Merve Adıgüzel, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

27 Temmuz 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:08
İstanbul 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Merve Adıgüzel

Merve Adıgüzel

26 Temmuz 2021 Pazartesi

Çocuklarınıza istismardan korunmayı kitaplarla öğretin

Çocuklarınıza istismardan korunmayı kitaplarla öğretin
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İstismar ve beden mahremiyeti kavramları, ebeveynlerin günümüzde çocuklara açıklamakta zorlandıkları, ancak çok önemsenen konuların başında geliyor.

Çocuklar onlara anlattığınız her şeyi, onların dilinden anlattığınız sürece anlayabilirler. Oyun, resim, müzik gibi etkinliklerin yanı sıra hikayeler ve öyküler de çocuklara ulaşabilmemiz için oldukça işe yarayan araçlardır. ⠀

İstismardan korunma yollarını, beden mahremiyetini, özel bölgeleri, çocukların kaybolduklarında hangi yolları izlemeleri gerektiğini ve iyi sır-kötü sır gibi önemli başlıkları içeren bu kitapları çocuklarınıza keyifle okumanızı dilerim.

Devamını Oku

Duygusal sağırlık da mümkün – Aleksitimi

Duygusal sağırlık da mümkün – Aleksitimi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Duygu Sağırlığı”, “Duygu Körlüğü”, “Duygusuzluk” gibi isimleri de olan bir durum Aleksitimi. Yeni yeni duymaya başlamamıza karşın uzmanlar tarafından 40 yıl önce keşfedilmiştir. Kişinin kendisinin veya çevresindekilerinin hislerini anlayamaması, bu hisleri ifade edememesi ve buna göre davranamaması anlamına gelmektedir. Aleksitimik kişiler empati kurmakta ve duygusal yanıt vermekte zorluk yaşarlar. Buna bağlı olarak sosyal ilişkilerde ve iş hayatlarında sıklıkla problemlerle karşılaşırlar.

Fiziksel sağlığı da etkiliyor

Duygularımızın farkında olmak ve hangi tepkiyi neden verdiğimizi bilmek fiziksel tepkilerimizi hafifleten bir durumdur. Aleksitimik kişiler ise duygularının farkında olmadıklarından, vücutları fiziksel birtakım tepkiler verir ve psikosomatik kökenli olan İrritabl Bağırsak Sendromu, Fibromyalji, kronik ağrı, panik atak, anksiyete bozuklukları gibi hastalıklardan mustarip olurlar.

Neden Aleksitimi?

Aleksitimi duygusal bir travma nedeniyle oluşabildiği gibi bilinen en yaygın nedeni sosyalleşme eksikliğidir. Beynimizde duyguları tanıyan ve buna göre tepki vermemizi sağlayan bölgeler bulunmaktadır ve yetersiz uyaran verilmesi bu bölgenin gelişememesine neden olur. Erken yaşlarda anne-babasından yeterince ilgi görmeyen, sosyal etkileşimden yoksun kalan ve jestleri, mimikleri, verilen duygu tepkilerini öğrenemeyen çocuk, geleceğin aleksitimik bireyi olabilmektedir.

Aleksitimi nasıl anlaşılır ve tedavisi var mıdır?

Uluslararası alanda kabul görmüş Toronto Aleksitimi Ölçeği’ne göre aşağıdaki cümleler aleksitimik bireylerin sıklıkla kullandıkları cümlelerdir. Bu cümlelerin değerlendirilen kişiye ne kadar uyduğuna bakmak duygusal körlüğe sahip olup olmadığını anlamada yardımcı olacaktır:

  • Ne hissettiğimi çoğu kez tam olarak bilemem.
  • Duygularım için uygun kelimeleri bulmak benim için zordur.
  • İçimde ne olup bittiğini bilmiyorum.
  • İçimdeki duyguları yakın arkadaşlarıma bile açıklamak bana zor gelir.
  • İnsanlarla, duygularından çok günlük uğraşları hakkında konuşmayı yeğlerim.

Aleksitimi terapilerle çözümlenebilen ve gelişme gösteren bir durumdur. Duyguların kaynağı, kişideki belirtileri ve buna uygun davranışlar üzerinde çalışarak ilerleme kaydetmek mümkündür.

