Müzeyyen Eser, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

Beşiktaş escort Etiler escort Nişantaşı escort

Sancaktepe escort Zeytinburnu escort Antalya escort Ankara escort Avrupa yakası escort Denizli escort Kocaeli escort Merter escort Nişantaşo escort Levent escort Çapa escort Etiler escort Mecidiyeköy escort Taksim escort Beşiktaş escort Bakırköy escort Bahçeşehir escort Esenyurt escort Avcılar escort Avrupa yakası escort bayan Beykoz escort Üsküdar escort Göztepe escort Erenköy escort Suadiye escort Kurtköy escort Tuzla escort Bostancı escort Ümraniye escort Pendik escort Kadıköy escort Kartal escort Ataşehir escort Anadolu yakası escort Bodrum escort Konya escort Muğla escort Malatya escort Gaziantep escort Eskişehir escort Ankara escort İstanbul escort Kayseri escort Adana escort Şirinevler escort Halkalı escort Marmaris escort Fethiye escort Sarıyer escort Maltepe escort Fatih escort Çekmeköy escort Beylikdüzü escort Başakşehir escort Ataköy escort Alanya escort Samsun escort Muğla escort İzmir escort Diyarbakır escort Bursa escort Antalya escort İstanbul escort Göztepe escort Gaziantep escort Adana escort Adana escort Anadolu yakası escort Ankara escort İstanbul escort Ataşehir escort Avcılar escort Avrupa yakası escort Bağcılar escort Bahçeşehir escort Bahçeşehir escort Beşiktaş escort Beykoz escort Bodrum escort Bostancı escort Bursa escort Eskişehir escort Gaziosmanpaşa escort Kadıköy escort Kartal escort Kocaeli escort Konya escort Konya escort Konya escort bayan Malatya escort Pendik escort Şirinevler escort Taksim escort Ümraniye escort Adana escort Antalya escort Bursa escort İzmir escort Bodrum escort Eskişehir escort Konya escort İzmir escort Beylikdüzü escort Kayseri escort İzmir escort Pendik escort Eskişehir escort İstanbul escort escort Fatih escort Antalya escort escort bayan Samsun escort İstanbul escort Bursa escort Antalya escort bayan Antalya bayan escort Antalya escortlar Adana escort Bursa escort İzmir escort Diyarbakır escort Maltepe escort Çekmeköy escort Beylikdüzü escort Şirinevler escort Ataköy escort Halkalı escort İstanbul escort Şişli escort Kayseri escort Antalya escort Mersin escort Mersin escort Mersin escort Şişli escort Mersin escort Kayseri escort

bettilt giriş

05 Mayıs 2024 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

ataşehir escort
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Müzeyyen Eser

Müzeyyen Eser

02 Mayıs 2024 Perşembe

İşçi Bayramıymış

İşçi Bayramıymış
0

BEĞENDİM

ABONE OL

En Çok “ÇALIŞMAYAN” ev kadınlarının işçi ve emekçi günleri Kutlu Olsun. (Hem de besbedava, sigortasız, tatilsiz)

Bakın 1 Mayıs da bir tür bayram. Üstelik resmi tatil. Evinin dışında çalışıp gelen, ayaklarını uzatan, en azından keyif yapmasa da emeğinin karşılığını “para” ve hatta “sigortalılık” şeklinde almış, kendini güvence altında hisseden herkesin bayramı.

Bence bugün de dahil ev kadınlarının hakkı yeniliyor. Ben böyle söyleyince, başta sözüm ona çalışan kadınlar çıldırıyorlar. Evdeki işlerin bitmeyip, dışarıdaki işin mesai sonunda bittiğini bilmiyorlar sanki. Kardeşim sözüm size değil ki, sizde çalışmadan evde YATAN kadınların talihsizliğini yaşamıyor musunuz? Üstelik “biz de çalışıp para getiriyoruz, birde evde çalışıyoruz” diye ‘Ev Hanımlarını’ küçümseyenleriniz yok mu?

Biz çalışanları taktir edebiliyorken, evini ihmal edenleri, kadına benzemeyip erkekleşenleri siz kadar eleştiriyor muyuz? Hepimiz bir yerde ortak sıkıntılar yaşıyoruz. Değil mi? Nedendir bu ayrımcılığınız?
Evinizde yapmış olduğunuz işler için, kim size dışarıda çalıştığınız zamanki imkanları sunuyor? Hanginize gereken teşekkür ediliyor?

Beni sinirlendiren evdeki kadının yapmış olduğu işlerin basite alınması. Asıl iş bizde. Bizler öfkelenip kazan kaldırsak yandınız ey ahali!

Ev kadını deyince aklınıza gelen tüm işler bizim mesleğimiz. Mecbur olmadığımız halde bize yüklenmiş görevler silsilesi ve hiç bitmeyen evin işleri yüzünden ömrümüz tükenmiş. Canımız istemezse yapmayız diye düşünülen her iş, bizim mecburiyetimiz. Küçümsendiği kadar kolay değil. Lütfen…
Üstelik bayram, seyran, tatil yok. Hafta sonu, mesai saati, prim, fazla mesai ücreti yok. Sigorta ve güvence yok. Dahası basite alındığı için teşekkür eden yok!

