Müzeyyen Eser, Author at The Anatolia Post - Dünya'dan Güncel Haberler

Beşiktaş escort Etiler escort Nişantaşı escort

bettilt giriş

07 Aralık 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

ataşehir escort
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 10°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Müzeyyen Eser

Müzeyyen Eser

29 Eylül 2022 Perşembe

“Her şeyi ben biliyorum”

“Her şeyi ben biliyorum”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 Her şeyi bilmek!

 “Ben biliyorum” diyenlerin asıl handikapı gizli cehalettir, her ne kadar kendileri farkında olmasalar da! Ancak çoğu bilmiş zatı muhterem, neyi bilmediğini bile bilmez genelde. Her şeyi çok bilen bu cahillik abidesi kişilik, öğrenmenin yolunu kestiğini dahi bilmeyecek kadar at gözlüğü takmıştır. Nakıstır. Tek odağı çok bilmektir. Kendini ispat etme gayretidir derdi. Atalar boşa dememiş çok bilen “yok bilir” sözünü. Burası böyle değil ama neyse! Oysa “bilmiyorum” demek, konuyu bilene teyit, bilmeyene öğrenme kapısıdır. Erdemdir. İçi dolu başakların başlarını yere eğişi bundandır. Zengin ve bir o kadar da güzel dilimiz Türkçeden bir örnek vereyim. Çoğu Türk’e sorunca kafadan ve hiç şüphe duymadan dilimi biliyorum der. Şunun ayrımını yaparsa bilmediğini fark edecektir.

Lütfen deneyin. Ama bu testi önce kendiniz bilip bilmediğinizi kontrol ederek yapın. Her açıdan gerçekten hakim olduğunuz bir konu seçin, ancak karşı tarafın bilgisini ölçmek olmasın amacınız!

Bilmediğini yüzüne vurmak da olmamalı çıkış noktası, sadece gerçek bilmeyi karşı tarafa anlatmak için güzel bir örnekleme için yapalım bu mini testi!

Türkçe biliyor musun? Kesinlikle cevap evet olacaktır. Peki, bana bir cümle kurar mısın?

Ali ata bak! Olsun cümlemiz.

Bu cümle hangi dildir, tabi ki de cevap Türkçe. Kişi bildiğinden emin, fakat siz emin değilsiniz, nasıl olacak!

Önce konuşmayı bilecek, sonra okumayı bilecek, yazmayı da bilmesi şart!

Hepsini de bildi, alkış hemen kutlayın… Kişi kendini bilge sansın. Siz zaten istem dışı gülümsersiniz. Kişi bilmiyordur, sadece bildiğini sanıyordur genelde.

Bilmenin ince bir çizgisi var o da detaylarda gizli.

Ali ata bak, cümlesini ögelerine ayır deyince ayıramazsa bence Türkçeyi bildiğini sanan biridir o sadece. Dikkat edin ilk başta kesin emindi bildiğinden. Konuşmayı bilmesine rağmen Türkçeyi tam anlamıyla biliyor denemez.

Hadi diyelim öğelerine ayırdı. Anlamını sorun. Muhtemel ki bunu da kesin bilir. Diyelim ki bu bilgiyle sınıfı geçti, kişilerle Türkçe konuştu, acaba bu dilin zenginliğini biliyor ve tüm kurallarına hakim midir sizce? Cevap yine evet ise bildiğine inanılır. Bu örnek aslında bilmenin nasıl bir portföye ve konu hakkındaki donanıma sahip olduğunuzla ilişkisini unutmamamız için verilmiş basit bir örnektir.

 İlginç bir örnek daha verelim.  Dinini bilen birine sorun dinin ne, velev ki Hristiyan. Kendi emin olduğunuz kurallarını sorun, bazı konuları tam bilmediğini görürsünüz. 

Müslüman olduğunu iddia eden, dini çok iyi bildiğini konusunda iddialı olan biriyle tartıştığım sırada, dedim ki bana bir ayet söyleyin.