Merve ADIGÜZEL

Uzman Psikolog/Aile Danışmanı

Devamını Oku

Çocuklara depremi anlatmak

Çocuklara depremi anlatmak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Deprem gibi pek çok doğal afet beklenmedik, ani, ürkütücü ve korku uyandırıcıdır. Etrafımızdaki yapının birdenbire değişmeye başlaması yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de korkutucudur. Ancak çocuklar için depremi ekstra korkutucu kılan şeylerden biri de ne olduğunu bilmemeleri ve dolayısıyla sarsıntının neden olduğunu anlayamamalarıdır. Bu nedenle her ne kadar tatsız ve çocuklara anlatması zor bir konu olsa da, tıpkı Allah, din, ölüm gibi soyut konuları anlatırken yaptığımız gibi doğru, kısa ve öz açıklamalar yapmak uygun olacaktır. Depremi anlatırken yapılması gerekenler ve önemli püf noktaları aşağıdaki gibidir;

•            Çocuklara depremin ne olduğunu açıklamak gerekir. Depremin üzerinde bulunduğumuz zeminle alakalı olduğunu, orada meydana gelen hareketlenmelerden ötürü bu sarsıntının yaşandığını ve bu sarsıntı yaşandığında bulunduğumuz ortamdaki eşyaların sarsıntının etkisiyle bize zarar vermemesi adına masanın altına veya kolon kenarlarına konumlanmamız gerektiğini anlatmak önemlidir. Bunlardan bahsederken teatral hareketlerle, mümkünse eğlenceli bir şekilde prova yaparak anlatmayı deneyebilirsiniz,

•            Sarsıntı geçene kadar bulunduğumuz ortamdaki güvenli yerlerde bekledikten sonra binada bir hasar oluşup oluşmadığını ölçmek ve anlayabilmek adına dışarı çıkmamız gerektiği belirtilmelidir,

•            Dışarıda bulunulan süre zarfında gerekli ihtiyaçların karşılanabilmesi adına bir deprem çantası hazırlayabileceğinizi anlatabilirsiniz. Hatta bu çantayı çocuğunuzla birlikte hazırlayabilir ve onun da fikrini alabilirsiniz,

•            Depremin doğal bir yaşam olayı olduğunu ve gerekli önlemler alındıktan sonra herhangi bir zararının dokunmayacağını açıklamalısınız. Bu açıklamaları yaparken binaların yıkılması veya göçük altında kalma gibi durumlardan bahsetmemeye özen göstermelisiniz,

•            Depremin olduğu dönemde çocukların televizyondaki ilgili haberleri görmesine veya seyretmesine engel olmalısınız,

•            Durumu çocuğun gözünde normalize etmek ve yaşanması olası bir olay olarak göstermek panik duygusunun önüne geçecektir,

•            Çocuğa depremi anlatırken Jenga gibi blok oyunlarından faydalanabilirsiniz. Çocukların ergenlik dönemine kadar soyut kavram becerisi gelişmediğinden somut bir nesneyle anlatmak durumu daha rahat anlamalarını sağlayacaktır,

•            Eğer çocuğunuz bir binanın yıkılmasıyla ilgili bir haber duyar veya başka bir şeye şahit olursa, deprem esnasında zemin fazla sallandığı için binanın ayakta durmakta zorlanmış olduğunu söyleyebilirsiniz. Hatta birisi bizi hızlıca sarstığı veya ittiği zaman da ayakta duramayıp yere düşmemizden örnek verebilirsiniz. Bu binaların tekrar yapılabileceğini ve bu sefer depreme karşı daha iyi önlemler alınarak inşa edileceğini aktarabilirsiniz,

•            Çocuklar bu gibi durumlarda güvende olup olmadıklarını bilmek isterler. Sordukları spesifik soruların altında “Güvende miyiz?” sorusunun cevabını arama yatmaktadır. Bu nedenle anne-baba olarak onun yanında olduğunuzu ve güvende kalmak adına gerekli önlemleri aldığınızı belirtmelisiniz,

•            “Endişelenme, korkma.” gibi telkinlerde bulunmak faydasızdır. Deprem hoşa gitmeyen, insanda panik ve korku uyandıran bir durumdur. Bu nedenle çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat vermek ve duygularını ifade ettikten sonra sakinleştirmek adına onun daima yanında olduğunuzu söylemeniz, her koşulda onu koruyacağınızı aktarmanız daha etkili olacaktır,

•            Eğer depremin olduğu gün çocuğunuz huzursuz ve endişeliyse, o akşam sizinle yatması için teklifte bulunabilirsiniz,