Neymiş?  İşçi bayramıymış.

Karşılığını alanlar kutlasın. Bana bayram seyran değil. Ben 15 yaşından beri aralıksız çalışan,  anlı şanlı iki evlat büyütmüş, evin her yükünü sırtına almış kadınım. Nokta.

Müzeyyen Eser.

Devamını Oku

Soba sıcaklığı

Soba sıcaklığı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşadığımız şu garip çağda kişisel gözlemim o ki, bir çok değerimizi banal ya da ilkel kisvesi altında bizden çalmışlar. Bunlardan biri de soba!

Şu buz gibi havada İstanbul’da olmayışımın konforunu yaşıyorum desem belki bir çokları bana “gerici” der! Banal veya ilkel dışlamasına da maruz kalabilirim. Fark etmez. Ne derlerse desinler!

 Ben tam tersini düşünmemin yanı sıra, şükürler olsun ki memleketimde canım icat soba ile içimi ısıtıyorum. Üst kat modern, doğal gazlı kalorifer ile ısınıyor. Adım bile atmıyorum. Çünkü içimi ısıtmıyor. Yani sobalı olan alt katta ilkelliği kana kana yaşıyorum. Bundan mütevellit de çok mutluyum. Birileri modern olsun. Modernizasyonun tembelliğini de sevmiyorum doğrusu. Ben bu ilkellikten fazlasıyla memnunum.

Evlerimizden sobalar kalktığından beridir aile kavramı yerle yeksan. Farkında mısınız? Tutturmuşlardı bir çekirdek aile, ki keşke eski geniş aile düzenimize dönebilsek. Zaman içerisinde bize dikte edilen çekirdek ailenin çitlenip paramparça edileceğini tahmin edemediler sanırım.  Modernleşirken aile unsurunun bu kadar çabuk telef edileceği kimse tarafından öngörülmedi. Yaşadığımız çağda halimiz ortada.

Sobalı evlerde geniş aileler yaşarken herkes, o muhteşem doğal odalarda mutlu mesut yaşardı. İnsanlık tarihinin en büyük buluşlarından olan ateş, sevgiyi, aşkı, samimiyeti, güzel şahsiyetli olmayı harlamış bence.  Biz niteliklerimizi ve doğallığımızı ateşi görmeden ısınmaya çalışırken kaybettik maalesef. Yapaylaştık!

Eskiden aile olmayı başaran insanlar kalabalık bir düzende yaşardı. Topluca yaşamak adına ateşi baz alan büyükler de küçükler de yerini ve haddini bilirdi. “Baş sedir” olarak adlandırılan yerde büyükler hüküm sürse bile haddini bilen küçükler sevgiyi kana kana tadarak büyürdü. Boşanmalara ve aile içi kopukluklara meydan verilmezdi. Yuvanın içindeki tüm fertler acıyı tatlıyı birlikte yaşardı. Çünkü hem birlik hem dirlik vardı.

 Biz modernleştik güya. Topluma baktığımızda o zamanlardaki kadar mutlu insan göremiyoruz. O yılların da bir sürü bilge kişiliği vardı, iddia edildiği gibi cahil oldukları yahut sorgulamadan yaşadıkları için mutlu değildi insanlar. İnsana yakışan saflık ve temiz karakter çoğunlukta olduğu için huzurluydular. Şimdiki gibi arkasını kollayarak yaşamazlardı. Günümüzde nerde güven? Etrafınıza bakın, varlar mı? Güvenilir insanlar azınlık yazık ki!

 Ateşin sesini duyup, alevini gözümle görünce ruhi ve bedeni tüm uzuvlarım sıcacık oluyor. İsi, pası, kiri bile şimdiki yaşanan ve karşımıza ahlaksızlık olarak çıkan hayatlardan çok daha temiz. Ben imkanım olsa sobalı evi tercih ederim. İmkanım yoksa da her fırsatta soba yakmayı ve o sıcaklığı yaşamak için şartları zorlarım. Ateşle oynamayı seviyorum.  Çünkü ateş beni terapi ediyor.

Modern miyiz?

Evet. Oldukça. Hatta kanaatimce olması gerekenden fazlaca…

Peki günümüzde neden kimse kimsenin içine soba sıcaklığı veremiyor? Neden çoğumuz mutsuz? Niye insanlar antidepresan kullanarak gerçekliklerini görmezden gelme çabasında? Hiç düşündünüz mü?

Üzerinde cızırdayan çaydanlığa, gece karanlığında tavana yansıyan ışığına, içime dolan sıcaklığına, çocuklarımı ve torunumu kanatlarımın altında toplamama yarayan, varlığı, yokluğu bana öğreten güzel eşya, sana minnettarım. 

İyi ki hala varsın. Seni seviyorum.