Durdu, düşündü ve dedi ki “dinimi ve Kuranı Kerimi biliyorum ben! Ama şimdi Kuran açıp bakacak ve sana ayet söyleyecek durumda değilim.” Oysa buna gerek yoktu ki. Besmelenin bilinir en kolay ayet olduğunu bilmeden dinini bildiğini iddia etmesi komiktir.

Şimdi neyi nasıl bildiğinizi tekrar bir düşünün derim. “Ben bilmiyorum!” demenin bereketini gören bir insan olarak, “bilmiyorum” deyip öğrenmeyi tercih ederken çok şeyi öğrenenlerdenim. İyi ki bilmiyorum muşum dediğim çok şey var. Bilmiyorum deyip öğrenebildiğim şeyleri öğreten kişilere minnettarım çünkü! Öğrenmeyi seviyorum ve öğrenciliğim sonsuza kadar sürsün istiyorum şahsen!

Çok bilenlere selam olsun. Ne diye bilinir ki bilene! 

 Bilmenin ölçütü nedir? İnanın ben bunu da bilmiyorum. Bunca bilgi kirliliği ve bu kadar çokbilmiş insan varken, bir kitapta okumuştum demeye korkuyorum. Topluma örnek teşkil eden en önemli meslek grubu yazarlar iken, çoğu yazan kişinin okumadan ve bilmediği konularla ilgili şeyleri yazdıklarına şahit oldum. Fazlaca okuyan biri olarak, okuduğum her kitabı az okuyanlara ya da okumaktan hiç hazzetmeyen insanlara öneremiyorum. Kitap okuyun demekten korkuyorum. Çünkü artık az değil, hiç okuyup, yazmaya cesaret eden insanlar, yazar kisvesi adı altında kişileri farkında olmadan zehirliyor. Hâsılı bilmek çok iddialı bir kavram. Bilmenin sonu yok! Bence herkes bilmediği konunun cahilidir. Çok bildiğini sananlara âcizane bir tavsiyede bulunmak isterim, herkes minicik had biliversin olur mu?  Böylelikle gülünç duruma düşmemiş olunur…

 Öğrenmek kabirde dahi bitmeyecek bir serüven, hatta öbür âlemde de mahşer hayatını öğreneceğiz! Şimdi tekrar bir göz atın bilgilerinize ve neyi ne kadar bildiğinize.

  Bilgelik ayrıdır, bilmişlik ayrı.

Had bilenlerin önünde saygıyla eğiliyorum. 

 Müzeyyen Eser.

Devamını Oku

 Var mı itirazı olan?

 Var mı itirazı olan?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ve fakat özenti ve yapay hayatlar özendirildi. Kime sorsan elit… Kime sorsan kültür abidesi, kime sorsan kaliteli kişilik, kime baksan lüks hayatını, en bilge haliyle yaşıyor.  Eski deyip burunladığımız, tertemiz yaşayan insanlara hasret kaldık biz.

Elleri hamura bulaşmış, sabun kokan, kınalı saçının perçemi yaşmağından alnına düşen sabırlı kadınlar nerde? Eşini baş üstünde taşıyan, karısını hazine sayan, kadınının hatırı için savaşları bitiren erkeklere ne oldu?

Orta yaşa yaklaşmış bir sürü insan evlenmekten korkuyor.  Niçin kadınlar ekonomik özgürlük derdine düşmüş? Neden zaman, para ve hayat kimseye yetmez oldu? Hırs mı, başarı mı daha önde? Samimiyet ile laubalilik neden birbirine karışmış durumda…Nerde o eski dostluk anlayışı? Ya yarın ölürsek, kim bizi iyi bilirdik diye uğurlayacak bu yalan dünyadan! Statüler, diller, ırkımız yahut dünyada sahip olduklarımız, bizimle öteki dünyaya gelebilecek mi?

Tevazu mu geçer akçe, yoksa küstahlık mı eftal!

Neden artık kimse hatalı ya da kusurlu olmayı denemiyor? Mükemmel olmak zorunda mıyız? Niye kimse kul hakkı yemekten korkmuyor?