•            Her ne kadar zor olsa da, çocukların yanında kaygılı ve panik halde olmamanız gerekir. Anne-baba-çocuk arasındaki kaygı bulaşıcıdır. Zaman zaman sizin de endişelendiğinizi, ancak gerekli önlemleri aldığınız için sakin kalabildiğinizi aktarabilirsiniz,

•            Depremin doğal bir yaşam olayı olduğunu, yalnızca sizin değil herkesin bu sarsıntıyı hissettiğini, üzerinde bulunduğumuz zeminin aynı insanlar gibi var olan enerjisini dışarı atması gerektiğini ve bunun doğal olduğunu açıklayabilirsiniz. Depremin binaların yıkılmasıyla ve insanların zarar görmesiyle sonuçlanan bir yaşam olayı olduğuna vurgu yapmamak önemlidir,

•            Bir müddet kaygı temelli sorular sorabilir ve oyunlarına bu kaygıyı yansıtabilirler. Bu durum sizi endişelendirmemelidir. Ancak depremden 1 ay sonra dahi aynı davranış tarzı devam ediyorsa bir uzmandan yardım almak gerekebilir.

Merve ADIGÜZEL

Uzman Psikolog/Aile Danışmanı

Devamını Oku

Tuvalet eğitimi için önemli adımlar

Tuvalet eğitimi için önemli adımlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocuğun hazır bulunuşluğu önemlidir ve her çocuğun hazır olma zamanı farklıdır. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın ve hazır olmadığı bir zamanda tuvalet eğitimine başlamayın.

Tuvalet eğitimi için yaz aylarını tercih edin. Kış mevsiminde çocuğunuz üşüdüğü için bezini açmaya veya tuvalete gitmeye istekli olmayabilir.

Çocuğunuzun tuvaletini tutmaya hazır olduğuna dair işaretleri takip edin. Bezini çekiştirmeye, tuvaletinin geldiğini belli etmeye, buna dair kelimeler söylemeye, bezi kirlendiğinde rahatsız olmaya başladığında tuvalet eğitimi vermeyi düşünebilirsiniz.

Tuvalet eğitimi sırasında daima pozitif ve güleryüzlü olun. Çocuğunuz sizin gergin ve sonuçla ilgili kaygılı olduğunuzu hissederse, süreçte zorluk yaşama ihtimaliniz yüksek olacaktır.

Çocuğunuza tuvaleti tanıtın. Çiş, kaka, sifon, klozet, tuvalet kâğıdı gibi kavramları ona anlatın.

Çocuğunuza yapılması gerekenlerin sırasını öğretin. Soyunması, klozete oturması, tuvaletini yapması, özel bölgesinin temizlenmesini beklemesi, sifonu çekmesi ve ellerini yıkaması rutinini ona anlatın.

Özellikle ilk günlerde çocuğunuzun rahatlıkla çıkarabileceği kıyafetler giydirmeyi tercih edin. Zor açılan düğmeler, fermuarlar çocuğun tuvaletini kaçırmasına yol açabilir.

Çocuğunuzun reddettiği herhangi bir durum olduğunda asla ısrarcı olmayın. Talepkar ve ısrarcı davrandığınız takdirde tuvalet eğitimi bir inatlaşma rutinine dönebilir.

Çocuklar büyük tuvaletlerini yapmakta küçük tuvalete kıyasla daha fazla zorlanabilirler. Büyük tuvaletlerini beze yapmak isteyebilirler ve lazımlığa/tuvalete yapmaktan çekinebilirler. Ona zaman tanıyın.

Tuvalet eğitimi sırasında yapılan en büyük hatalardan biri çocuklara yalnızca geceleri bez bağlamaya devam etmektir. Çünkü çocukların uykusu derin olabilmekte ve bu nedenle geceleri altlarına kaçırabilmektedirler. Aileler de çocukları tuvalete kaldırmak zorunda kalmamak için geceleri bez bağlamaya devam edebilmektedirler. Ancak bu durum çocuğun kafasının karışmasına ve kaçırmaların artmasına yol açar.

Çocuğunuz, tuvalette veya lazımlıkta otururken onunla sohbet edin. Çocuğunuzun tuvaletini yaparken gerilmemesi ve durumun normalleştirilmesi önemlidir.

Çocuğunuzun başarılı bir şekilde tamamladığı her aşama için onu övün ve çabasını takdir edin.

Titiz, temizliğe fazlaca önem vererek, aşırı müdahaleci bir biçimde hareket ettiğinizde çocuğunuz tuvalet eğitimini reddedecektir. Hatta bazı çocuklar bu tutumdaki annelerini cezalandırmak için kasıtlı bir şekilde tuvaletlerini altlarına yapabilmektedirler.

