Mustafa Sefa Güvenir, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

bettilt giriş

01 Ekim 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

ataşehir escort
a İkindi Vakti 16:09
İstanbul 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Mustafa Sefa Güvenir

Mustafa Sefa Güvenir

08 Nisan 2022 Cuma

Artık sustum

Artık sustum
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yok öyle yağma, dış güçlerden, cep telefonun var mı, ne marka demek falan yok, yaptıklarımızı, yapacaklarımızın teminatı olarak göstermek de yok; niye? Çünkü aynası iştir kişinin ne dediğine ne yazdığına bakılmaz, işi ayna olamamışların yaptıklarını sözle mi anlatacağız? O işler artık geride kaldı, kimseye hiçbir şey anlatmak zorunda değiliz, anlatmayacağız da o işi yapanlara bıraktık artık, belki yeni nesle ama yaş sınırım bu konuda kesinlikle 25 olmuştur, olacaktır.

Yaptığım hiçbir doğruya inanmıyor, güvenmiyorum, iktidarın yaptıklarına destek olduğum zamanlardaki kadar. Bundan yirmi sene evvel bugünün hayalini dahi kuramazken, geldiğimiz noktada bir şeyin de gerçekliğini yaşıyorum ve artık umurumda değil demenin keyfini çatıyorum.

Yani yapılanları görmeyen, görmezden gelenleri umursamıyorum, yapılan icraatları ıskalayan tipleri falan. Yahu onlara kesilecek en güzel ceza buymuş, ben bunu niye anlamamışım bunca zaman? Bu da benim ahmaklığım olsun ve buna siz okurlar da şahit olun. Bu yazı da arşivimdeki yerini alacak, gelecek Türkiye’sinde bu makaleyi açıp; “aha” diyeceğim, “memleket bu halde iken, biz o günlerden görmüştük bugünleri, çok şükür ahmaklardan olmadık, global perspektifimizi hiç yitirmedik”

Size şiddetle tavsiyemdir, günlük paylaşımlarınıza değilse bile lütfen haftalık rutinde bakın; yapılan sözde muhalifler hakkındaki paylaşımlarınızla iktidarın yaptıkları icraatlar arasında ne kadarlık bir rant farkı var. Bayanlar baylar, elleri yanlış paylaşımlara kayanlar, artık anlayın isterseniz, sözde muhalefetin yalanlarına harcadığınız zaman, enerji, paylaşımları bir kenara bırakın ve iktidarın yaptığı doğru işleri paylaşın. Zira bu memlekette iki şeye yetişemiyoruz; Sözde muhalefetin yalanlarına, iktidarın icraatlarına…

Yalan yalanlanmaz çünkü buna ihtiyacı yoktur, doğru doğrulanmaz çünkü buna ihtiyacı yoktur. Yerinizde olsam bütün vatanseverliğimi iktidarın yaptıklarına, söylemlerine, yatırımlarına, dünüyle, bugünüyle, yarınıyla bakar, mercek altına alırım. Çünkü yapılan işlere yetişmek için vaktiniz ancak yetecektir. Bor, toryum, doğalgaz, petrol, köprüler, demiryolları, karayolları, havalimanları, üniversiteler, sanayileşme, uzak sahanlığı, kara ve deniz sahanlığı, yurtdışından gelen dünya devi yatırımcılar, yerli bankaların piyasa hacimleri, artan altın rezervi, yerli silahlar, dünya politikalarındaki rolümüz… Rica ediyorum bunlara odaklanın ve zerre kadar muhalif yaygaralara kulak asmayın. Bunlar ortaya bir yalan atıp, kendi kitlelerine kilitliyorlar, yahu bana ne? Kitle müsait de bize ne oluyor? Kardeşim siz kilitlenmeyin bunlara, bu iş dava meselesi ve davalarda gönül kilidinin anahtarı, gönlün sahibindedir. Bizim cenaha bu konuda kızıyorum artık, salıverin gitsin dostlar. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Mahkeme salonunda sizden şikayetçi olan, yapmadıklarınızla size iftiralar atan kişiye suçsuz olduğunuzu ispatlamaya çalışmaya… Yahu suçlayan o, ben niye suçsuzluğuma delil göstermek zorundayım ki? Suçum varsa o ispatlasın, ben niye suçsuzluğumu ispatlamak zorunda kalayım?