Pizzayı lüks mekanlarda yediğimizi göstermek mecbur mu, acı soğan kuru ekmek neyimize yetmiyor. “O rahat hayat yaşıyorsa, ben neden yaşamıyormuşum” deyip, illaki birileriyle şartlarımızı yarıştırmak ve kıyas etmek zorunda mıyız?

Huzurumuzu, mutluluğumuzu ve sevgimizi akıllı telefonlarımızda resmederken mi aşkı kaybettik biz! Her yeni doğan “z kuşağı” olmak durumunda mı, yoksa biz mi şımarttık o beğenmediğimiz nesli? Ne olur bizim çocuğumuz marka kullanmasa, kıyamet mi kopar fakir ailenin evladı olarak doğsa? Bilimi çok öğrenmemiş fakat, ilim irfan sahibi olmuş o ak sakallı ermiş dedeleri ve neneleri Tik Tok’a mı kaptırdık? Hayat sadece paradan, gösterişten şatafattan mı ibaret? Bunları kazanırken ruh sağlığımızı kaybettiğimizi ne zaman fark edeceğiz biz?

Hayat üniversitesi denip basite alınan, bir ömürlük tecrübe neden hiçe sayılıyor?  

Özür dilemenin, selam vermenin, teşekkür etmenin, selam vermenin, insanlara gülümsemenin erdem olduğunu neden unuttuk?  Yardım etmeyi seven biri neden enayi sayılıyor. Nerde bizim imecemiz?

Nerde o toprakta didinen köylümüz! Nerde masal anlatan o tonton yaşlılarımız? Neden herkes muhteşem yaşıyor. Gülücük saçan sahte selfie resimleri yerine siyah beyaz resimlerdeki hüznü resmeden fotoğrafçılar şimdi neredeler?

Neden gülüşler yalan, bakışlar boş, göz yaşları sahte…

Herkes çok laf üretirken, neden çoğumuz üretkenliğini yitirdi. Birilerimiz diğerine benzemekten niye korkuyor, nedir bu farklı ve marjinal olma gayretimiz?  Gençler neden çok isyankar? Gerçekten taktir edip, beğendiğimiz bir rol modelimiz var mı? Herkes zengin, herkes bilge, herkes eğitimli, herkes unvan sahibi, herkes çok şey biliyorsa, nerde bu özü değişmemiş saf ve doğal insanlarımız? Neden herkes bakımlı, güzel, ya da yakışıklı!

Nerde bir harf öğretenin kölesi olan hadli insanlar!

Sonra da dendi ki doğal olun. Bla bla bla…Sanırım bir ben değilim bu çağa ait hissedemeyen. Bir dilim ekmeğe yoğurt sürüp yemeyi, burnumu koluma silmeyi, taşa toprağa oturmayı özledim. Emeğe saygıyı özledim. İnsana kıymeti özledim. Ben çocukluğumu özledim. Kendimizi kaybettik ve o öz güzelliğimizi unuttuk. Yapmayın lütfen. Anam sarımsak babam soğan. Var mı itirazı olan!

Müzeyyen Eser.

Devamını Oku

Ya insanlığımı sev, ya terk et

Ya insanlığımı sev, ya terk et
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayatım hep gözlemle geçti. Kendi çapımda araştırmalarım hiç eksik olmadı. Hümanist olduğunu iddia eden insanlar ilgimi çekse de onları da gözlemlediğim zaman bir takım insani ve dünyevi menfaati olan insanları sevdiklerini gözlemledim.

Filantrop yani insan sever olmak bile sahteleşmiş. Neden çıkarsız sevemez haldeyiz? Neden dünyevi hazlara bu kadar çok önem veriyoruz? Neden insanları olduğu gibi kabullenip, kişiyi kendi öz haliyle sevmeyi beceremiyoruz? Neden insanları oldukları halleriyle sevmeyi öğrenemedik? Neden hala beğenmediğimiz toplumu düzeltmek için, kendi nefsimizi dahi terk edemiyoruz? Ne sevmeyi biliyoruz ne terk etmeyi…

Elbette bu soruların cevapları kendimce bende mevcut. Hatta konuştuğum birçok insan da benimle aynı fikirdeler.