“Teo’nun Kaka Kitabı”, “Minik Elif’in Tuvalet Eğitimi”, “Kaptan Mumu’nun Tuvalet Kitabı” gibi kitapları çocuğunuza okuyabilirsiniz.

Merve ADIGÜZEL

Uzman Psikolog/Aile Danışmanı

Devamını Oku

Sıkça sorulan sorular üzerinden çocuklara ölümü anlatmak

Sıkça sorulan sorular üzerinden çocuklara ölümü anlatmak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocuklar doğdukları andan itibaren çevrelerini, yaşadıkları yeri, etraflarındaki insanları, yapılan eylemleri gözlemlerler. Anlamlandırmaya çalışırlar ve sorgularlar. Yürüyüp konuşabildikleri andan itibaren de bu sorgulamaları yansıtmaya ve çeşitli şekillerde dile getirmeye başlarlar. Çocukların özellikle 3-6 yaş döneminde soyut kavramları sorgulamaya başladığı görülür. Ölüm, cinsellik, din gibi soyut kavramların en çok sorgulandığı dönem ise 5-6 yaş dönemidir.

Ölüm kavramı yaşamın içindedir ve biz farkında olmadan da çocuklar günlük yaşam içerisinde ölümle tanışmaya başlarlar. Sokakta ölmüş bir hayvan görebilirler. Televizyon, tablet, bilgisayar aracılığıyla kulaklarına ölüm kelimesi çalınmış olabilir. Sahip oldukları evcil bir hayvan ölebilir ya da bir bitkinin solmuş, kurumuş halini görmüşlerdir. Hayatın içinde olan bu kavramı çocuklara doğru, net, kısa ve uygun ifadelerle açıklamak oldukça önemlidir. Çocukların soyut kavram becerisi tam anlamıyla gelişmediğinden yapılan ayrıntılı açıklamalar kafalarının karışmasına, korkmalarına ve yakınlarını kaybetme noktasında endişeye kapılmalarına neden olacaktır.

Ölüm kavramı ebeveynlerin sıkça sordukları sorular üzerinden ele alınacaktır.

  1. Çocuklar ölümü ne zaman merak etmeye başlar?

Çocuklar bu tip kavramları 3-6 yaş aralığında merak etmeye ve sorgulamaya başlarlar. Bu sorgulamaların yoğunlaştığı dönem ise 5-6 yaş dönemidir.

  • Çocuklar ölümle ilgili hangi soruları sorarlar?

“Ölmek ne demek?”

“Öldükten sonra ne olur?”

“Anne-baba, sen yaşlandın mı? Ölecek misin?”

“Ölenler bizi yukarıdan görebilir mi?”

“Herkes bir gün ölecek mi?”

“Ben büyüyünce mi öleceğim?”

“Ölünce bir daha sizi hiç göremeyecek miyim?”

“Neden ölen insanları gömüyoruz?”

“Anneannem benim yüzümden mi öldü?” gibi pek çok soru sorabilirler.

  • Çocuklar ölüme nasıl tepki verir?

Çocukların ölüme verdikleri tepkiler yaşlarına, mizaç özelliklerine, aile tutumuna ve çevresel faktörlere göre değişkenlik gösterebilmektedir. Ancak genel olarak sevdiği bir yakınını kaybetmiş ve yas sürecinde olan bir çocukta uyku problemleri, diğer sevdiklerinin ölmesinden korkma, sevdiği insanları hep gözünün önünde tutmaya çalışma, durgunluk, dalgınlık, dikkatini odaklamakta zorluk, öfkeli ruh hali, içe kapanıklık gibi tepkiler gözlenebilir.

  • Çocuğumu mezarlık ziyaretine götürmeli miyim?

Pek çok uzman mezarlık ziyaretinin ölümü somutlaştırmak ve kabullenilmesini kolaylaştırmak adına faydalı bulmaktadır. Özellikle de ergenlik dönemi öncesinde çocukların soyut düşünme becerileri henüz gelişmemiştir ve ölüm soyut, yetişkinler için bile açıklaması zor bir olgudur. Bu nedenle çocuğun mezarlığı görmesi, sevdiği kişinin orada olduğunu ve istediğinde ziyaret edebileceğini bilmesi yas süreci açısından faydalıdır. Bu sayede ölüm kavramı çocuğun zihninde somutlaşır ve farklı bir anlam kazanır. Defin işlemi esnasında çocuğun mezarlıkta bulundurulması ise hassas bir konudur. Sevdiği kişinin toprak altına konduğunu görmesi çocuk açısından korkutucu olabilir. Bu durum çocuğun ve ailenin duygusal yapısına göre titizlikle değerlendirilmelidir.