İktidar, muhalefet, akıl, zekâ, feraset, makam, millet, zillet, küfür, hak nedir bunların manasını, en azından kelime olarak öğrenin. Az sabredin millet, görecek güzel günler öyle çok da uzakta değil. Kim kimin soyundandır, kim soysuzdur, kim liderdir, kim lider gibi giydirilip memlekete tebelleş ettirilmiştir öğreneceğiz hep beraber. Bu ülkede miş gibi yapan kalmayana kadar durmak yok yola devam… He! Şundan emin olun, bu millet milli muhalefetini de pek yakında doğuracaktır rahminden. Onların aptal zannettikleri bu milletin hafızası hiç zayıf değildir, sözde; aydın, muhalif, sanatçı kimdir ve asıl olan hangisi olmalıdır anlayacaksınız pek yakında. Sanatçı muhalif olandır diyen meslektaşların fısıltılarını duyuyorum duymasına da cevabı buraya yazıyorum;

“Haklısınız sanatçı muhalif olandır ama milletin yanında yer almak şartıyla, öteki türlü halka rağmen halkçı, kraldan çok kralcı bir avuç artizzzzz olursunuz hepsi bu”

m.sefam@gmail.com

Devamını Oku

Artık şeytan taşlamayı bırakın!

Artık şeytan taşlamayı bırakın!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sosyal medya, her defasında yerden yere vurduğumuz ama vazgeçemediğimiz bağımlılık yapan bir enstrüman… İnsanlar teknolojinin kendilerine bahşetmiş olduğu bir kuvvetten doğru istifade ettikleri zaman ne güzel işler çıkıyor oysaki ortaya. Bazen kantarın topuzunu kaçırmıyor da değiliz ama şimdi Allah var, sanki biraz doğru amaca yönelik hareketler de yok değil.

Davul tokmağının adam dövmek için değil de sanki davul için yapıldığını keşfetmenin ötesinde, uzaktan da hoş sesler çıkartmaya başladığımız bir gerçek.

Çok değil bundan üç ay öncesine kadar kıraathane jargonu ile konuşulan bir ortamdan, adeta bir televizyon programı formatına bürünen sohbet odalarında gerek halkın nabzını tutmak gerekse de işinin ehilleri tarafından yapılan analizlere şahitlik etmek oldukça mümkün. Süreç bize bununla ilgili ne getirir bilmem ama gidişat gayet güzel görünüyor. Şunu çok temiz anladık milletçe, birbirine muhalefet eden günümüz bakış açısı her iki uçlarında en ucunda. Kimse şu saatten sonra ne kuyruk ne de evlat acısından ne de bakış açısından vazgeçmeyecek. Zira sapla samanın bariz bir şekilde birbirlerinden ayrıldıkları şu zamanda kararlar ve bakış açıları gayet net. Bundan sonrasında bu ülkede kesin, keskin, kararlı duruş sergileyen ve zembille mucizelere bile tanıklık edilse, tanıkların bunun bir sihir olduğuna inandığı o Firavun duruşu kesp etmiş durumda.

Peki ya bundan sonra ne olacak?

Öyle ya bakıyorum da taraflar arasında bir yorgunluk başladı. Kararlar verilmiş, herkes düşüncesinin değil ama tarafının atacı olmuş ve kendini fikirleri ile raptetmiş bir kırtasiye ürünü olmuş. Aynı cümlelerin fotokopisini birbirine veren öğrenciler gibi mezun olacakları günü dört gözle bekliyorlar, ben o malum kesimden çoktan umudumu kestim, yani onları mezun edecek ben değilsem de mezun olamayacakları bir bakış açısına sahip olduklarından adım kadar eminim. Hatta onlara kırtasiye kesimi diye kendimce bir isim de buldum.

Bu saatten sonra, o bahsetmiş olduğum sohbet odalarında kendilerine söz hakkı verilmediği ve hatta kendilerinin de söz hakkı tanımadıkları gibi kesin bir yargı oluştu; artık herkes kendi odasını geliştirmenin peşinde. Çok da iyi oldu; zira yorucu ve havanda su dövdüren o içi boş tartışmalardansa insanların kendi bakış açılarını daha da geliştireceği, analizleri doğru isimlere yaptırdıkları bir duruma evrildi iş. Biz twitter ilk çıktığında anlamaya çalışırken; “Artık Amerika’daki başkana bile yazabileceğiniz bir platform var” dediklerinde inanmamıştık. Bu bahsettiğim sohbet odalarında, büyük şehir belediye başkanlarının, vekillerin ağırlandığına defalarca tanık oldum. Artık sosyal mecra sosyal medya olmuş durumda. Önümüzdeki seçimlerde mitingler bu mecralarda gerçekleşecek ki şu anda da böyle. Yapılan hizmetlerin ya da alınamayan hizmetlerin karşılıklı münazara edildiği, taraflı televizyon kanallarından ziyade, tarafların birbirleri ile direkt olarak muhatabıyla konuştukları mahkeme ve muhakeme meclisleri bu odalarda kuruldu.

