O mutlu olsun da paranın ne kıymeti var!” dedim İsmet Abi. Arabayı sattım diye çıkıştı, haberi yoktu evden tabi. Hem para da kalmadı birikmiş, bu yüzden sevdiği yerde kahveye götüremedim. Kızdı, küstü, gitti…

Eee bunun için ayrılacak değildik ya İsmet Abi, öyle değil mi? Telefonları açmadı bahar gözlüm. Bak, hala bahar gözlüm diyorum ya dilimi mi koparsam, gönlümü mü söküp atsam bilemedim…

Ben gönlümü bile ona göre düzenlemiştim işte. En güzel yere onu oturtmuştum bir de.

İki hafta sonra, “Konuşacaklarım var!” dedi, Kurtuluş Parkına çağırdı. Oturduk.

Sustu… Sustu… Sustu…

Birden bire ayağa kalkıp “Ben evleniyorum.” dedi. Herhalde evlenelim demek istedi diye düşündüm ilk başta. Başka bir şeye ihtimal veremezdim ki Abi. Meğer doğru duymuşum. Evleniyormuş, İstanbul’danmış, memur değilmiş ama evinin balkonunun köşesinden boğaz görünüyormuş. Aşk nereye kadarmış ki mantık evliliği yapacakmış, nikâhta da keramet varmış hem. Daha bir sürü şey söyledi de gerisini anlayacak hal kalmadı bende.

Dilim dönmedi be Abi! Oturduğum yere, et ve kemik yığını kalan cenazemi bıraktım sanki. Hayatım, gülüşüm, kalbim hepsi orada kaldı işte. “Hoşça kal, kusura bakma!” dedi ve gitti. “Kusur olur mu hiç? Varsa da bendedir” dedim içimden. O gün eve gittim, masanın üzerinde onun için aldığım kasetçalar vardı. Canı sıkılıyormuş da dinler, neşelenir demiştim. Taktım kulağıma, onun için kayda çektirdiğim, o çok sevdiği şarkıları dinledim, oturdum bir güzel ağladım. Şarkılar bile onu söyledi kulağıma.

Onun ardından kalbimde büyük boşluk, yüzümde kime vereceğimi  bilemediğim donuk bir gülüş kaldı. Bir de balkonundan İstanbul denizi görülen satılık bir ev kaldı elimde, İsmet Abi.

Betül USTA

Devamını Oku

Hayallere açılan kapı

Hayallere açılan kapı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bileşik iki kelime ve dört heceden oluşan, sonsuz bir bilmecenin adıdır kütüphane.

Kiminin en tatlı hayalhanesi, kiminin en büyük hazinesi olan, kiminin ise deli divanesi olduğu kutsal ve büyülü bir yerin adıdır bu hayal dolu yer.

Kütüphane deyince iki güzel yer gelip konuverir aklıma.

Birincisi; orta bölmesi kütüphane olan, koyu kahve, lale oymalı, yan bölmeleri cam kapaklı dedemin o çok sevdiği vitrinidir. O vitrinin orta bölmesi, benim için sanki minik bir cennetti. Eskiden hemen hemen her evde olan ansiklopediler, dedemin bu mütevazı kütüphanesinde yerini almıştı. Dedem, en çok tarihi severdi. Bu yüzden rafların çoğu tarih kitaplarıyla doluydu. Haliyle ben de onlardan bayağı nasiplenirdim. Sabahları kimse uyanmadan kalkıp bir bir ansiklopedileri okur, kelimelerin ana dünyalarına dalıverirdim.

İkincisi yaşadığım küçük dünyamdaki tek Halk Kütüphanesi’ydi.

Lisede, benim için en güzel manzaralı yeri içinde barındırdığı için cam kenarında otururdum. Her gün büyük bir tutkuyla kütüphaneli manzarama tekrar tekrar bakar, öyle devam ederdim güne. O manzara olmadan dersler bile eksik kalıyordu. Öyle bir sevdaydı ki bu bendeki tarifi imkansız. Adeta onun orada olduğunu bilmek, ders bitiminde kavuşma heyecanı, kalbimin ritmini değiştirmeye yetiyordu. Bir nevi hayatımı canlandıran müthiş bir aksiyondu ve kesinlikle büyük bir aşktı benim için.