  • Çocuğum devamlı ölümü sorguluyor ve “Anne sen ölecek misin? Baba sen yaşlandın mı?” gibi sorular soruyor. Nasıl cevap vermeliyim? Onu nasıl sakinleştirebilirim?

Çocukların soyut kavramları sorguladıkları 3-6 yaş döneminde sıklıkla sordukları sorulardan bir tanesi anne-babasının ölüp ölmeyeceğidir. Ölüm kavramını sorgulamaya başlayan çocuk, öncelikle ölümün nasıl bir şey olduğunu ve sebebini öğrenmek ister. Yetişkinler tarafından yapılan dolaylı ve karmaşık açıklamalar ise çocukların kaygısını arttırır. Ölümü çocuğa açıklarken somut, doğru, kısa ve yaşa uygun açıklamalar yapmak oldukça önemlidir. “…. öldü. Yani artık yemek yiyemez, yürüyemez veya konuşamaz.” gibi açıklamalar ölümün çocukların kafasında somutlaşmasını sağlayacaktır.

Diğer yandan çocuklar ölümün sebebini merak eder. Ancak ebeveynlerin yaptığı en büyük hata ölümü tek bir sebebe bağlayarak açıklamaktır. Örneğin dedesinin yaşlandığı için öldüğünü bilen bir çocuk devamlı anne-babasının yaşlanıp yaşlanmadığını sorgulayabilir ve devamlı anne-babasının yaşını sorabilir. Anneannesinin herhangi bir hastalık nedeniyle öldüğünü bilen bir çocuk hasta olmaktan korkabilir veya annesi grip olduğunda aşırı tepkiler verebilir. Bu nedenle ölümü tek bir nedeni vurgulayarak açıklamak doğru değildir. Çocuğa her canlının bir yaşam süresi olduğu anlatılarak doğadan örnekler verilmesi uygun olacaktır. Örneğin bir tohumun nasıl toprağa ekilip önce bir fidana, sonra bir ağaca dönüştüğü, meyve verdiği, çiçek açtığı ve yaşamının sonunda kuruyup meyve vermeyi kestiği anlatılabilir. Bu tip örnekler ölümün çocuğun zihninde somutlaşması açısından da faydalıdır.

Yaptığınız tüm doğru ve sakinleştirici açıklamalara karşın çocuğunuz bir süre ölümden korkmaya ve sorgulamaya devam edebilir. Ancak bu dönemde sakin kalınarak çocuğun duyguları hakkında konuşmasına izin verilmelidir.

  • Herhangi bir kayıp durumunda ne zaman profesyonel destek almak gerekir?

Sevilen kişinin ölümü üzerine yas tutulması normaldir. Ancak çocukta görülen yas süreci belirtilerinin şiddeti, sıklığı ve süresi oldukça önemlidir. Çocuk günlük işlerini yapamayacak duruma geldiyse, yoğun bir korku, endişe ve panik halindeyse, dikkatini herhangi bir konu üzerinde yoğunlaştıramıyorsa, sebepsiz bedensel şikayetleri varsa, aşırı öfkeli bir ruh halindeyse, okula gitmeyi reddediyorsa ve bu şikayetler uzun zamandır gözlemleniyorsa profesyonel bir destek almak gerekir.

  • Ölen kişinin başka bir ülkeye yerleştiğini veya uzun bir seyahate çıktığını söylemek doğru olur mu?

Aileler ölüm kavramını açıklamakta zorlandıklarından gerçeği olduğu gibi söylemek yerine çarpıtmayı tercih etmektedirler. Ölen kişinin uzun bir uykuya daldığını, başka bir ülkeye yerleştiğini, iş için uzun bir seyahate çıktığını söylemek bunlardan bazılarıdır. Aynı zamanda çocuğun yaşayacağı üzüntüyü azaltmak adına ölen kişinin bizi gökyüzünden görebildiği, bizi daima izlediği söylenir. Ancak çocuğa yanlış bilgiler verilmesi ve gerçeğin çarpıtılması, çocuğun yaşadığı kaygının artmasına neden olur. Çünkü o kişinin birdenbire ortadan kaybolması, geri planı olmayan kısa açıklamalar, çocuğun etrafındaki pek çok kişinin üzüntülü olması ve ağlaması çocuğun aklında soru işaretleri yaratır. Tıpkı yetişkinler için olduğu gibi çocuklar için de bilinmeyen veya muğlak olan şeyler kaygı vericidir. Gerçek ortaya çıktığında veya çocuk bununla ilgili konuşmalara şahit olduğunda, olayın aktarıldığı gibi olmadığını anlayacaktır ve etrafındaki kişilere olan güveni azalacaktır.