Necdet Kardeşim (Abdulhamid kullanıcı adı) Haluk Akbulut ve Ömer (tcmilletim kullanıcı) Antidemokratik Oda açtılar aylardır. İsmine bakıp da sakın anti demokrat bir çizgi de seyrettiklerini veya içerdiklerini düşünmeyin, odanın isminin böyle olmasının sebebi, parazit yapacak isimleri, sesleri kesmeleri hatta yer vermemeleri, zira bu konuda çok da haklılar, çünkü beyazı daha beyaz yapmak varken, kara seslere yer verip, gürültü kirliliğine izin vermiyorlar, yapılan icraatları direkt muhatabından halka arz ettiriyorlar. Ahmaklarla uğraşmak ve ama’ları, fakat’ları, lakin’leri tüketemeyen kesime bir şeyler anlatmakla vakit kaybedeceklerine, yalanları delilleriyle dile getirip, gerçekleri de hizmetleri de halkın kendisine duyuyorlar. E haksızlar mı? Bir kısım keendi yakın çevremden biliyorum ki bu ülkedeki o malum kesim “ama” diyecek bir şeylerin arayışı içerisindeler, üstelik bardağın dudak payına, dolu tarafını ıskalayacak kadar raptetmişler fikirlerini ki biz buna fikir de diyemeyiz, çünkü teşekkül edecek fikir yapılanı eleştirdiği kadar yapılması gerekeni söyleyendir. Kısacası sadece karşısında duran değil neyin yanında olduğunu da arz edendir, dolayısı ile teşekkül edemeyenlere teşekkür edemiyoruz, hatta mümkünse kalkınmamızın yakasından kirli ellerini çeksinler istiyoruz.

Bu iş de sevda da burada bitmez, biz bu konuda özellikle sosyal medyayı çok boşladık ve tez zamanda şeytanların ve hizmetkarlarının elinden almaya iyice niyetliyiz, bu arada sözüm muhalif olanlara değil, mişşş gibi görünenlere; bundan dolayı sözümüz meclisten dışarı değil, daha da içeridir. Hasılı dostlar size bir teklifim var;

            Siz de Haluk, Abdulhamid ve Ömer Beyler gibi yapın:

            “Şeytanı taşlayacağım derken, ibadetlerinizi aksatmayın”

            Mustafa Sefa Güvenir

            m.sefam@gmail.com

            İstanbul Mart 2022

Devamını Oku

28 Şubat’ı düşünürken bugün

28 Şubat’ı düşünürken bugün
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ardından ilk ağladığım liderdi Özal, ilk nefret ettiğim yazar Emin Çölaşan olmuştu o zamanlar. Çocuk aklımla Turgut nereden koşuyor kitabını okumuştum ve Özal’ın Ailesi tarafından yapılan yolsuzluklar hakkında bir sürü şey yazılıydı içi, yanlış anımsamıyorsam hakkında yapılmış tek bir iyi icraattan bahsetmiyordu kitap.

Özal gitmişti, Mesut Yılmaz ANAP’ın başına geçince partiyi bitirdi, sanırım o dönem Yeni Demokrasi Hareketi Partisinde görev almıştım, hani şu Cem Boyner’in Partisi, sanırım çoktan Demirel’den bıkmıştım, hiç kimsede ya da hiçbirinde Özal’ın o insanı büyüleyen samimiyeti yoktu, donanım zaten yoktu. Derken sanırım 91 yılında Erbakan Hocam ile tanışmıştım. Konuşmasını dinlediğimde ağzım açık kalmıştı, bu nasıl bir zekâ ve tecrübe idi, Aydın Menderes, Şevket Kazan, Hasan Mezarcı, Recep Tayyip Erdoğan ile de tanışmıştım üstelik. İlk oyumu kullanmıştım bu isimlere, üstelik solak bir çevrede doğup büyümüş bir genç olarak, ailemden bu isimlere dair ne olumsuz ne de olumlu bir söz duymamıştım çok şükür…