Bir gün gene ders arasında penceremden o kütüphaneye bakarken çevresinde bir hareketliliğin olduğunu fark etmiştim. Kamyonetlerle birtakım ekipmanlar getirip bırakıyorlar etrafında dolanıp keşif yapıyorlardı. Öğle arası olunca hemen oraya koşup “Hayırdır, bir şey mi oldu?” diye sormuştum, kütüphane müdürüne. O da bana dönüp “Tadilat var, on, on beş gün kapalıyız ” diye cevap vermişti. Ufak çaplı bir çığlık attığımı hatırlıyorum. Bir kütüphaneden on beş gün ayrı kalmak ne demekti haberi var mıydı acaba? Ben o zamanlar kütüphaneden aldığım bir kitabı, ya o gün ya da en geç ertesi gün bitirirdim. Kütüphane çalışanları, beni öyle tanımışlardı ki bazen iki tane kitap almama bile göz yumuyorlardı. Hatta ricam üzerine beni kırmayıp gelen yeni kitap kolilerini onlarla birlikte açmama dahi izin veriyorlardı. Bu öyle sonsuz bir mutluluk ve  öyle tatlı bir heyecan veriyordu ki bana, inanın tarifi mümkün değil. Hele o kitap kokusu yok mu! Kutudan çıkar çıkmaz kokusu tüm odaya yayılırdı ki anlatamam bu muazzam güzelliği. Keşke o günlerimi kurumuş bir yaprak gibi kitap arasında saklayabilseydim. O hasretiyle yandığım on beş günün üzerinden uzun yıllar geçti; ama o hasretin acısı yıllardır geçmedi içimden. O güzel günlerimi hala hissederim yüreğimde. Şimdiki gibi kolay ulaşılamadığı için bu sevdaya, hangisi olursa olsun sanırım daha değerliydi ve baş tacıydı. Hâlâ başımın üzerindedir kendilerinin yeri. O yaşlarda hayalim, büyük bir kütüphanem olmasıydı. Aradan yıllar geçse de bu hayalimden hiç vazgeçmedim . Her ay heyecanla kendi kütüphaneme yeni sevdaları ekleyip duruyorum. Hala da ekliyorum. “Benim de büyük bir kütüphanem var” diyorum. Yeni hedefim bir odayı kütüphaneye çevirmek. Artık bir kitabın nasıl büyük bir emekle ortaya çıktığını da yaşadım ve gördüm ve kendi öykülerimin de kütüphanemde olmasının güzelliğini tattım. Ben tüm güzellikleri, emekleri, hayalleri, yüreğime büyük heyecanla diziyorum. Yenilerini ekliyorum daima tutkuyla. O halde tüm kütüphaneciler ile birlikte benim de kütüphaneciler haftam kutlu olsun 🙂 Sevgiyle kucaklıyorum tüm kitap severleri.

Kütüphaneler Haftamız kutlu olsun.

Betül USTA

Devamını Oku

Bekliyorum seni

Bekliyorum seni
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün seni rüyamda gördüm İsmet, uyandım hemen oturdum yumdum gözümü gitmesin hatıran diye. Hani çocuklar üç yaşındayken kahvaltı yapmaya çalışırdık, ne yediğimizi bilirdik ne içtiğimizi ama birbirimize bakıp o tatlı hallerine gülümserdik. Tam o masadaydık işte rüyamda. Ben bir pazar sabahı uyanmışım, sen patates kızarması seversin diye kızartmışım ama diğer işleri yaparken yakmışım işte. Hiç istemezdin yakmamı ama bir şey de demezdin. Kedi gibi bakardım gözlerine değil mi? Kahvaltı bitince sarılırdın eline sağlık derdin. Çocuklar kıskanıp ayırırdı bizi hemen. Erkek çocukları anneye düşkün oluyor derler ya “vallahi doğru” derdik.

Sen sohbet etmezdin çok nasıl üzülürdüm. Kimim vardı ki İsmet en yakınımda sen de olmazdın çoğu zaman işte benimle. Bunlara kırılır ağlardım, üzülür içten içe küserdim sana. Olmadık şeylere çok kızmam hep bu beni yalnız bırakmandandı İsmet. Bak burada yatıyorsun hala gelmişim sitem ediyorum demi. İşte bir sana edebiliyorum demekki, artık kimse kalmadı nazlanacak tabii.