Kime dokunsak bin ah duyuyoruz insani ilişkilerin tamamıyla ilgili. Bundan yirmi yıl önce, en azından bu coğrafyada bizler daha natürel yaşıyorduk. İçimiz bu kadar öfke, hırs ve hınç ile dolu değildi. Kimsenin, içinde yaşadığımız bugün gibi, kendini maskelediği yoktu. Olsa dahi bu kadar küstahlık edilmiyordu. Herkes olduğu haliyle kabul görüyordu.

Çoğumuzun kahrederek yaşadığı son yıllarda, fazla özenti içinde yaş alıyoruz. Çoğumuz kendimizi, başkalarında arıyoruz ve onlara benzemek isterken kaybettik.

Genelde sosyolojik konuları ve kadın erkek ilişkilerini irdelediğim için, belki biraz fazlaca üstüne düşüyorum. Bunun sebebi yargılamak değil aslında, hepimizin şikayetçi olduğu konuları sorgulamak. Sadece, eleştiriyoruz. Sürekli kızıyoruz.

Yeni gelen nesil için, hayli endişeliyiz. Onları biz yetiştiriyorsak, önce kendimizi düzeltmek zorundayız. Ektiğimize bakmadan, biçtiğimizi beğenmiyoruz!

Kişisel olarak kendimizi sorgulamayı es geçiyoruz nedense. Doğallığımız kayboldu. Çevreme baktığım zaman hiç birbirine benzemeyen ancak tek tip, benzer modelde insanlar görüyorum. Aynı şekilde saç kestiren kadınlar, farklı ve marjinal olayım derken fıtraten değişen erkekler, aileden uzak çocuklar.  Kalabalık içinde yaşayan yalnız ve kimseyi hayatında barındırmak istemeyen bir insan modeli gibiyiz çoğumuz. İnsan sosyal bir canlıyken günümüz insanı asosyal. Geçimsiz. Sevgisiz. İlgisiz. Umutsuz. Hayalsiz ve en önemlisi de güvensiz yaşıyor.

Güzellik kavramı ya estetik doktoruna çok gitmekle ilişkili, ya da çok parayla… İçsel güzelliğin kimse için neredeyse artık hiç önemi kalmadı!

Kimse kimseyi beğenmezken, herkes o kadar çok şey olduğunu düşünüyor ki, genelimiz bilge kişiliğiz ve bu konuda fazlaca ısrarlıyız.

Bizler sokakta koşup oynayan, ekmeğin üstüne yağ sürüp yiyen, marka nedir bilmeyen, burnumuz akınca kolumuza silen çocuklardık. Ne ara kusursuz olduk, ne ara mükemmelleştik, ne ara mükemmeliyetçiliği öğreniverdik?

 Ya bırakalım da birileri bizi eksiklerimizle sevip kabullensin. Zengin bir adam “beni param için mi seviyorlar” endişesi yüzünden yalnızlaşmasın. Bırakın da en bakımsız halimizle sevsin biz kadınları çevremizdeki insanlar.

Kimse kimseyi o kişi olduğu için sevemediğinden mütevellit, 65 yaşında bir erkekle 25 yaşındaki bir kadın evleniyor. Olacak iş mi bu tarz sahte ve çıkara dayalı ilişkiler?

Elimizde ne varsa, hızla tüketir olduk. Tek derdimiz dünyevi hazlar. Sanki ölüm yokmuş gibi yaşamak istiyoruz hayatı.

Bugün bin emek verip aldığınız her şey, bir gün gelecek hiçbir işinize yaramayacak ki. Nedir bu hırs! Daha ölümsüzlük bulunamadı, hatırlatmakta fayda var! İnsan biriktirmek, iyi insan olabilmek daha önemli sanki! Dev aynalarını kırıp, boy aynalarına bakmayı denesek mi! Ne dersiniz?