Ölüm de yaşamın bir gerçeğidir ve üzüntü veren bir durumdur. Çocuğun böyle bir olay karşısında üzülmesi, ağlaması, yas tutması oldukça sağlıklı bir tepkidir. Çocuğun da yetişkinler gibi yas tutmasına izin verilmelidir ve duygularını ifade etmesine fırsat tanınmalıdır. Ölen kişiden istediğinde bahsedebilmelidir ve o kişinin fotoğrafları evin herhangi bir köşesinden kaldırılmamalıdır. Ölen kişi için bir ağaç dikmek, o kişiye duyguları ifade eden bir mektup yazmak, bir hatıra defteri oluşturmak, evin bir köşesini anı köşesi olarak belirlemek çocuğun duygularını ifade etmesi için önerilebilecek yöntemlerdir.

  • “Ölen kişilere ne olur? Nereye giderler? Öldükten sonra ne olur?” diye sorarsa ne cevap vermeliyim?

Pek çok dini ve felsefi inanışa karşın öldükten sonra ne olacağı yaşayan tüm canlılar için bir muammadır. Yaşayan varlıkların yaşam sonlandıktan sonra ne olduğunu bilmesi mümkün değildir. Bu nedenle çocuğun sorduğu bu soru karşısında dürüstçe “Henüz yaşamımı sürdürdüğüm için öldükten sonra ne olduğunu bilmiyorum” demek en uygunudur.

Eğer dini inanışınızdan çocuğunuza bahsetmek istiyorsanız veya bu soruya dini bir yanıt vermeyi uygun görüyorsanız çocuğunuz yaşını dikkate almanız gerekir. Dini pek çok kavram soyuttur ve çocukların soyut düşünme becerileri ergenlikten önce gelişmez. Bu nedenle cennet-cehennem, günah-sevap, şeytan-melek gibi kavramlar çocuğun kaygı düzeyinin artmasına neden olabilir.

  • Annemi kaybettim ve oldukça üzgünüm. Oğlumun/kızımın yanında ağlamamaya çalışsam da zaman zaman beni görebiliyor. Bu durumdan olumsuz etkilenir mi?

Anne-babanın çocuğuna destek olması, pek çok durumda güçlü durması, çocuğuna yol göstermesi, onu mutlu etmeye çalışması kadar üzgün veya sinirli olması, ağlaması, kendini güçsüz hissetmesi de normaldir. Özellikle kaybedilen kişi hem çocuğunuzun hem de sizin sevdiğiniz bir kişiyse sizin de bu kayıptan ötürü üzgün olduğunuzu, zaman zaman içinizden ağlamak geldiğini, o kişiyi özlediğinizi, onu tekrar göremeyecek olduğunuz için üzüldüğünüzü, ancak bu süreci birbirinize destek olarak atlatabileceğinizi söylemeniz uygun olacaktır. Sizi zaman zaman ağlarken görmesi herhangi bir sorun yaratmayacaktır. Acıyı paylaşıyor olmak ve birbirinizi duygularınızı ifade etme noktasında özgür bırakmanız yas sürecinin sağlıklı bir şekilde sonlanması için oldukça önemlidir.

  1. Ölümün geri dönüşü olmadığını açıklamalı mıyım?

Çocuklara her koşulda ve durumda doğru bilgi verilmelidir. Yalnızca bu bilgileri verirken çocuğun yaşına, sorduğu sorunun sınırlarına, duygu durumuna dikkat edilmelidir. Ölümün geri dönüşü olmadığı açıklanmalıdır. Aksi takdirde çocuk o kişinin geri döneceğini umarak bekleyecektir. O kişinin geri gelmediğini gördüğünde veya gerçeğin bu olmadığını anladığında bu açıklamayı yapan kişiye karşı öfke hissedecektir. Kendimizi sonrasında çocuklara açıklayamayacağımız bir durumun içerisine sokmamak en doğrusudur.

Merve ADIGÜZEL

Uzman Psikolog/Aile Danışmanı

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.