Ne diyordum; sabahı bekledim gözlerim açık. Gün doğdu oğlan işe gitmeden yakalayayım dedim aradım. Korktu sabah sabah aradım diye. Dedim “İyiyim beni babana götür yavrum”. “Bu saatte mi?” falan dedi ama razı oldu getirdi. “Az ötede bekle babanla konuşacağım” dedim. Deli mi diyordur İsmet bir mezarla konuşuyorum diye. Desin ben zaten hep böyle biraz garip değil miydim, alışmıştır elbette. Sen alışmış mıydın İsmet bu hallerime? “Bir uyum sağlayamadın gitti bu aklı bir karış havada kadına. Hala kitap okuyorum ama gözlerim zor görüyor artık iyice bozuldu.

Hep bunu düşünürdüm ya gözlerim bozulursa ne yapacağım kitap falan okuyamazsam diye bulmuşlar çaresini İsmet, nasıl neşeleniyorum düşündükçe. Sesli kitap çıkmış aferin yapana beni düşünmüş. Bir sürü şey başımda. Düşünüp duruyorum sıraya koyup. Bacaklarım çok ağrıyor, diz kapaklarımdan ameliyat olacakmışım, sen olsaydın bir fikir verirdin. Dişlerimi nerde yaptıracağımı da bilemedim, sen ne güzel iyi yerleri araştırır bulurdun. En çok neye üzülüyorum biliyor musun? Güzel bir şey oluyor anında söyleyemiyorum sana. Bazı zamanlar, diğer odada uyuyor musun diye bakıyorum biliyor musun İsmet? Yok delirmedim, biliyorum öldüğünü ama işte; bakmak geliyor içimden.

Bizim gelin hamileymiş; erkekmiş cinsiyeti… İsmet koyarlar mı dersin ismini?

Yok karışmam ben tabii, seninle konuşuyorum işte.

Bu arada çiçeklerini beğendin mi? Sen çok ilgilenmezsin ama ben severim bilirsin çiçekleri. Senden önce ölseydim, seviyorum diye mezarımı donatır mıydın çiçekle çok merak ediyorum. Bence ben ölünce yapardın, hep öyle olmaz mı, ölünce kıymetlenir ya…

Ben senin kıymetini bilemedim mi acaba diye düşünürüm hep işte. Kalan için en zoru bu sorulardır İsmet. Kalan bir sürü soruyla cebelleşir. Çocuk işe geç kaldı huzursuzlanıyor belli ki, ben gelirim sana gene olur mu? Seni çok özledim gene rüyalarıma gel demeye geldim. Bak bugün gelemesen de yarın bekliyorum. Kek yapacağım çayla sohbet ederiz. Hadi gözümün nuru hoşçakal. Bekliyorum seni…

Devamını Oku

Umut

Umut
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ben umudu insandan öğrenmedim.

Şöyle bir bak! Görüyor musun karlar içindeki şu tomurcuğu? Eğer görmeseydim onu; ya öldürür atardım en yüksek uçurumlardan ruhumu ya da içtiğim tüm kelimelerden bir yağlı urgan yapıp geçirirdim boynuma.

Kim bilir? Belki de kusardım mürekkebi, tükürürdüm ta içime!

İnsandan umut öğrenilmez!

Gösterme bana, başarı hikayelerini.

Bilmem kaç ödül almış yazarlar da nefret etmedi mi sanki?

Yalvarırım! Bana anlatma hayatından kesitleri.

Bir ormanın soğuk koynunda, son baharda büyümeye çalışan bir ağaç filizine tutundum ben. Kışa kafa tutup eğilmemeyi, ondan öğrendim.

Batan her güne inat yeniden doğan güneşten öğrendim, umudu. Tüm aydınlığı ve sıcaklığıyla hiç yılmadan, güzelliklerle gelip gitmesinden…

İnsandan öğrenseydim eğer umudu; yemin olsun ki ellerimle boğardım inancımı!

Kan kırmızı parmaklarıma bakıp hiç de utanmazdım hem.

Ben umudu, küçük bir kız çocuğuyken öğrendim; taç yapıp rengarenk kalbimin saçlarına taktım onu.

Hüzünlü bir umut olarak gözlerimden bakmasaydı şayet ayaklar altında ezecektim kalbimi.

Yer gök şahit ki!

Ben umudu, asla insanlardan öğrenmedim; her kıştan sonra ruhuma tomurcuk açan, soğuğun ayazına başkaldıran inadına yaşama tutunan o ağaçtan öğrendim.

Betül Usta

Devamını Oku

Bir kırık nefes

Bir kırık nefes
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mahkeme salonunun soğuk duvarında öylece donmuştu bakışları. Buz kesen bir ayazın gölgesindeydi sanki.