Devamını Oku

Ezbere yaşamak

Ezbere yaşamak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gençlerin bazılarına gıpta ediyorum. Kimileri biz büyüklerden daha aklı başında. Hayli bilinçli yaşıyorlar hayatı. Evlerinde, dışarıda, okulda, toplumda pırıl pırıl parlıyorlar. Küfür eden insanlara cahil olarak bakıp, hayli entelektüel ve klas bir duruş sergiliyorlar.  Helal olsun… Aldıkları eğitimin nezaketi ile mükemmel davranışlarda bulunanları görünce bir yazar olarak gurur duyuyorum. Dünyanın süsü gibi bazıları. Nazik, neşeli, kibar, düşünceli, hassas, dürüst, başarılı, erdemli ve duyarlı olanlar var. Neyi ne için yaptıklarının farkındalar. Öyle beğeniyorum ki! Tutup alnından öpesim geliyor.

Olgunlukları ise ona keza! Elleri yüzleri tertemiz.  Saçları sakalları, kıyafetleri mis gibi. Bakımlılar. Çalışkanlar. İşten kaçmıyorlar. Maşallah diyelim…

Bazıları ise büyümüşte küçülmüşler. Bomboşlar.  Ancak burunları Kaf dağında. Büyüklerini cahil olarak nitelendiriyorlar. Yazık…

Kimileri ise ezbere yaşıyor! Bilinçsiz… Sanıyorlar ki, okuyunca çok büyük insan olacaklar. Büyük insan olmak demek, iddialı bir meslek sahibi olmak demek değil. Yanlış bakış açısı. Zira büyük insanlar ezbere yaşamazlar. Bir makamda olmakta büyüklük değil ne yazık ki. Kaliteli kişiliklerin öncelikli amaçları ve hedefleri vardır. İyi niyet ve saygıyı asla elden bırakmazlar. ADAM olmak için önce insani değerlerini geliştirirler. Maddi değere değil, manevi değerlere daha çok önem verirler. İnsanları hor gören biri, hangi mesleği icra ederse etsin, sandığı kadar büyük biri olamaz…

Bizim yaşımızdaki insanların “biz eskiden” diye başladığı cümlelerden çoğu gencin hiç haz etmediğini herkes gibi ben de biliyorum.

Aileler, diğer aklı başında akranlar, öğretmenleri ve toplum bu tarz gençlerden hep şikayetçi. Haksız da sayılmayız hani.

Büyüklerin bu minval cümleleri sizleri aşağılamak yahut hor görmek için değil sevgili gençler. Yaşanmış nahoş olaylardan edindiğimiz tecrübeleri, zarar görmeyin diye sizlere nakletmek için kendimizden örnek veriyoruz. Biz genç olduk ama siz daha bizlerin yaşına gelmediniz. Hoşunuza gitmeyen birtakım olayları yaşadıktan sonra, sizler de eminim ki, kendi küçüklerinize tecrübe aktarımı yapıyorsunuz.

 Taktir edersiniz ki bunda bir art niyet olamaz.

Maalesef eğitim sisteminin bazı eksiklikleri sebebiyle ezbere yaşadığınızın farkında değilsiniz. Buna bir günah keçisi lazımsa, bu ailenizde değil! Sizin eleştirdiğiniz ve hiç memnun olmadığınız o sistemden yaşıtlarınızın bazıları çok güzel besleniyor.

Bazı akranlarınız eminim ki tıpkı beğenmediğiniz yaşlılar gibi sizi eleştiriyorlar. Çünkü onlar ileride  adam olmak istiyorlar. Sizler de onları beğenmiyorsunuz farkındayım.

Gencecik bir kızın, eğitimsiz babası, annesi, abisi, amcası, akrabaları, arkadaşları ve beğenmediği herkes gibi, okul önünde erkeklere küfür etmesini aklım almıyor. Lütfen kusura bakmayın. Rüştünüzü ispat etmenin yolu, ne zararlı alışkanlıklar edinmek, ne para, ne okumak ne de dilinize pelesenk olan çirkin küfürler. On sekiz yaşa girmek de bana göre reşitliğin ölçüsü değil. Büyüdüğünüzü kanıtlamak için önce büyüklere saygılı davranıyor olmalısınız. Empati yapabilen insanlar büyümüş demektir.

İğneye ip takmayı bilmeyin. Bunda çok bir sakınca olmayabilir. Ki bizler bunları çok kolay yapabiliyorduk. Şükür… 

Bu tarz donanımlar geliştirmek belki liseli yaşlarınızda şart olmayabilir. Ancak inanın el becerisi, motor gelişiminize çok büyük destek sağlar. Korkmayın. İnsan işten ölmez. İşleyen demir ışıldar derdi büyüklerimiz bize. İşledik. Bakın ölmüyoruz. Tam tersine, çalışkan insanlar daha genç kalır.

Bana kızanlar, kesinlikle dediklerimin çoğunu yaşayanlardır. Bu da onların sorunu. Siz gençler bizim kendimizden verdiğimiz örneklere kızıyorsunuz ya, “Biz okuyoruz ama” cümlesinden de ben pek hazzetmiyorum inanın.  

Okumak ileriki yaşantınız için maddi olanaklar getirecek. Doğru. Ama hayat sadece okuldan ibaret değil.