Ardından yapılan algı operasyonları, Kalkancı ve Fadime Şahin üzerinden yapılan siyaset, ardından vesayet ve dolaylı isim tamlaması gibi sinsice hayatımıza enjekte edilen 28 Şubat depreminde hepimiz göçük altında kalmıştık. O küskünlüğüm ve kırgınlığımın gazıyla, yaklaşık 30 senelik seçmen geçmişimde ahirette Allah’a hesabını belki de vermek zorunda kalmayacağım tek konudur seçmen vicdan pusulam. 72 yaşındaki annem, hiçbir zaman mütesettür bir kadın olmadı ama buna karşın mütesettür kadınların haklarını savunan insanlarından oldum. Demokrasi sadece seküler kesime değil, mütesettür kesim için de olmalıydı, başkalarına açılma hakkı verdiği kadar kapanma hakkını da tanımalıydı.

Allah şahidimdir mesele benim için hiçbir zaman sağcı solcu, Kemalizm Sosyolizm, Ulusalcılık, Liberal duruş olmadı. Öyle olsaydı Kemalist bir muhitin, çoğunun sosyal demokrat olan sülalenin evladı olarak vicdanımı değil, onları dinlerdim. Tek derdim vardı, bu vatanın insanları refah görsünler, hak ettikleri değerleri bulsunlar. Ki o zamanlar Cumhuriyet okuyan bir gençtim.

En son rahmetli babam ile ani vefatından üç gün önce konuşmuştuk Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ı, henüz çok yeni Başbakan olmuştu reisimiz;

“Evlat Ne düşünüyorsun yeni hükümet hakkında”

“Başbakanlığın bahçesindeki ilk hareket bariyerleri kaldırmak oldu baba, adamlar ecdat gibi halk ile dirsek Temasına girecekler” demiştim. Ona fikrini sormuştum, ismi Fikri, fikirleri güzel babam; “evlat bu adamlar köprüden önce son çıkış ya başaracaklar ya da başaracaklar, ben umutluyum” demişti. Haklı çıktı çok şükür, şimdi görse şu günleri ne memleketi tanıyabilir ne de hatları iyice keskinleşen çevremizdeki insanları. Çünkü o zaman ki cahiller kurtulsa da cahillikten ya da farkında olmayanlar farkına daha bir varmış olsalar da cehiller daha da koyu cehiller. Ya yüzlerine tükürürdü bir daha yüzlerine bakmazdı ya da yüzlerine bakmazdı tükürmemek için. Ruhbanlığın müslümancası olmaz hatta hiçbir şeyin müslümancası Müslümanlık dışında olmaz. Yakın körleri için bir an evvel vicdan gözlüğünü takmalarını diliyorum. Bize doğruları gösteren yanlışların ta kendisi yanlışlarını umarım biran evvel görürler, çünkü artık sapla saman ayrıldı, kendimizden başka şahit edeceğimiz tek bir mesele yok ki karanlıkta kalsın. Sözün özü karanlık ışığın yoksunluğundan değil artık, gözkapaklarından kaynaklı, Allah aydınlığı vermiş ama serbest iradeyi de gözkapaklarını açması gereken kullara vermiş. Yani gerçekler bu kadar aleni ve aydınlıkken sorgulanması gereken aydınlığın kendisi değil, kapatılan gözkapaklarıdır. Çünkü aydınlığı görmezden gelmenin bahanesi görmemek de değildir karanlık da…

#MsefaG / 28 Şubat’ı düşünürken bugün

m.sefam@gmail.com

Devamını Oku

Aaaah Ahhh!

Aaaah Ahhh!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Bu gidiş nereye?” (Tekvir suresi 26. Ayet).

Bu aralar gönül telini bu ayeti kerime çınlatıyor.

Çılgınca tüketen insan yığınları, aman sakın aklınıza tüketim toplumu falan gelmesin, sabırların yanında tüketilen ihtiyaç maddelerinin lafı bile olmaz.