Kafamı karıştıran şey ise, herkes aynı tarz şeylerden şikayetçi, amma velakin aynı hataları kendisi de yapıyor. Bu çifte standarttan kurtulamazsak şikayetler bitip tükenmez, sonu gelmez ki… Bize bilimi öğretmenin yanı sıra, hayat dersleri veren öğretmenlerimiz derlerdi ki, “herkes kendi kapısının önünü temizlese, mahalle, il, hatta tüm ülke tertemiz olur!” Ne kadar doğru bir bakış açısıydı. Fakat bize milenyum çağı bulaştıktan sonra, biz kendi kapımızın önündeki kirliliği bıraktık, başkalarının kirli çamaşırlarını karıştırmayı öğrendik. Keşke o eski güzel insanların, güzel düsturlarını örnek alarak yaşayabilsek yeniden. Gelecek nesile güzellikler taşısak. Ama maalesef unutturuldu, unuttuk!

Üzgünüm! Yalnızca üzgün… Tek yapabildiğim ise, doğru bildiklerimi daha fazla insana ulaştırabilmek adına, bulduğum her yere yazmak. Topluma yararlı kişilerin yazdıklarını okumak. Başka da elimden bir şey gelmiyor.

Endişeliyim. Endişeliyiz, Endişeliler!

 Sonuç: Boşa çırpınış, ardı arkası kesilmez şikayetler ve mutsuzluk.

 Allah sonumuzu hayretsin.

Müzeyyen Eser.

Devamını Oku

İnsanlar yaşama sevincini neden kaybetti?

İnsanlar yaşama sevincini neden kaybetti?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yazacağım yazı ne kimseye dokundurmak ne de eleştirmek için değil bunu başta belirtmek isterim. Herkesin “mutsuzluktan” şikayet edip antidepresan ilaçlara, keyif veren maddelere sarılması ya da abuk subuk  şeylerden zevk almaya çalışırken, kötü şeylere bulaşmasının nedenlerini sorgularken kafama takıldığı için yazmaya karar verdim.

Eğitimlisi de mutsuz, eğitimsizi de, yaşlısı mutsuz… Gençlerin ruh hali ortada, zengin mutsuz, fakir zaten şikayetçi, evlisi, dulu, çalışanı, işsizi, köylüsü, şehirlisi, kırsalı metropolü, kadını, erkeği, çoluğu çocuğu mutsuz bu dünyanın… “Yaşamaktan haz alıyorum, memnunum” diyen kimsecikler yok çevremizde.
Neden?
Mutluluk nerede ellerimizden kaçıyor, böyle bir çağda üstelik, her istediğimiz şeye bu kadar kolay ulaşırken neden hala mutsuzuz! Sanırım bunun bendeki cevabı başta inancımızın ve amacımızın olmamasıyla alakalı. İstediğimiz şeylere çabucak ulaştığımız için hayal gücümüzü bile kaybettik. Kaldı ki hayal etmek, başarmanın başlangıcıdır. Üreten insan mutlu insandır. Elde etme kavramı maalesef yerle bir edildi. Artık “erişmek” her anlamda çok kolay. Herkes kendi imkanı nispetinde istediği her şeyi elde edebiliyor. 

İnanç sistemi bitmiş. Bitirilmiş… İnandığımız şeyin hiç bir önemi yok. Asıl inanmamız gerekenleri öteliyoruz. Benliklerimiz derin boşluklara düşmüş. Serseri mayın gibiyiz. Nerede, niçin patlayacağımız belirsiz. Çoğumuz mutluluğun peşinden çılgınca koşarken yorgunuz. Kimi parayı, kimi cinselliği, kimi ünü, kimi şöhreti kimi evine alabildiği bir somun ekmeği mutluluk sanıyor. Günün sonunda istediğine kavuşsa da yine de mutsuz.