Hayat; yaşayarak öğrenilen bir süreç, üzgünüm ama bunun eğitimi de yok. Bunu öğrenmenin tek yolu büyüklerin nasihatleri bence. İleride meslek sahibi olmak adına, ailelerinizi emir eri gibi görmenizi inanın hoş görmüyoruz. Babalarınız kazanıp getirdikleri, sizlerin har vurup harman savurduğu o düşünmeden harcadığınız parayı emin olun çok zor kazanıyor. Siz alınıp eve gelmiş yumurtayı kırmaya erinirken, sırtında tonlarca yük taşıyan babalar var. Sırf siz aynı zorluğu yaşamayın diye milletin kahrını çeken aile az değil. Annelerinizin de bir sürü yükü var. Farkında mısınız? Bence çoğunuz farkında değil, umurunuzda olduğunu da sanmıyorum açıkçası.

Bir bardak suyu annesinden isteyen bir genç okullarca aldığı eğitime rağmen erdemi ıskalamıştır. Sadece sınavda başarılı olmak, başarı olarak sayılmaz.

Hayat, Allah ömür verdiği sürece çok zorlu ve uzun bir maraton. Öyle sadece diploma sahibi olmak yetmiyor insana. Kişi hem çok başarılı bir öğrenci hem de güzel meziyetleri olan iyi bir şahsiyet olabilir. Konuya bu açıdan bakılmalı.

Bir gün anne ve baba olunca hak veriyorsunuz büyüklerinize. Öldükleri zaman ise pişmanlığın bini bir para.

Kendini sadece evlatlarına adayan insanlar, artık size hizmet edemeyeceği bir yere göç edince yaşanıyor asıl pişmanlık. En azından hizmetinizi yapacak kimseniz kalmıyor. Baba giderse de hazır para bulmanız zor! Keşke hayat sizin düşündüğünüz kadar kolay olsaydı…Değil!

 Bu düşünceler çerçevesinde gençlerle ettiğim sohbetlerde şunu gözlemliyorum maalesef.

Edebiyata meraklı olduğunu söyleyen liseli genç, edat, fiil, özne, nesne ne bilmiyor çünkü ezbere yaşıyor. Dinimi seviyorum, başımı onun için kapattım diyen bir genç ayet, hadis, namaz, abdest ne ondan habersiz, çünkü ezbere yaşıyor. Matematiği sevdiğini söyleyen bir başkası dört basamaklı iki sayıyı, cep telefonu olmadan, çarpıp toplayıp, birbirinden çıkaramıyor çünkü ezbere yaşıyor.

Kemalist olduğunu söyleyen bir diğeri, Atatürk ilke ve inkılaplarının bir kaçını bile bilmiyor, çünkü ezbere Atatürkçü!

 Vegan olduğunu iddia eden, neyi neden yemediğinden bihaber! İnkar eden ve ateist olduğunu söyleyen sadece laf cambazı olmuş. İnkar etme ihtiyacının farklılık için olduğunu fark etmediğimi, fark edemeyecek kadar akılsız ve dik kafalı… Marjinalim derken özenti olduğunu göremiyor. Savunduğu şeyin arkasında duracak bilgi ve donanıma sahip değil. Derdi, kendini kabullendirmek. Benliğini ispatlamak.

Tarihe meyilli olduğunu düşünen bir başkası, Malazgirt savaşını hiç duymamış, İstanbul’u kim kaç yılında fethetmiş! Farkında bile değil. İddialı olduğunu konunun temellerini dahi bilmiyor.

 Madem kendinizi bizlerden farklı ve zeki gören bir “z kuşağı” olduğunuzu düşünüyorsunuz neden bu duyarsızlığınız sayın gençler?

 “Eğitim sisteminin hatası” demeyin sakın, çünkü günümüzde internetin en büyük nimeti bilgiye anında ulaşabilmek. Fenomenleri bir bir sayan bir beyin, meraklısı olduğu dal ile ilgili bilgi sahibi değilse kesinlikle sorun kendisinden kaynaklıdır. Tutarsızlık burada işte. Bilgeler bildikleri konuya hakimdir. Şahsen sizlerden bir şeyler öğrenmeye bayılıyorum. Öğretin bana, öğretin bize. Ama lütfen önce siz gerçek anlamda öğrenin.

 BİZ ESKİDEN, bilgiye ulaşmak için kılı kırk yarardık. Ezberlememiz gerekenler inanın sizden çok daha fazlaydı. Eğitim almak çok ama çok zordu. Kimse servis aracı ile okula falan gitmezdi. Okumak için aileleri yerine beyinlerini kullanırlardı. Adım başı okul, anlayışlı öğretmenler falan bulmakta hiç kolay değildi. Biz eğiticilerimize saygı duyardık. Çünkü onlardan öğrendik şimdiki bildiklerimizin çoğunu. Ne özel ders alan vardı, ne annesinden su isteme cüretinde bulunan gençler. Bizim kuşağımız sokaktaki arkadaşının, okuldaki arkadaşının, ailesinin ve en önemlisi ona bilgiyi zerk eden öğretmenlerinin kıymetini bilirdi. Toplumdaki ağırlığını diploması değil, kişiliği belirlerdi.

Okuyoruz bahanesinin arkasına saklanıp, tembellik etmeyin ey güzel gençler. Sizler bu çağda çok güzel işler yapabilecekken size her şeyin en iyisini sunan bu devire lütfen nankörlük etmeyin.