Çok yoğun bir tempoda çalışıyorum, bazen sadece zamanı değil, mekânı da şaşırıyorum, değil yazmaya, nefesim yetse kaval çalmaya başlayacağım, o derece vakitsizlik içerisindeyim ki aha da oturdum yazıyorum, artık tükenen sabrımın son notasında, ister koyun kaval dinler gibi takılın, isterseniz de çıkarın akıl defterlerini, varın siz yapın hesabınızı…

Mahalle yanıyor dört bir yandan hem de dünyanın dört bir tarafında ama bizim mahallenin saç tarayıcıları kel başlarına şimşir tarak yaptırmanın derdindeler. Buna ne şimşir tarak dayanır ne de saç, he bizde sabır tükenmiş çok mu?

İşte bu mahallenin saç tarayıcıları, sahiplerine goygoy yapacağız diye dört bir yandan uluyorlar uğursuz uğursuz… Biri diyor ki tomaları, diğeri diyor ki askerleri, beriki diyor ki teçhizatları kullanın. Büyükleri ulur da küçükleri durur mu? Ne bir sorgulama ne bir başka kaynak araştırma, niye bunlar için izan, feraset ve hepsinden evvel vicdan gerek ama nerdeeee???

Hani senin o küçümsediğin, kendini elit, onları el-it gördüklerin var ya, aslında öyle kıymetli, öyle cevher, öyle müthiş ki sana buradan direkt şunu yazıyorum; O tamamen senin el-itliğin, el-it oğlu el-it!

Siz ne zaman öğreneceksiniz millet ne demek? Siz ne zaman idrak edeceksiniz devlet ne demek? Siz ne zaman öğreneceksiniz peygamberlerin dahi onlara yani millete hizmet etmek için gönderildiklerini? Hiçbir zaman! He pardon, ancak cehennemin dibini boyladığınız zaman. Tasmalarınızı tutan eller mücrim edildiğinde anlayacaksınız bu millete ve dahi devlete ihanet etmenin ne demek olduğunu. Efendim uçak yokmuş, niyeymiş? Siz bir uçağın bir saatte sadece iki tur suyu boşalttığını, aynı sürede bir helikopterin sekiz turla iki buçuk katı su boşalttığını bilmeyenlerden misiniz, yoksa “lan elimin altında madem internet var, bakayım Google ne der bu konuda” diyenlerden misiniz? Sizin en gavurunuz (bütün gayri Müslümler bu tanımın dışındadır) biz bu gerçekleri söyleyince, ağzına götürülen yemeyi yememek için direnen bebe misali kafasını bir sağa bir sola çevirip, çığlıklar atıyorsunuz. Lan bu devleti, milleti, insanımızı sevmiyorsanız, basın gidin artık şu memleketten, millete kafaları mı yedireceksiniz?  Açın bakın interneti, kaç yerde yangın var, kaçına hangi hızda müdahale edilmiş?

Derdimiz başımızdan aşmış, saç tarayıcısı iktidarı nereden vursak, nereden gömsek derdinde. Siz kimin soyusunuz diyemiyorum zira her şey ortada. Şeref konusuna girmiyorum bile; yabancı dillerde ülke adına, devlet adına yardım isteyene ne denir yazmayım.

He kimse kusura bakmasın aşkım milletim, bu memlekette sanatçı adı başlığı altında bir sürü soytarı geziniyorsa ortalık yerde, onlar kendi kitlelerine sizleri de dahil etmişlerse, siz varın bakın derdinizin çaresine. Vermeyin şunlara prim, şarkılarını dinlemeyin, şovlarını, dizilerini, filmlerini izlemeyin, reklamlarında oynadıkları ürünleri tüketmeyin. Efendilerinin tasmalarını tutanların değil de milletin kendisi olduğunu anlayana kadar devam edin, bakın bakalım neler oluyor o zaman. Bu millet istediği ayarda liderleri doğurduğu gibi rahminden, doğuracaktır da sanatçının yeni tanımını, bizim tamlamalara veya sıfatlara değil, vatanseverlere ihtiyacımız var, artık lütfen bunu anlayın. Ön ekinde vatan/millet/devlet sever olmayanlara itibar, değer, prim vermeyin ne olur…

!Gerçek sanatçılar bu yazıda bulunan tanımlamaların tamamen dışındadır!