Mutlu olmak için neden hep zahiri şeylerden medet umuyoruz hala anlamış değilim şahsen. Neden yetinmeyi bilmeyiz?

Size bu noktada ilginç olmayan, fakat unutulmuş bir şeyi hatırlatmak isterim. Bu söylediğim şeyle belki sizleri mutlu edemem, ancak gerçek şu ki  “Mutluluk tercih meselesidir!” ’Ne yani ben mi istiyorum mutsuz olmayı, hadi canım sen de’ demeyin lütfen. Gerçekten bunu kendinizle konuşun, bakın bakalım sonuç ne olacak, iç sesiniz size benim dediklerimi diyecek mi? Yoksa aslında senden daha kötü şartlarda mutluluğu hayattan söke söke alanlar var mı diyecek!

Neden mi mutlu değiliz?  

Çünkü artık doyumsuzuz! Çünkü mutlu olacağımıza İNANMIYORUZ. Bunu başaracağımıza da İNANMIYORUZ. Aslında işin en kötüsü de, mutsuz olmak için direnmemiz. Akıp giden anlarımıza yazık, bunu kendimize yapmamalıyız. Çünkü bu hayatın tekrarı yok. Bir nefes deyip küçük gördüğümüz anın kıymeti bilinmezse o anlar birleşip, ömrü oluşturuyor. Ömrümce hiç mutlu olmadım der ve hep yakınırız! Farkındaysanız bunu çok fazla insandan duyuyoruz. Eğer biz inanırsak hayat inandığımız doğrultuda şekil verir ömrümüze. İnkar etmek kolay geliyor; değil.

İnanırsak, elimizdekilere şükredersek ve yaşama da pozitif bakarsak mutlu olmanın kapısı en azından aralanır. Sen bilerek ve isteyerek kendi mutluluğunun önüne set çek, mutsuzluğun arkasına saklan, kapıyı kapat ve üstüne de asma kilit tak. Sonra mutsuzum diye yırt kendini, bu şekilde mutlu olmayı beklersen, emin ol kapıyı “MUTLULUK” o kapıyı kırıp içeri girmez, giremez. Bitici ve geçici şeylere ulaşamadığımız için mutsuz oluyoruz. İçsel ve somut şeyler önemini yitirdi. Ruhumuzu iyiliklerle besleyerek kalıcı mutluluklar yaşamaya odaklanmıyoruz. Takılmışız gösterişin ve elden gidici dünyevi hazların peşine, hep bir ağızdan avaz avaz mutsuzum diye feryat ediyoruz.

Mutluluk bir yağmur damlasında, mutluluk bir bebeğin masum yüzünde, mutluluk bir yaşlının duasında, mutluluk bir kitabın satırlarında, mutluluk yalnız bir insanla yalnızlığını paylaşıp onu dinlediğiniz konuşma da. Mutluluk içinizde, mutluluk kendi ellerinizde! Mutluluk semaya açılan avuçlarımızda aslında…

Bulunduğumuz yerlerde mutsuzluk yakamızı nasıl bırakmıyorsa, mutlulukta gölge gibi bizi takip etmekte. Yeter ki tercihimiz o yönde olsun.

Bu sadece bakış açımızla alakalı. Kimse bana “ama” ile başlayan cümleler kurmasın, eğer gösterilen gerekçeler gerçek sebepler olsaydı, zenginler, sağlıklı olanlar, güzeller, başarılılar, ünlüler çok mutlu olurdu. Yazdıklarım kendinizi kandırın demek olarak algılanmasını da asla istemem. Çünkü Polyanna sadece bir masal kahramanı!

İnanan insanlar için mutluluk var ve mutlular, mutlu olmayı istemeyenler için ise sadece masal!

Unutmayın hayatınızı masallardaki kadar mutlu yaşamak kendi elinizde. Bu da tatminkar olmak ve ruhun içsel doyuma ermesiyle birebir doğru orantılı. Herkese mutluluklar dilerim. Bu yazıyı yazdığım için çok mutluyum. 

Müzeyyen Eser

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

ankara escort escort ankara