Hem hepiniz atomu parçalarsa, bu ülkenin çöpünü bizler ölünce kim süpürecek? Herkes okursa arabanızı makine mühendisi mi tamir edecek? Evde suyunuz patlasa gelip inşaat mühendisi tamir edecek değil? Başka meslek sahibi de olabilir insan. Rahat yaşamanın tek yolu okumak değil. Zanaat öğrenmekte çok güzel.

Doktor randevu verirken, tesisat ustası çoğu zaman bizi atlatıyor. Verecek randevusu yok. Çünkü usta yetişmiyor. Sizde alın teri dökerek çok kazanabilirsiniz. Nasıl olsa şimdilerde tek dert para.

 Düşünsenize…

Sende düşün!

 Çok zenginsin…

  Müzeyyen Eser.

13.Kasım.2023 /Isparta

Devamını Oku

YAZI BİLMEK VEYA YAZABİLMEK

YAZI BİLMEK VEYA YAZABİLMEK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biraz önce YAZARLIK ile ilgili iş ilanlarına göz atarken, her zaman gözüme batan bir şeye,  bu sefer baya sinir oldum. Kaç tane yazar arayan sayfa varsa, hepsi de gönüllü aradığını belirtmiş. Yazan kişiye herhangi bir ücret yok. Yani yazmak sanki her insanın harcıymış gibi basite alınmış ! Yazarlığın okulu yok malum,  edebiyat fakültesi bitirip cümle kurmayı bilmeyenler de var, edebiyat yolunda işini çok  iyi yapan eğitim almamış çok sağlam kalemler de var tabiki ancak, yazmak Allah vergisi bir meziyet. Lütfen bunu kimse yatsımasın…Madem bu iş o kadar kolaysa, otur kendin yaz kardeşim, neden iş ilanı veriyorsun? Verilen emek basite alınmamalı.  Yapılan her işin bir ücreti varken, yazabilmek neden bedava?

Zaten para getirisi olmadığı için etrafındaki yakınların bile bunu meslek olarak saymazken, birde ilan verip işi bedavaya getirmekte neyin nesi anlayamadım! Ağzı iyi laf yapanlar bir yol bulup zaten yazıyor. Dahası altı boş, donanımsız, ağzı kalabalık onca tırnak içinde “yazar” varken, birde sömürgecilerle uğraş işin yoksa! Emek hırsızları ve umut tacirleri de cabası!

Yazan kişinin dolu dolu olması gerekir. Özellikle köşe yazarı ve kitap yazarı olanların. Şansı yaver giden, bu işe bolca para harcayıp tanıtımını güzel yapanlar, kitap raflarının iyi yerlerinde boy gösterebiliyorlar. Yanılmayalım! Bu yolda öyle çok “yazarım” diyen insan  tanıdım ki, kendi yazdığını okumamış bile. Sen hatalı yerlerine,  kendi ricası üzerine düzeltmek için dokununca ise “ ay evladıma tokat atmışsınız sanki” deyip, anlamsız, imlâsız, içeriksiz, ana fikri dahi olmayan, kimseye bir hayrı dokunmayacak karalamalarının yükseklik kompleksine giriveriyor arkadaş! Paranız varsa, yazarlık hevesine kapılmışsanız ve gözü sadece cebinizde olan bir de yayınevi ile anlaştınız mı, kolayca yazar olunuyor günümüzde. Çok büyük bir meziyet değil  artık yazar olmak. Belli bir yerden sonra iş kazanç elde etmeye dönüyor. Size göre yazdığınız eser muhteşem olabilir fakat bu işten rant elde edecek kişi için sadece bir dosyaya dönüşüyor. Yani umut tacirlerine para getirisinden başka bir şey değilsiniz. Bu işe uzunca zamandır, beş kuruş kazanmadan mesai harcayan biri olarak, acizane derim ki, yayınevlerinin sizi pohpohlamasına aldanmayın. İçinde bulundum, sizi temin ederim ki söyledikleri çoğu şey yalan… Tek dertleri para. Kendinizden emin olmadan sakın kitap çıkartmayın. İnanın ki gerçekten çok kitap okuyan insanlar, arkanızdan dalga geçiyorlar. Ben onlara sosyal medya yazarcıkları diyorum. Yazdıklarınızı yakınlarınıza da okumayın derim, çünkü onlarda sırf sizi kırmamak adına çok güzel deyip, sizi eserinizin iyi olduğuna inandırabilirler. Amaçları teşvik olsa da, verdikleri yön size hata yaptırabilir.

Kitap yazmak inanılmaz keyifli bir iş olmasına rağmen, her kişinin yapacağı iş değil. Tüm samimiyetimle söylüyorum bunları. Ehil değilim fakat bu yolda çok fazla tecrübe edinmiş bir yazarlık ve yazma mağduruyum. Yazar olmak için, çok ama çok okuyup, çok yazıp silmelisiniz.