Mustafa Sefa GÜVENİR

Devamını Oku

Okan Özbay ve ekibinin beni şaşırtan maratonu

Okan Özbay ve ekibinin beni şaşırtan maratonu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Devlet büyüklerimizin özellikle ekranlara yansıtılan basın açıklamaları, konuşmaları veya mitingleri esnasında içeriğin ekrana yansıtılması için sarf edilen emeği bir günlüğüne de olsa birilerinin görmesini, şahitlik etmesini isterdim. Aslında lafı çok da dolandırmadan aktarmak istiyorum Okan Özbay ve ekibinin bizzat beni şaşırtan maratonunu… Dijital Medya Yönetmeni olarak tanıştığım gün onun nasıl işler yaptığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu. İnsanın insana verdiği değer kadar içimde değer biçip, “kıymetli bir kardeşimiz işte” diyerekten yol aldık bir süre işlerimizde. Derken yaptığı işlerin bir kısmı, o da minicik bir kısmında beraber çalıştık yollarımız kesişince ve benim kadar enerjik, dinamik çalışan bir adamın dahi dumur olacağı temposu içerisinde kayboldum gittim. Bir insan pratik zekalıdır anlarım, çok yönlü bir zekaya sahiptir onu da anlarım, ancak soğuk kanlı, halledilebileceği öngören, dahası bu yönlerde en karmaşık düğümleri dahi çözen, mesai saatleri kavramı olmadan günü yetirmek ve işi bu derece başarıyla finallemek, beni bir değil, onlarca defa şaşırttı. Telefonların, mesajların işlerin ardı arkası kesilmiyor ve işin tuhafı vagonlar gibi dizili işlerin birinin dahi aksamak gibi bir şansı yok, dedim ya vagon, sıkıysa biri raydan çıksın. İşte o adamın rutin halini almış o maratonu, bende inanılmaz bir hayranlık uyandırdı. Üstelik benim üstlendiğim kısmı, buz dağının sadece görülen tarafıydı, ona da söyledim bunu, siz de şahit olun;

“Hocam, seni gördüğüm yerde elini öpeceğim”

Bir de birazdan okuyacağınız işleri de yanı sıra yapıyor olması, bende ayrı bir hayranlık uyandırdı, zira bu millete, istikbalimiz olan evlatlarımıza adanmış hedefler ve bu hedeflerin her birine vakfedilmiş bir ömür… Beni bilirsiniz, bu millete hizmet eden her kişi gönlümüzün sarayında, hatta tahtındadır, işte en çok bunu sevdim Okan Hocamda, o bu memleketin öz evladı ve milletimiz için ömrünü adamış.

Diğer yandan Dünya keskin bir viraj daha dönerken, her savaşta, devrimde, keşif de olduğu gibi bu seferinde de mesele çok ciddi ve savrulanlarımız çocuklarımız, gençlerimiz, dolayısı ile yarınlarımız olabilir. Birazdan okuyunca anlayacaksınız ki iki seçenek var; ya evlatlarınızı dijital bir efendiye köle edeceksiniz ya da dijital alemin efendisi yapacaksınız. Bunun başka bir yolu maalesef yok! İşte yarınlarımız olan çocuklarımızın bu alemin çarkları arasında yitip gitmesini istemiyorsak, bilmekten başka çaremiz olmayan bilgiler var. Emperyalizmin son gözdesi olan dijital medya, gözlerini yarınlarımız olan çocuklara dikti, bu oyunda ya varsınızdır ya da yok olursunuz. Günden güne yaygınlaşan sanal alem, Hz Mevlana’nın şu sözünü iyice sindirmiş, anlamış ve bize satmaya başladı bile…

“Oyun çocuk işidir ama çocuk oyunla akıllanır”

Çocuklarımızı oyunlar üzerinden akıllı, cani, zeki, aptal, kukla… Her şeye dönüştürüyorlar, eğer onların anne babaları olarak gözlerimizi açmazsak yarınlar için çok geç olacak. Üstelik bu yarınlar öyle çok da uzakta değiller. Okan Hocam bunun için çalışıyor, gündüzünü gecesine, gecelerini yarınlara erteleyerek, ömrünü hibe ederek. O bizi yalnız ve çaresiz bırakmamak için çabalarken, bizden tek beklentisi onu ve çalışmalarını anlamamız ve yarınımız olan evlatlarımıza bilinçli bir şekilde aktarmamız, onları bu şekilde de koruma altına almamız. The Anatolis Post olarak onunla yaptığımız görüşmeyi kabul ettiği için teşekkür ediyor, kariyerindeki hedeflerine ulaşmasını diliyoruz.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort escort ankara