Hakim genç kadına baktı: 

“Bak, kızım! Eşin, seni sevdiğini ve boşanmak istemediğini söylüyor. İyi düşün, öyle karar ver. Bir yuvayı yapmak zordur; fakat yıkmak çok kolaydır. Bundan sonra toplumda yaşayacaklarını asla göz ardı etme! Olur mu?”

Hâkimin dudaklarından dökülenler, daha önce nicesinden duyduğu sözlerin bir benzeriydi. Kulakları alışık olsa da ruhu bir türlü alışamamıştı bu sözlere. Kadın bu konularda ne zaman konuşacak olsa elleri titriyor, gözlerinden yaşlar ardı ardına yuvarlanıyordu.

Kendini toparladı, derin bir nefes aldı başladı konuşmaya;

“Hâkim Bey; ben de eşimi çok seviyordum. Ona olan en büyük kırgınlığım, benim sevgimi bitirmesidir. Ben, onu incitmeyeyim diye gözünün içine sevgiyle bakarken kalbim, ruhum, bedenim yara bere içinde kaldı. Öyle okumamış, içine dönük, sessiz birisi de değilim. Demek ki kadın olmak tüm bunları yaşamama yetiyor. Dağların bile taşımakta zorlanacağı bir yükün altında eziliyorum. Bedenim, ruhum, her şeyim değişti kendimle beraber. Üç kişilik bir hayat yaşamaya başladım. Bundan yakınmadım, sesimi hiç çıkarmadım. Ama gelin görün ki eşim, dışarı az çıktığından yakınır oldu. Evlilik, değişimdir Hâkim Bey! Aile olabilmek için değişmek gerek. Değişmeyen, aileye aykırı alışkanlıklarını değişmek istemeyen anlar mı hiç evliliğin gereklerinden?

Şimdi bir onun cüssesine, bir de benim bedenime bakın ve sonra yüzümdeki morlukları, vücudumdaki ağrıları lütfen ona göre hesaplayın. Sizce beni incitmesine karşı koyabilir miydim? Bedenimdeki ağrılarım ve tenimdeki ki yaralarım elbet bir şekilde geçer, iyileşir. Peki, kalbimi acıtan, içimi sızlatan, ruhumda açılan yaralar nasıl iyileşecek, benliğimde dolaşan bu ağrılar nasıl dinecek, söyler misiniz? Aynı ortamda olduğunuzda nefesinizin kesilmesine sebep olan biriyle yaşayabilir miydiniz? Sahi soruyorum size; Siz bir gün önce kendinizi kaybedecek kadar şiddet görüp ertesi gün size o şiddeti uygulayan kişinin gömleğini ütülemek zorunda olsaydınız ne yapardınız? Sizi acımasızca acıtan eşiniz akşam işten döndüğünde ona yemek hazırlamanın sofra kurmanın ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü Hâkim Bey? Bu yaşadığımız bu karanlık dünyada, kadınlar olarak bizler, bunlarla baş etmeye çalışıyoruz. Onca hatadan sonra eşim çok pişmanmış. Bu pişmanlık; benden, yüreğimden kopup gidenleri asla geriye getiremez. Bakın eşime, kaybedeceğini düşündükçe kahroluyor siz de görüyorsunuz. Ama artık ben eski ben değilim.

Kimsenin omzunda ağlayamıyorum özgürce, birisine söyleyeyim desem “Olur öyle şeyler” deyip susturuluyorum hemen. Hâkim Bey, eğer kadınsanız ve bir de anasanız çocuğunuz etkilenmesin diye bir sürü acıya katlanırsınız…

Şimdi açık yüreklilikle söyleyin;

-Bedenini, neşeni, mutluluğunu, huzurunu, sağlığını, sosyalliğini alan birisiyle ömür geçirmeye devam et! Aksi halde toplum seni dışlar hatta belki eski kocan sana zarar verir- demek mi istiyorsunuz?

Acıdan ya da şiddetten öldürülünce mi beni anlayacaksınız. Ben biliyorum. Çocuklu olduğum için beni sevmekten vazgeçecek erkekler, oğullarıyla evlendirmek için türlü diller döken anneler artık oğullarına layık görmeyecekler beni ve kadınlar, eşlerinden uzak tutmaya çalışacaklar. Toplum dışlasın, başıma ölüm gelecekse de korunmayayım; ama nefes alayım istiyorum. Ne olur, Hâkim Bey! Bir gün de olsa çok ama çok özledim nefes almayı.

Ben yaralandığım yerden çiçekler açtırırım ruhumda.”

Betül USTA

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.