Dahası yazdığınız her ne ise, hem okuyana hissi olarak geçmeli, hem de doğru bir yol gösterici olabilmeli. Sizi okuyan kişi, yazının içine girip yeri geldiğinde düşünmeli,  yeri geldiğinde hak verip, bazen de kavga edebilmeli kahramanınızla.  Akademik bilgilerin yazıldığı kitapları bunun dışında tutuyorum. Yazdığını yaşamadan sayfalar doldurmuş , milyonlarca kitap satmış birisi , bana göre başarılı kategorisinde de değil ayrıca. Bunu tartışmalı olarak burada kapatayım. Üzerine çok yazılacak ve uzun uzun konuşulması gereken bir mesele çünkü.

Yazılan her yazıda, yazan kişinin kendi öz benliğinin esintisi mutlaka vardır. İster gerçek bir hikaye yazsın, ister kurgulasın, eserine muhakkak kendi karakteri bulaşır.

 Yazma işiyle uğraşan herkesin ortak bir yanılgısı daha var, “yazdıkça gelişirsin, bulduğun her yere yaz.” Ben otuz yıl günlük yazdım,  evet bu doğru, yazmak geliştirir, ancak okumak daha önemlidir. Hele ki silmek… Aslında işin bence en doğrusu bolca okumak, yazmak ve yazdığını tekrar tekrar okumak. Hatalarını en güzel kendin yakalarsın.  Bu yöntem yazar olmayı kafasına koymuş birine,  çok büyük fayda sağlar.  İlk yazdıklarıma ben gülüp, kendimle dalga geçiyorum örneğin.

 Yani her yazı yazan, yazar değil maalesef. Hala kendimi yazar olarak niteleyemiyorum. Hala yazdığım her yazıyı defalarca kez yazıp, okuyup, silip silip yeniden yazıyorum.

 Söylediğim ve savunduğum asıl konu ise, gerçekten yaşadığın gibi yazmalısın. Kaleminden değer akmalı. Topluma gerçek ve önemli  değer yargılarımızı hatırlatmalı kanaatindeyim. Bir yalancı dürüstlüğü yazıyorsa, bence bu sadece kişileri kandırmak ve tribünlere oynamaktır. Senden sonra gelen nesil, bizim hayata bakış açımızı doğru kavramalı…Başta televizyon ve internetin yardımıyla kişiler çok laf üretme kabiliyeti kazandılar zaten, ancak içerik sıfır. Bolca argo,  bolca aşağılama, çokça hakaret dolu cümle kuran ve sıkı küfredenin karşı tarafı yendiğini sanan ve bunu yayan bir toplum olduk. Kaldı ki bunu yazarlık iddiasıyla yapıyorlar. Üzücü olan ise, bu jargon çok tutuldu.  Bununla aykırılık diye övünülüyor. Bel altı yazılan bir sürü kitap yok satıyor. Cinsellik yazılıyorsa ki  yazılmalı, özendiricilik olmamalı mesela. İnsanları ezmek, aşağılamak, kötü şeylere teşvik etmek,  hiç hoş değil. Yanlışı, yazdıklarına taşımakta, yazarlık değil. Benim kişisel kanaatim elbette kimseyi bağlamaz fakat, düsturum şu ki, her ne iş yaparsan yap, dürüstlüğünü kaybetmişsen, yaptığın işin hakkını veremiyorsan, vicdanın, çıkar işin içine girince yok oluyorsa, bence kim olursan ol hiçsin.

  Etrafta bir sürü yazan var. Çok kitap okuyan biri iseniz, çoğunun bomboş demagoji olduğunu görürsünüz. Hal böyle olunca da, yazmanın çok bir ehemmiyeti kalmıyor işin doğrusu.

 Süslü ve ağır cümleler yazmakta marifet değil. Kolay ve akıcı olan değerli onca eser okunmazken ve kitap okumak insanlara cezai işlem olarak uygulanan bir ülkede, laf cambazlığının lüzumu yok bence. Okumayı zevke dönüştürüp, insanlara sevdirmek için bir bedel ödenmesi gerek. Devlet, yazıyorum diyen kişileri kalbur yerine, elekten geçirmeli ki hem yazan, hem okuyan  faydalansın. Her önüne gelen yazarım diye avunuyor, yazılan hiç bir şey yeteri kadar irdelenmeden okuyucuya ulaştığı için,  kimse kusura bakmasın ama kalite düştü. Bir ülke sanat, edebiyat ve sporla kültürünü gösterir. Milletçe bir sürü değer yargımız bir bir elden giderken, izleyip dövünmektense, kitap okumayı öğrenirsek ve dahi sevdirebilirsek, herkes kazanmış olacak fikrindeyim. Okuduğunuz eserleri seçerek okuyun. Çok okumak iş değil, öğrenerek okumak marifettir.  Her yazarı tanıma şansınız yok ancak, yazının içeriği yazarın karakterinden esintiler taşır okuyucuya.

 Katıldığım bir TV programında sunucu “herkes yazar olabilir mi?” şeklinde bir soru sormuştu.

Evet herkes yazar. Bunun için, okuma yazma bilmek yeterli.  Ama herkes YAZAR mı? Bence bazıları yazsa ne yazar, yazmasa ne yazar!

“Edeb”  kökeninden gelen edebiyat terimini, eline, diline ve beline sahip olamadan kirletenler, hiç yazmasa aşık olduklarını iddia ettikleri, edebiyata daha yararlı olacaklar. Bunlar benim düşüncem. Yazan, okuyan ve silen herkese selam olsun.

 Dost acı söyler.

 Neyse. Sustum.

Hürmetler yine de!

 Müzeyyen Eser.  

Devamını Oku

Saygın bir evlilik nasıl olmalı?

Saygın bir evlilik nasıl olmalı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Evlenirken çiftlerin temel niyeti, kendisine saygı duyulan bir ortamda, aradığı nitelikte bir insanla hayatını sürdürmektir. Bunun yolu da ‘saygın bir evlilik’ten geçer. Peki saygın bir evlilik nasıl olur/olmalı?

Geçen gün evlilikle ilgili yapılan anketlerden birine rastladım. Geniş çaplı ankette çiftlerin evlilikte birbirlerinden beklentileri konu edilmişti. Bana göre kilit sorulardan biri ilişkilerde her zaman tartışılan “Sevgi, saygı ve fedakarlık” davranışlarını içeren soruydu.

“Evlilik birliğinde hangisi olmazsa, diğer üçünün de bir önemi yoktur?” sorusunun şıkları şöyleydi:

-Sevgi

-Saygı

-Fedakarlık

-Birey olmak

Geniş bir kitle “Saygı” şıkkını seçmişti.

Yani “Eşler arasında saygı olmazsa diğer üç seçeneğin bir önemi yok” demiş çoğunluk! Bu sorunun bize verdiği net yanıt çoğu insanın, evlilikte saygı arıyor olmasıydı.

Bu soruda ve en çok da seçilen bu şıkta takılı kaldım. Özellikle iki hecelik “saygı” şıkkı üzerine kitaplar dolusu yazı yazılabilir. Hele ki konu “evlilikte saygı’ ise… Bu sorunun ardından ben de kendi kendime şu soruyu sordum “Saygı istiyorum ama saygın bir evlilik nasıl olmalı?”… Bu anketin çözümlerini okurken “Evlilik birliğinde hangisi olmazsa, diğer üçünün de bir önemi yoktur?” sorusuyla birlikte kendime sorduğum bu soru üzerine düşündüm ve aldığım notlar aşağıdaki yazının gövdesini oluşturdu. Bana göre hem ankette sorulan sorunun hem de verilen cevabın güzel bir çözümlemesi oldu. Hem de başlıkta sorduğum “Saygın bir evlilik nasıl olmalı?” sorusunun da cevabını barındırıyor.

********

Saygı bazen korku ile karıştırılıyor. ‘Kavga olmasın, evde huzursuzluk çıkmasın’ diye eşe susmak ve boyun eğmek saygının evlilikteki tanımı değil. Genellikle saygılı değil, korkakça davranan eş, eşine saygı duyduğunu sanıyor. Evlilikte istenilen ya da beklenilen saygı bu olmamalı kanaatindeyim. Bu aslında korkarak hareket eden kişinin bireysel olarak gelişimini yeterli ölçüde tamamlamadığını gösteren bir tutum.

Eşin parası var, imkanları var, eşin eşe sağlamış olduğu kolaylıklar var fikriyle susuluyor. Evliyim, çocuklarım var, evde sıcak bir kap yemek var, çamaşırım yıkanıyor fikri ile susmak saygı değildir. Karşı tarafa birey olduğunu gösteremezsen, onun istediği kalıpları kabul etmiş ve kendi öz benliğini ötelemişsin demektir ve bu tutum yanlıştır.

Eğer karşı gelir, kendisi gibi davranırsa bu imkanları kaybetmekten çekiniyor çoğu insan. Evlilik biterse gidecek yeri olmayan özellikle kadınlar, boyun eğip, susmayı, karakterlerini bastırmayı saygı olarak görüyorlar.

Birey olmamış kişi varlığını geri planda tutuyor diye, eşine saygı gösteriyor diyemeyiz. Bu tarz evlilikler özü itibariyle saygılı evlilik tanımının dışında kalır.

Eğer saygının kökeninde birey olduğumuzu kişiye göstermek varsa, birey kendi tercihleri ile karşı tarafa saygılı davranıyorsa bu ilişki saygıyı kapsıyordur. Eşi karşısında korku ile davranış sergileyen kişinin aslında bireyselliği ezilmiştir, korktuğu herhangi bir sebepten dolayı eşinin istediği kişi olma rolü yapıyordur. Kendisi olamamıştır.

Bastırılmış bir insan sadece eşinden çekinmez. Eşinin ailesinin yanında da karakterinin dışında biri gibi davranır. Kayınvalidesi veya kayınpederinin yanında da, yine kaostan kaçarken vücut kimyası değişir. Karakter zafiyeti ile hareket ederken taklit bir kişiliğe büründüğünün farkında dahi olamaz. Dışarıdan saygılı damat veya gelin gibi görünen bir duruş sergileyen kişi, kendisi gibi davranıp taktir görüyorsa ancak o zaman saygıdan bahsedilmeli. Çekinceleri yüzünden başka biri gibi davranmak ve bunun karşısında ‘saygılı’ diye nitelendirilmek kişiliği tartışmaya açar.

Kendim gibi olamadığım yerde, birileri beni sevsin diye, eleştirmesin diye,  onlara göre davranıyorsam başta kendime olan özsaygımı gözden geçiririm.

Anketin maddeleri arasında öne çıkan saygı sadece istenilen ama hayata geçirilemeyen bir seçenek olarak kalır. Oysa birey olmak şıkkı daha önemli.  Şayet kendisi gibi davranıp saygı görüyor ve gösteriyorsa işte bu gerçek saygının tanımıdır. Buna göre; “Kendim gibi davrandığım yerde saygı görüyor ve gösteriyorsam bu ilişki sağlıklı ve saygılı bir ilişkidir”.

Konuyu kadın erkek ilişkisi açısından düşünecek olursak da, eşler birbirlerinin karakterlerini başta fark edip, onu olduğu her haliyle kabullenmişse ve onu olduğu gibi benimsemişse, ilişkide saygı vardır.

Evlilik üç temel ayak üstünde duruyorsa sağlam bir ilişki yaşanır. Saygı, sevgi ve güven… Sağlıklı birliktelikler bu temeller üstüne inşa edilir. Olmazsa olmaz ise, saygınlığın unutulmamasıdır. Saygı başka saygınlık başka şeylerdir.

Genellikle problemli, kendine güvenmeyen ve sorunlu insanlar başkası üzerinde baskı kurarlar. Özgüveni olmayan kişiler ilişkide olur olmadık sorun çıkarır. Karşısındaki kişiyi kendine benzetmeye çalışmak doğru değildir. “Benim istediğim gibi olursan ve itaat edersen kavga çıkmaz” tavırlarıyla eş bastırılırsa bir yerde mutlaka ilişki zarar görür. Evlilikte tarafların var oluşunu tamamlamış olmaları gerekmektedir. 

Bizim ülkemizdeki aile yapısının en büyük problemi eşlerin birbirini manipüle edip kendisine benzetmeye çalışmasıdır. Bir evlilik ya da birliktelik ile hayatımıza ve dolayısıyla ailemize giren yeni ferdi kendimize benzetmeye çalışırız.

Bize benzemeye çalışan kişi, kendi özünü kaybederse buna aynılaşmak denir. Oysa ki kadın erkeğe benzerse, erkek kadına benzemeye başlarsa ortadan heyecan ve hisler kalkar. Biz hayatımıza aldığımız kişiyi olduğu gibi görüp, kendisi gibi davrandığı için beğenerek bir yola çıkıyoruz. Baskıyla kendini gizleyip istenilen şekilde davranmamak yüzünden hayal kırıklıkları yaşanmıyor mu zaten? Cıvıl cıvıl bir kadın olarak hayatımıza aldığımız kadını bastırmak neyin nesidir? Yahut durağan ya da prensip sahibi bir erkeği yaşamımıza dahil ettikten sonra aslanı kediye çevirmeye çalışmak ne derece sağlıklı bir ilişki şeklidir?

Zaten gücün çoğu erkektedir ve erkek eşine birey olma fırsatı vermelidir. Kadın mecburiyet ile evliliğini sürdürmek zorunda bırakılmamalıdır. Kadın ise erkeği pasifize etmek yerine beklentilerini karşıya da yaşatmaya meyletmelidir. Eşler birbirlerini kendi hegemonyaları altına almaya çalışmamalıdır!

“Her şeyi ben bilirim” havasında olunmamalıdır. Yapılan tüm aktivitelerde, alınan tüm kararlarda birlikte hareket edilmelidir. İncitmek, ezmek, aşağılamak iki kişide de olmamalı, hatta tam tersine var olan eksikler sevgiyle desteklenip, giderilmeye gayret gösterilmelidir.

Alay etmek, hor görmek, sindirmeye çalışmak, fikirlere önem verilmemesi ilişkiyi zedeler. Aşağıladığın eşinden bir süre sonra memnun olmamaya başlaman normaldir. Onu kendi özünden koparıp, kuklaya çevirmeye çalışmanın sonucu beğenmemek olacak. Aynı evde ya kadına benzemeye çalışan bir erkekle, ya da erkek gibi olmaya çalışan bir kadınla yaşamak zorunda kalacaksın. Bu tarz bir karşı cins kimin ilgisini çeker ki?

Halbuki onu kendimize benzetmek yerine birey olarak desteklersek, birbirimize heyecanımız hiç bitmeyecektir.

Saygın bir evlilikte eşler birbirinin özelliklerini beslemeli. Her iki kişi de his, duygu ve karakter bazında sık sık fikir alışverişinde bulunmalıdır. Düşüncelerini özgürce dile getirmesi, duygularını özgürce yaşama fırsatı verilmelidir. Kendine benzetilen eş yerine onun birey olan yönünü yaşamasına fırsat verilmelidir. Birey olamamak saygınlığı her iki taraftan da götürür.

Baskı, sindirme, korkutma gibi unsurların saygı anlayışı ile uzaktan yakından alakası yoktur. Saygın bir birliktelik için, taraflar hür iradelerini kullanabilmelidir.   

Müzeyyen Eser

Devamını Oku